Pazartesi, 26 Şubat 2007 |

İngilizlerin gururu ve yaşam keyfi Almanların para kazanma özellikleriyle birleşince ortaya çıkan Rolls-Royce, mutlak konforu, rahatı ve belli bir yaşam tarzını tam anlamıyla yakalayan bir ürün olarak belirdi. Lüks araba dünyasında “uçan kadın” imajının en incelmiş, en zarif temsilcisi oldu. Phantom arabalarda o topraklarda bulunan kayın ağaçlarını kullanmışlar ve geniş iç hacmin deri döşemeleri için 1000 dana harcamışlardı. Yine de bu arabanın bir eksiği vardı; ilk bakışta tanımlanamayan, ama hissedilen bir eksik. Bu da, arabanın elle yapılmış olduğunun anlaşılamıyor olması idi. İşte bu noktada daha şimdiden kulağımıza gelen söylentilere bakarsak, Rolls-Royce Cornish’in bunu aşabildiğini söyleyebiliriz.
Yaratılışında 2004 yılında oluşturulan 100EX konseptinin ilhamı ile katıldığı Cenevre Motor Fuarı’nda sergilendiği zaman üzeri açık iki kapılı araba, uzaktan Phantomu çağrıştıran duruşuyla dikkatleri üzerine çekiyor ve ziyaretçilerin hayran bakışlarla mutlu bir şaşkınlık yaşamalarına sebep oluyordu. Arabanın yanından ayrılırken herkesin dudaklarında kocaman bir gülüş oturmuştu. Dış görünüşü ile kromajlı ve belirgin hatlarla 100EX modelin özelliklerine sadık kalırken, iç dekorasyonu ile asil ve zarif bir İngiliz beyefendisinin üyesi bulunduğu kulübüne giderken kullandığı bir araba olduğunu göstermekteydi; bütünüyle düşünüldüğünde minimalizm ile Art Deco’nun muhteşem uyumunu içinde, devrin tasarım felsefesi sergilemekteydi. 6.8 litrelk ve V12 özelliğindeki motoru ile, şehir dışındaki yollarda uçarken kendisini hiç bu kadar nostaljik hissetmiyordu. Matthew Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|