Glasvegas |
Salı, 05 Ağustos 2008 |
|

Dünyaya Oasis ve The Libertines isimli grupları kazandıran adam, Alan McGee’nin bulduğu işlenmemiş pırlantayı dikkatlerinize sunuyoruz. Dört kişiden oluşan İskoçyalı grup Glasvegas, Ronettes döneminin en iyileriyle günümüz Glasgow ortamının en kötülerini muhteşem bir şekilde bir araya getirmeyi başarmış.
Phil Spector’dan Elvis’e kadar uzanan çizgiden etkilendikleri açıkça belli olmasına rağmen, ortaya çıkardıkları işler öylesine özgün ve benzersiz ki, adeta The Jesus & Mary Chain içkinin verdiği hoşlukla, Grease’in albümünü yeniden yorumlamışlar izlenimi veriyor.
İnsanı sesin coşkulu ve yıkılmaz duvarlarıyla sarmalayarak içlerine alıyorlar, ancak öyle bir şey var ki, kesinlikle mesafeli – kesinlikle İskoçya’ya özgü – yarattıkları ses örgüsüyle ilintili bir şey; ve içinde bulunduğumuz 2008 yılında, ellerindeki gitarlarıyla müzik yapan yeni yetme çocuklardan çok daha fazla ve farklı olarak herşey ve gidişat hakkında ne çok şey söylemeyi başarıyorlar.
Solistleri James Allan’ın belirgin ve ağır Glasgow aksanı aynen Sheffield grubundaki Alex Turner ve Mockney grubundaki Mike Skinner misali etki yapıyor. Ve Glasgow’a özgü tınılar eşliğinde şarkı söylemek Glasvegas deneyiminin bir parçası olarak öne çıkıyor; ezgiler yaşandıkları yerde mükemmelleşiyor. Rob Facey
|
Festival ateşi |
Perşembe, 31 Temmuz 2008 |
|

Festival mevsiminin yoğun olarak yaşandığı şu günlerde, The Cool Hunter, iyi bir zamanlamayla dünyanın belli başlı festivallerini dikkatlerinize sunmayı düşünüldü. Bazılarını duymuş olabilirsiniz, bazılarını ise, büyük bir ihtimalle hiç duymamışsınızdır. Her halükarda, dünya müzik tutkunları için hepsi de vazgeçilmez özellikte.
Sonar – Barcelona, Spain
Bir müzik festivaline gitmek, kişinin üç gün süreyle dağıtarak insanlık durumuna uygun olmayan şartlarda yaşamak zorunda kalması anlamına gelmiyor. Temiz ve kaliteli olanı seçenlere uygun bir festival olan Sonar, toz-toprak ve çamur ortamı yerine, Barcelona’nın olağanüstü güzellikteki Ramblas köyünün bulunduğu bölgede yer alıyor.
Exit Festival – Novi Sad, Serbia
Sırbistan’ın Novi Sad şehrinde gerçekleşen Exit, aslında, Miloseviç rejimine karşı politik anlamda bir protesto olarak başladı. Günümüzde bir onsekizinci yüzyıl şatosunun arazisi üzerinde yer alan Exit, dört gün süreyle çok yoğun geçen bir müzik ve eğlence ortamı olarak dikkatleri çekmekte.
Aldrei For Eg Sudur (I Never Went South) – Isafjordur, Iceland
Bencil rockstarları bir kenara bırakın ve karların erimeye başadığı baharın ilk günlerinde İzlanda’nın kuzeyine doğru uzanarak İzlandalı yeteneklere ağırlık veren festivale katılın. Bir festivalden diğerine koşan ortalama festival izleyicisini korkutan şartların hüküm sürdüğü bir ortamda gerçekleşen Aldrei For Eg Sudur, en yoğun olarak toplu halde yaşanan bir festivaldir. Fuji Rock Festival – Naeba Ski Resort, Japan
Yaz mevsiminde ski yapılabilen sık ağaçlı ormanlık alanda gerçekleşen Fuji Rock, müzik festivallerinin olmazsa olmazı geniş ve büyük arazi ortamına tam anlamıyla sahip ve önemli bir rock festivali için hayal edebileceğiniz olağanüstü güzellikteki en sakin ve dingin ortamı sunmayı başarıyor.
Splendour In The Grass – Byron Bay, Australia
Avusturalya’ya ya seyahat etmek artık eskiden olduğu kadar ucuz değil, ancak Splendour In The Grass için bu masrafı yapmaya değer. Uzayıp giden kuyruklarda beklemenin ödülü rahat bir ortam ve Byron Bay koyunun kıyıları boyunca yer alan plajlar oluyor. Matt Shea
|
Tame Impala |
Salı, 22 Temmuz 2008 |
|

Dünyanın en ıssız bölgesindeki en önemli şehir Perth, Avusturalya’dan dünyaya açılan Tame Impala grubu günümüzde yaygın olan müzik eğilim ve trendlerinden adeta korunmuş gibi, kendilerine özgü yepyeni bir bileşim yaratarak Cream, Kinks ve Kyuss tarzını bir araya getirmişler. Yaşlarının toplamı 35’i geçmeyen olmayan üçlünün müziği 70’li yılların esintilerini bugüne taşıyor. Giderek yavaşlayarak kaybolan gitar tınıları ve kişiyi hipnotize eden psyco tarzları ile Tame Impala, seslere sık aralıklarla yüzeysel vurgu yapan diken diken tempolu gitarlar ve diken şekli verilmiş saç modellerinin sonunu getirerek psycho-rock tarzının yeniden doğuşunu müjdeliyor olabilir. Dave Ruby Howe & Nick Christie
|
Güzel İsveç: Lykke Li, Lacrosse ve El Perro Del Mar |
Pazartesi, 14 Temmuz 2008 |
|
Ekonomi, teknoloji, buz hokeyi, tenis, kişisel bakım: İsveç tarzı başarılar listesi hem uzun, hem de birçok farklı konuyu kapsamakta. Krallıktan dünyaya seslerini duyurmaya başlayan yeni nesil indie tarz pop müzik yapan sanatçılar sayesinde ise, dünya kıskanılacak yeni bir şey daha keşfetmiş oluyor. Üç muhteşem örneği burada sizlere sunuyoruz:

Lykke Li şarkı söylediğinde sesi o denli narin ve zarif, o kadar göksel niteliklere sahip ki, adeta deniz dibinde konumlanmış olan bir denizaltıdan yayın yapıyormuş gibi geliyor. Dahası, Li bu olağanüstü yeteneği beceriyle kullanarak son derece yalın ve titizlikle sadeleştirilmiş prodüksiyonlarla birleştiriyor; böylelikle insanı dosdoğru tınılar ve şarkılar evreninin yüreğine götürmeyi başarıyor.
|
Hercules & Love Affair (ve DFA’dan yılın en iyi albümü) |
Pazartesi, 14 Temmuz 2008 |
|

Hercules And Love Affair grubu, günümüz dans dünyasının önde gelen yıldızları olarak bir yandan DJ Andy Butler tarafından müzik dünyasındaki büyük ve efsanevi yolculuk öyküsü olarak tanımlanırken, Antony & The Johnsons grubundan Antony Hegarty’nin beğenisini kazanmayı da başarmışlar. Yarattıkları pırıl pırıl ses evreni öylesine özgün ve çekici ki, insanda tekerlekli patenlerini ayağına geçirip dosdoğru 70’li yıllara kayma isteği uyandırıyor.
Ancak, artık modern zamanların disco devrinde yaşıyoruz. Belli bir amaca yönelik değil de, daha çok sadece selam niteliği ağır basan retro tarz çalışmalar yerine, underground tarzın her hafta sonu yayınlanan klüp listelerini tıka basa doldurduğunu görmekteyiz; sintetizerler, nefesli çalgılar ve yumuşak seslerle örülü vokaller arasına adeta karşı konulamaz bir şekilde gizlenerek yerleşmiş, gizemli ve çekici birşeylerin varlığını hissediyoruz. Müzik eleştirmenleri albümden övgüyle söz ederken, moda öncüleri onu çoktan benimsediler bile (‘You Belong’ isimli parçayı Chanel Sonbahar/Kış moda gösteriminde kullandı)...
‘Blind’ ve ‘Hercules Theme’ isimli parçalar o denli canlı, öylesine taze duygularla dolu ki, insanın kendini kaybetmemesi için özel bir çaba göstermesi gerekiyor. Gerçek anlamda cool John Travolta disko tarzı...
Ve, böylece Hercules And Love Affair grubunun nihayet hak ettiği ilgiyi görmeye başlamasından dolayı The Cool Hunter, www.dfarecords adresli, marka / prodüksiyon şirketi DFA Records şirketine gereken önem ve kutlamayı sunarak, müzik anlamında en iyi yaratıları arasında yer alan bu albümü 2008 yılının en iyi albümü olarak seçmiş bulunuyor.
The Rapture ‘House of Jealous Lovers’
Aslında Talking Heads grubunun Television grubuyla sintetizerler vasıtasıyla karşılıklı diyalog kurmasından biraz daha fazlası gibi durmasına rağmen, bu albüm yeni yetişmekte olan gençliğin katıldığı milyonlarca partide çalınmayı başarmış olmasının yanı sıra, daracık jean pantolonlar ile Converse marka ürünlerden çok, tuhaf kişiler ve küçük çanlara hayranlık duyan New Yorkluların sarhoş olup, eğlendikleri ortamlarda da çokça çalınmakta.
LCD Soundsystem ‘Daft Punk Is Playing At My House’
James Murphy’nin tamamen kendine özgü vokal tarzını onu dinlemeden tam anlamıyla kavrayabilmek mümkün değildir. Soğuk algınlığına yakalanmış bir ayının duş alırken şarkı söylediğiniz düşününüz, bu bile onu sadece yarı yarıya anlamanızı sağlar. Bu albümüyle bir yandan komşuların aklını başından alırken, öte yandan onları adeta kendiliklerinden katılmaları için davet etmekte...
The Juan Maclean ‘Happy House’
Bu iğrenç albüm o kadar acayip ve tuhaf ki, onu dinlerken kendinizi sanki sabahın 04:00’ünde loş bir indie tarzı diskoda, ısmarlamış olduğunuz ve içkiden başka herşeye benzeyen tuhaf bir karışıma dalmış bakarken, gözleri makyajlı ve omuzlarında melek kanatları olan kişinin aslında bir erkek olduğunu düşünürken buluyorsunuz...
Hot Chip ‘Over and Over’
Büyük değil ama kesinlikle akıllıca hazırlanmış... Nu Rave tarzı dansın öncüsü niteliğindeki seslerle örülü, genç ve dinamik olduğu kadar tok ve belirgin temposuyla ifade bulan müzik, şık caddelerden çok, sokakların ruhunu yaşatmakta... Rob Facey
|
Al Green – Lay It Down |
Pazartesi, 07 Temmuz 2008 |
|
 Her kim, olağanüstü görkemli Al Green’i, prodüktörler ?uestlove ve James Poyser ile bir araya getirdiyse sınırsız teşekkürü hakediyor. Green’in yeni albümü ‘Lay It Down’ büyük bir olasılıkla, bu yıl dinleyeceğiniz soul tarz müzik albümlerinin en iyisi... Konuk sanatçılar Anthony Hamilton ve John Legend’in de katılımıyla zenginleşen bu çok modern albüm, kesinlikle Al Green koleksiyonunuzda yer almalı.
Diğer önemli Al Green albümleri hangileri?!
The Cool Hunter sizler için araştırdı. Let’s Stay Together – 1972
Fazla açıklamaya gerek yok, albüm, ismiyle anılan parçayla Amerika Birleşik Devletlerinde ard arda 9 hafta süreyle bir numarada kalmayı başarmış bulunuyor. Albümdeki diğer parçalar aynı ölçüde öne çıkmıyor olabilir ama, yine de aynı derecede güçlüler...
The Belle Album – 1977
Dünyevi konuları işlediği son LP’sini çıkarmasını beklediğimiz bir zamanda Green, bir anlamda kendini ifade ettiği, dinsel ve dünyevi yorumlar arasında kalan bir adamın çarpıcı içsel yaşantısını dile getiriyor.
I’m Still In Love With You - 1972
Green’in, 1972 Yılı Noel’inde çıkan bu en duygusal ve romantik albümü, sanki gürül gürül yanan bir şöminenin karşısında, en özel şaraplar ve kadın arkadaşlarla birlikte dinlenmek için yapılmış.
Gets Next To You – 1971
Green’in 70’li yılların başında çıkardığı ve kendi tarzını tanımladığı albümlerden biri olarak öne çıkmakta; sesler, adeta güçlükle dizginlenebilen, başını almış giden bir çılgınlığı ifade etmekte. Kesinlikle muhteşem.
Call Me – 1973
Willie Mitchell’in titizlikle çalıştığı prodüksüyonla bütünleşen ve Green’i sanatının doruğuna taşıyan albüm... Dinleyiciyi büyüleyen kesin bir sanat eseri. Bir sanat eseri... Matt Shea
|
Yeasayer - 2080 |
Pazar, 22 Haziran 2008 |
|

Brooklyn’li dörtlü Yeasayer’s music, indie rock tarzı dünyanın güncel tempolarıyla birleştirdiğinden, ilk bakışta bilinen ve adeta endüstriyel tipte müzik yapıyormuş gibi görünse de, grup bu tarzları adeta bir büyü çerçevesinde bir araya getirmeyi başarmış; her iki tarz sanki birbirinin içinde eriyor ve bambaşka, muhteşem bir deneyime dönüşüyor..
Gitarlar, sitarlar, mandolinler, bongolar, çanlar ve duygu yüklü baslar, hep beraber, onlara bambaşka bir çehre veren sintetizerlerden geçerek ve aynı zamanda vokallerle birleşerek yoğun bir müzikal karışım ortamında, gubun zaten doğaüstü, neredeyse göksel nitelikler taşıyan müziklerini daha da etkileyici kılmayı başarıyorlar.
Önde gelen isimler David Byrne ile Peter Gabriel böylesine muhteşem ve kişiyi böylesine sarıp sarmalayabilen müzikle gurur duyuyor olmalılar. Matt Shea
|
Fleet Foxes |
Cumartesi, 14 Haziran 2008 |
|

Seattle’lı Fleet Foxes grubu, soğuk, yağmurlu bir öğleden sonrasına çok uygun. My Morning Jacket ile Band of Horses’dan süzülmüş sakin, dingin bir Brian Wilson adeta; grubun 21 yaşındaki solisti ise müzik alanında olağanüstü bir yetenek.
En beğendiğiniz indie tarzı müzik yapan grubun yönlendirdiği bir kilise korosunu anımsatmakta. Ses, bütün olarak, net ve kırılgan tınıların bir araya gelerek dalga dalga tabakalar oluşturup, vokal armonilerin ifade bulduğu gitarların tellerine hafifçe dokunularak varoluyor ve sadece uçsuz bucaksız gökyüzünün veya sonsuzluğa uzanan vahşi doğanın çağrıştırdığı hasret ve yalnızlık duygusu ortama hakim oluyor.
Tınılarında, adeta eş zamanlı olarak hem içinde bulunduğumuz an, hem de yüz kırk yıl öncesi ifade buluyor.
Varoluşunu, duruşunu zamanın dışına konumlandırmış olan bu albüm, bu grup, Fleet Foxes, artık burada, bizimle birlikteler. Nick Christie
|
The Cool Hunter’ın seçtiği 2008’in en iyi on albümü (bugüne kadar) |
Salı, 10 Haziran 2008 |
Liste yapmak için henüz erken mi? Bizce, asla değil. Listemizi sizlere burada sunuyoruz; bu şarkıların hepsi ’08 yılı için çıtayı yükseklere çıkarmayı başarmış bulunuyor.
10 - Foals - 'Balloons'
Bu Oxford’lu gençler “adına aşk denen yakıtla balonlar uçuruyor.” Bu yıl içinde, bugüne kadar en sevdiğim şarkıyı da onlar söylemiş oluyor. Aynı zamanda insanın içine işleyen, kristalize gitar tınılarıyla boğuk ve derinden gelen üflemeli çalgı seslerini de onlar yaratıyor – şöyle bir arkanıza yaslanıp, müziği içselleştirmekten başka ne yapabilirsiniz? Bir kere daha dinleyelim, lütfen.

9 - Tokyo Police Club - 'In A Cave'
Ontario’lu gençler, bu işi olması gerektiği gibi yapıyorlar. Davulun temposuyla harekete hazır hale geliyorum, gitarlar beni havalara zıplatıyor ve doğal haliyle sunulan tüm müzikal görkem, sanki punk tarzını ilk keşfettiğim günü anımsatıyor.

8 - Cut Copy - 'Lights & Music'
Tınılar arasında dolaşarak ezgiden ezgiye geçerken bile, Cut Copy, enerji yüklü, pop tarzı, tektaş nitelikli mükemmel mücevherler ortaya çıkarıyor. Liste başı niteliğinde.
7 - M83 - 'Graveyard Girl'
Mezarlıkta ikinci baslara geçiş yapmak tuhaf bir tavır ya da lanet çağırıştıran bir şey midir? Albüm herşeyi o kadar doğru, o kadar olması gerektiği gibi seslendirmiş ki... Ve çok da ilginç.

6 - Snoop Dogg - 'Sensual Seduction'
Snoop, aslında her istediğini yapıyor. Bir armonikayla sıkıntıları uzaklaştırıp, kasvetleri dağıtıyor ve bir anlamda, her telden çalarak, bizleri hem country, hem western tarzlarıyla sarmalayıp, son derece ilginç bir albüm oluşturmayı başarıyor.
 5 - Santogold - 'L.E.S. Artistes'
Mükemmel bir pop tarzı. Sınırları olmayan, engel tanımayan. En iyi indie-reggae rock-hop tarzda yapılmış, en iyi parçanın ilk elden varoluşu.

4 - The Presets - 'This Boy's In Love'
This Boy's In Love, sanki Depeche Mode’un bombalanmış bodrumunda unutulan bir mücevher parçası gibi; adeta gök gürültüsü ve şimşek sağanağı içinde listedeki yerini alıyor. Albümde eşit ağırlıkta kullanılan fey-pop ve gerçek dans pisti tarzlarıyla bir dinamit olarak tanımlanabilir.

3 - Vampire Weekend - 'A Punk'
Baş vokalist Ezra Koenig’in “Dışarıya bak, yağmurluklar gitmiş” dizesini her mırıldanışında, şöyle bir duygulandığını ve içten gelerek ‘Of, be!, bu da bitti’ dediğini algılıyoruz. Böyle bir durumda daha alışılmış olan ‘Of, of, of’ demesini beklerdim ama, belki de böyle demediği için, onu tekrar tekrar dinliyorum.

2 - The Teenagers - 'Love No (Delorean Remix)'
Bir haftalık bayat biberli pizza, dansçı kızlar, kırık İngilizce ve yoz, sıradan bir kendini beğenmişlik. Evet, Teenagers grubunda bu özelliklerin hepsi var. Ve Delorean isimli remiksleri, bir şekilde onları daha da iyi yapmayı başarıyor. Muhteşem.
1 - MGMT - 'Kids'
Şaşırtıcı. Giderek biraz yükselen sintetizerler adeta oyun oynayan çocukların birbirine karışan seslerini anımsatmakta. Acaba şu anda dünyanın her hangi bir yerinde insanı böylesine havalara uçuran başka bir şarkı girişi var mıdır? MGMT insanı neredeyse canı acıyana kadar, yumruklarını sıkıp olabildiğince yükseklere zıplatıyor, en yüksek perdeden, avaz avaz şarkı söyletiyor, deliler gibi dans ettirip, gülümsetiyor. Teşekkürler MGMT.

|
The Futureheads – Beginning of the Twist |
Perşembe, 05 Haziran 2008 |
|
 Ayrılmak güç olabilir. Anlaşılıyor ki, kimse Futureheads grubuna hayatın bu gerçeğini anlatmamış. Futureheads, 679 müzik yapım şirketinden ayrıldıktan sonra da, bir nebze bile yavaşlamadılar.
Sunderland yapımı dört parça içeren The Beginning Of The Twist isimli yeni albümleri, ipler belli bir müzik şirketinin elinde olmadan da coşku ve sevinçle dopdolu ve enerji yüklü bir yapım olarak ortaya çıkmayı başarmış.
Bu albüm de onların klasik yeni-dalga tarzı gitar sesini taşıyor; Converse All Stars giyen yeni gençliğin, mahallelerindeki indie tarzı disko ortamları için ideal; büyük prodüksüyonlara özgü tınıların eşliğinde Youth grubunun (Primal Sceam’in, The Verve’in) altın parmak uçlarından dökülen tınılara göndermeler yapmakta.
Kaiser Chiefs’in gölgesinde kalarak ortadan kaybolacaklarını sanmıştım, ama Futureheads geri döndü ve her zamankinden daha iyiler. Dave Ruby Howe.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
The Radio Dept. - Freddie and The Trojan Horse |
Cuma, 23 Mayıs 2008 |

Bir grubun, yarattıkları her yeni parça ile nasıl gelişip, değiştiğini izlemek son derece şaşırtıcı bir şey.
Örneğin, indie tarzı müzik yapan Labrador’lu altın çocuklar, Radio Dept. grubununun yeni single’ına bakalım.
İlk albümleri Lesser Matters’ın olağanüstü ve yoğun dream-pop tarzından çok farklı olan, giderek karanlık, kasvetli ve ağırbaşlı tınıların oluşturduğ ses düzenine doğru atılan yeni bir adım niteliğinde adeta. Gerçi ilk kayıtları Pet Grief, yalnızlık, dışlanmışlık ve hayal kırıklığı üzerine derinden derine birşeylere işaret etmekteydi; Freddie And The Trojan Horse' ise, Radio Dept.’ını bir kırgınlık ve karşı koyuş sarmalının derinliklerine konumlandırıyor.Johan Duncanson’un başkaldırı tınılarıyla bezeli, makineli tüfek sesini anımsatan belirgin ve vurgulu temposundan yola çıkılarak oluşturulan 'Freddie And The Trojan Horse' soğuk, mesafeli ve katı duruşuyla bu yıl içinde dinlediğim en heyecan verici yapıtlardan biri olarak öne çıkıyor. Dave Ruby Howe

|
Yeo & The Fresh Goods - Trouble Being Yourself |
Pazartesi, 12 Mayıs 2008 |
|
 Brisbane, Avusturalyalı Yeo Choong, akıllı biri. Böyle söylememin nedeni onun Yeo and The Fresh Goods grubunun arkasındaki büyük beyin olmasından kaynaklanmadığı gibi, matematiksel netlik ve kesinlikle müzik yaptığı için de değil.
Böyle söylüyorum çünkü, kendisi henüz 21 yaşında ve halen Odiyoloji konusunda Master öğencisi ve çünkü, ilk albümü ‘Trouble Being Yourself’ N.E.R.D. albümünün daha bir coşkulu ve tutkulu versiyonu olduğu için...Gerçekten de, dikkatleri çeken parça ‘Two Sides Of A Door’ Pharrell’in beğeneceği nitelikte.
Ama Yeo, sadece funk rock tarzı müzik yapmakla ve hafif falsetto tempoda şarkı söylemekle yetinmiyor. Bir tarzdan diğerine atlıyor ve tarzlar arası gidiş gelişler yapıyor, hatta bütün bunları tek bir parçada gerçekleştiriyor.
Reggae-pop tarzındaki ilk parça ‘Fishin’With Aidan’ giderek parti atmosferinde gerçekleşen salsaya dönüşüyor; bu esnada Dido’nun çoktan unutulmuş olan, bir zamanların aynı ismi taşıyan hit albümünden ‘Sublime’ ve ‘Thank You’ isimli parçalarından mesajlar iletmeyi başarıyor.
Yeo’nun kayıtlarında, tınıları derinden duyulan nefesli çalgılardan, vurmalı çalgılara yayılan Super Mario tarzı ezgiler, albümün tümünde duyulmakta. İnsanı saran, yakalayan, hoş ve eğlenceli bir albüm.
Gerçekten de ismi gibi, taptaze. Nick Christie ( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Bon Iver - For Emma, Forever Ago |
Pazartesi, 28 Nisan 2008 |

İçerik herşeydir.
'For Emma, Forever Ago', isimli albümü hazırlarken, Bon Hiver – asıl ismiyle Justin Vernon – Wisconsin’in en ücra köşesine çekilmiş ve orada üç soğuk kış ayı boyunca yalnız kalarak kayıtları tamamlamış.
O yalnızlık duygusu, herşey paramparça olurken yaşanan o sıkıcı, bunaltıcı ızdırap, hepsi, bu albümde, tellerin adeta yüreğinden yükselen akustik tınılarda ve yumuşak fısıltılarla dile gelen vokallerde ifade bulmuş.
Bon Iver ismi, anlam olarak Fransızca ‘iyi kış’ kelimeleriyle oynanarak elde edilmiş. Ve, bu, burada önemli, çünkü Vernon için çok kötü bir kış olabilecekken, burada sunduğumuz olağanüstü albüm sayesinde tamamen aksi gerçekleşmiş bulunuyor.
Ses dünyasının yelpazesinde Iron and Wine ile Jose Gonzalez arasında bir noktada konumlanmış olan 'For Emma, Forever Ago' akustik gitar ve Vernon’un insanı iyileştiren falsetto tınılarıyla dönüşümlü olarak katman katman işlenmiş dokuz olağanüstü parçadan oluşmakta.
Sevgiliniz tarafından terkedildiğinizde dinleyebileceğiniz bir albumden söz ediyoruz. Bu bağlamda, Bon Iver mutsuzluğunuzu hafifletmeyi başarıyor. İçerik herşeydir ve 'For Emma, Forever Ago' muhteşem bir eser. ‘Skinny Love’ parçasını şu adresten dinleyebilirsiniz:
myspace.com/boniver
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize | |