
Berlin, UNESCO’nun Yaratıcı Şehirleri listesinde bulunan şehirlerden biridir ve oldukça önemli ve güçlü bir yaratıcı alt-kültüre sahiptir. Ancak şehrin şık ve zarif özelliklerinin farkedilmesi zaman alır, ilk bakışta pek anlaşılmazlar, çünkü Berlin şehrinin albenisi ve hatta seksapeli, Paris veya Roma gibi insanı anında yakalamaz. Ve... Sabah saat 11:00’den önce birşeyler yapmayı planlamayınız – o saate kadar şehir ölüdür.
Şansımız vardı ki, hareketin nerede merkezlendiğini biliyorduk. Berlin’in Mitte semtine (Almanca, orta veya merkez anlamına geliyor) yöneldik. Burası, bir kısmı eski Doğu Berlin’e ait olan tarihi bir bölge. Şu günlerde ise, neredeyse SOHO’dan bile şık ve zarif oduğu kadar, bir anlamda orayı da anımsatmakta. Yenilenen ve restore edilen binaları, tasarımcı elinden çıkmış, türünün tek örneği sayılabilecek kadar özgün mağazaları, cafe’leri, fırınları, restoranları, barları, sanat galerileri, atölyelerinin yan sıra, bu semtte atan yaratıcı nabzın kendine doğru çektiği tasarımcılar, mimarlar, fotoğrafçılar ve sanatçıları ile bambaşka bir dünya. Mitte semti aynı zamanda Berlin’in kalbi de sayılmakta; görülmesi gereken belli başlı tüm adresler, yerler ve mekanlar ve birçok medya şirketi semt sınırları içine konumlanmış bulunuyor.

Mitte’de Lux 11’de kaldık. Lux 11, sosyalist amaçlar için çalışmış olan ve bugün ismi caddede yaşayan, Rosa Luxemburg’a bir selam anlamı da taşımakta. Otelin ismi aynı zamanda lüks ve ışık kavramlarına da gönderme yapmakta (lux kelimesi, Latince ışık, demektir). Lux 11, 2005 yılında yenilenmiş bir binada açılan 72 odalı şık bir apartman otel olup, 19. yüzyılın sonlarına doğru şık ve kalburüstü kimselerin ikamet ettiği zarif bir rezidans binasıydı. Daha sonra, iş yerine dönüştürülen yapıda, bir zamanlar Soğuk Savaş günlerinde ofisi bulunan KGB’nin, buradan Moskova ile doğrudan iletişim kurduğu söyleniyor. Bu anlatımın doğru olup, olmadığını bilmiyoruz, ama, öykü olarak hoşumuza gitti.
Otelin genel anlamda konsepti ve iç mekan düzenlemesini Londra’lı mimarlar Giuiana Salmaso ve Claudio Silvestrin tasarlamışlar. Öyle bir ortam yaratmayı başarmışlar ki, burada tertemiz, minimalist ve işlevsel tarz ile titiz ve ince düşünülerek oluşturulmuş detaylar muhteşem bir uyumla içiçe geçmişler. Beyaz duvarlar, doğal ahşap malzeme, Çin yeşili beton, deri perdeler, sert kumaş kullanılan mobilya döşemelerinin de katılmıyla sağlanan bütünlük ancak yaşanarak hissedilebilir.
Mekanın sadeliğini sevdik – insanı rahatsız eden fazlalıklara yer verilmemiş olması; odalarda yatak örtüsü ile perdelerin aynı kumaşlardan olması gibi sıkıcı tasarımların bulunmaması gibi... Odamızdaki küçük mutfak da pek hoştu (otelin büfe kahvaltısını pek tavsiye edemeyeceğiz) ve bu mutfağı, otelden hemen bir blok uzaklıktaki Dircksenstrasse üzerinde Bio Organik Süpermarket’ten aldığımız yiyeceker ve ürünlerle dodurduk. En iyi kahveyi ise, Rochstrasse’deki (burası da bir blok mesafede) Buscaglione’de içtik ve en iyi çorba için (otelin karşısındaki) Kultur’e geçmemiz yeterli oldu.
Neleri Seveceksiniz: Konum, konum, konum. Herşey Mitte’de. Neleri Sevmeyeceksiniz: Havalandırmanın olmayışı, sönük ve cansız yastıkları ve İnternet erişiminin pahalı oluşunu (5 saati 12 Euro)
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|