Advertisement
20:05 07 10 2008
ana sayfa
The Zetter Hotel – Londra
E-posta Perşembe, 12 Nisan 2007

Image

Bir ‘butik’ oteli değerlendirmem istendiği zaman aklıma ilk gelen ‘Tanrı yardımcım olsun’ gibi bir şeydi. Öyle gönünüyor ki, bu yeni nesil oteller sadece şehirlerde yetişmiş ve oralarda yaşayan ve dahası her zaman yaptıkları anlamsız bir iş seyahatlerinde şehirde geçirecekleri birkaç gün için konakladıkları, aynı zamanda harcayacak çok paraları olan şehirli beyler ve hanımlar için yaratılmış olmalılar. Bu oteller çok pahalı, gereğinden çok elemanın çalıştığı ve sadece insanlar odalarında şık bir halı görmek istiyorlar, düşüncesiyle oluşturulan mekanlar olarak belirmekte.

Bu düşüncelerle ve içimde tuhaf bir çekinme duygusuyla Pazar gecesini geçirmek için Londra’daki Zetter Hotel’e yerleştim.19. yüzyılda depo olarak kullanılan bina, şıklığı giderek artan Farrington’da özel tasarım evler ve yenilenmiş blok yapıların bulunduğu Clerkenwell Caddesinde konumlanmış. 2004 yılında Michael Benyan ve Mark Sainsbury tarafından açılan otelde tasarımın özellikle belirgin çizgilerden oluşmasına ve çevreyle dost ve uyumlu olmasına önem verilmiş; bu arada, belirtmeliyiz ki, Michael Benyan ve Mark Sainsbury aynı zamanda Exmouth Market yakınlarındaki tanınmış restoran Moro’nun arkasındaki kişilerdir. Binanın beş katlı, yarı elips atriumundan içeri doğal gün ışığı dolmakta ve yapının üzerinde bulunduğu toprağın altından çıkan bir kaynak suyu burada arıtılarak şişelenmekte.

Küçük lobi calla cinsi pembe boru çiçekleriyle bezeli şık bir avizeye ev sahipliği yapıyor; burada üç seçeneğiniz bulunuyor: Sağ tarafta ahşap panelli bir bar göreceksiniz ve mantar tabureleri olan bu barın arkasına doğru Akdeniz mutfağı sunan restoran yer alıyor. Solunuzda ise, minik ve işlevsel bir resepsiyon masası yer almış. Dosdoğru ileriye baktığınızda içi kırmızı kaplı, aynalı küçük bir odacığı andıran asansörü göreceksiniz. 

Image

Beşinci kata ulaştığınızda, tasarımın özellikleri birden bire belirginleşiyor. Büyük atrium, binanın içine gün ışığı girmesini sağlıyor ve yerel sanatçıların eseri olan biraz sıkıcı olan pastel dekorasyona can veriyor. Geceyi geçirdiğim oda standart otel odalarına benzemiyordu. Orijinal Penguin Klasiklerinden çıkmış bir hava ile eklektik tarzın bir araya geldiği oda, geniş TV ekranı ve yumuşak hatlı mobilyaları ile daha çok  yeni yetişmekte olan bir genç odası izlenimi vermekteydi. Ahşap panellerle kaplı balkon, boyut olarak oda ile uyumluydu ve arka planda Londra’nın yeni oluşmaya başlayan profili uzanmaktaydı.

Bu hoş ambiyansa uygun ışıklandırma, ücretsiz kablosuz bilgisayar, DVD oynatıcı ve 4000 track kapasiteli müzik kitaplığını da ekleyince “şık ve moda” oteller hakkındaki düşüncelerimin biraz eskimiş olduğunu farkettim. Otel, birçok başka yerde görülen modası geçmiş uygulamalardan kurtulmuş. Çoğu odada mini-bar veya çay-kahve takımı yok. Bunların yerine, her kattaki çay ve kahve makineleri, şampanyadan tek kullanımlı kameralara kadar ne isterseniz kolayca ulaşmanızı sağlıyor. Bir şişe şampanya satın alırken, konuğun bornoz ve terlik takımı ikramıyla karşılaşması ayrıca takdire değer bir sürpriz.  

Başta yüksek fiyatlı ve emsallerinden pek de farklı olmayan bir otel gibi düşündüğüm yerin, tasarıma önem veren gezginler için makul fiyatlı ve özgün bir otel olduğu anlaşıldı. İtiraf etmek gerekir ki, önyargılı bir eleştirmenin  tahminlerinin yalnış çıkması kadar kötü bir şey yok. Matthew Hussey

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket: Hotels, London,
 
< Önceki   Sonraki >
Advertise With Us
Advertisement