Le Rouge, Stockholm |
Pazartesi, 12 Mayıs 2008 |

Zengin iç mekan düzenlemesiyle öne çıkan, Stockholm’daki Gamla Stan (Eski Şehir) konumlu Le Rouge restaurant, Maharaya'nın çadırı, kırmızı fenerler muhitinin salonları ile aristokrat görkem ve gösterişin muhteşem bileşimini sunmakta. Kırmızı Değirmen denmiyor, ama, pekala öyle de söylenebilir. Konsept baştan başa zengin perdeler, zarif yemek takımları ve drapeli ve püsküllü aydınlatma üniteleriyle bezenmiş.
Le Rouge, Melker Andersson ve Danyel Couet isimli iki şefe ait olan F12 restoranlar imparatorluğunun en son ilavesi olarak beliriyor. Le Rouge’da, klasik Fransız ve İtalyan mutfaklarını yorumlayan şefler, İsviçre’den gelen taze malzemeleri kullanıyorlar. Üçer katlı ikiz binalarda yer alan ve 1,200 metre karelik alanda 125 kişiyi ağırlayabilen Le Rouge, bir yemek salonu, bar, oturma ve dinlenme alanı ile özel odalardan oluşmuş. Mekan, Gothenburg konumlu, yetenekli ve konusunun ustası Stylt Trampoli AB şirketinin eseri olan konsept kapsamında gerçekleştirilmiş; adeta bir tiyatro sahnesi kurarcasına yaratılan ve yapılandırılan restoran, otel, tatil ve dinlenme alanlarının, bir hikaye çerçevesinde tanımlanmasının bir tasarım klişesi haline gelmesinden çok daha önce, onlar bunu uygulamaktaydılar. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Cafe City - Akaretler - İstanbul |
Cuma, 07 Mart 2008 |

İstanbul’un en güzel tarihi yapılarından biri olan Akaretler, yakında İstanbul’un en gözde mekanı olacak. Ama W Otel’in ve dünyaca ünlü markaların dükkanlarının açılmasını beklemenize gerek yok. Akaretler’de bulunan Cafe City sizin İstanbul’da kaçacağiniz, dinleneceğiniz, çok başarılı yemekler yiyeceğiniz, özel günlerinizi düzenleyeceğiniz, eğer Akaretlerin yakınında çalışıyor veya yaşıyorsanız mükkemmel yemekler ısmarlayacağınız keşfetmediyseniz keşfetmeniz gereken bir mekan. Baharda ve yazın arka bölümündeki Saklıbahçe’sinde yeşilliğin içinde, kışın ise ısıtılan kış bahçesinde yemek yeme opsiyonunuz var.

Bütün bunların üzerine Cafe City Türkiye’nin en önemli çizgi roman karakteri Abdülcanbaz’ı yaşatıyor. Tasarımının her köşesinde çizgi roman sayfaları, rengarenk çizimlerden kesmeler, ve açıklamalar göreceğiniz Cafe City , Abdülcanbaz’ın haklarını çizeri Turhan Selçuk’dan 90 yıllığına kiralayan BİZ A.S’ ye ait.
Açık mutfakta hazırlanan yemekler dünya mutfağından ve modernleştirilmiş Türk mutfağından oluşuyor. Barında içki içmeye de gidebileceğiniz bir mekan olan Cafe City, modern tasarımıyla bulunduğu tarihi binayla da hoş bir uyum içinde. Kesinlikle en kısa zamanda Cafe City’i keşfetmenizi öneririz.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Bauer Bauhaus’u yansıtıyor |
Cumartesi, 01 Mart 2008 |

Bauer, “Stokholm’un Soho’su” sayılan semtte yer alan, şık bir bar ve yemek durağı olarak dikkatleri çekiyor. 28 Şubat 2008 tarihinde açılan Bauer, Götgatan’ın kuzey ucuna düşen bölgedeki yerleşim yerinin yeniden yapılandırılan su dağıtım merkezinde konumlanmış bulunmakta; bölge ise, yeni form arayışları içinde güncel tarzda sürekli değişim yaşamasıyla tanımlanıyor. Bu özellikler gözönünde bulundurularak, Bauer’in tasarlanması işi Stokholm konumlu Dizel&Slate şirketine verilmiş ki, sözkonusu şirket, sokak sanatı tarzındaki heykellerle son moda tarzları başarıyla birleştirerek kullanmasıyla ünlü; müşterileri arasında Hotel Birger Jarl ve H&M, Hugo Boss mağazaları ile Peak Performance bulunmakta. Cesurca yükselen duvarlar şirketin adeta imzası olmuş. Bauer’i tasarlarken Bauhaus tarzından ve Berlin’in bar ve galeri kültüründen esinlenmişler. Çeşitli eğlence türlerini belirgin bir şekilde betimleyen grafik resimler sayesinde rahat ve eğlenceli bir ortam yaratmayı başarırken, iç mekan yerleşim düzenlemesinde siyah-beyaz boşluk ve alanlara yer verilmiş.Tuija Seipel
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Framebar - Atina |
Çarşamba, 27 Şubat 2008 |
|

Heyecan verici ve özgün tarzıyla bir buluşma noktası olarak öne çıkan Framebar isimli mekan, zengin bir tarihi geçmişi olan Atina’da yer almakta. Şehrin şık Kolonaki semtindeki St. George Lycabettus Butik Otel'in içinde konumlanmış. Barı farklı ve cazip kılan birçok özelliğinden birini de mobilyalar oluşturuyor. Aslında mobilyaya da benzemiyorlar. Belli kurallara göre gerçekleşen bir üretim sürecinin sonucu olmaktan çok, adeta zamanın akıcılığı içinde geçici bir süre için durdurulmuş olan başka bir süreci yansıtmaktalar. Üzerlerine oturmanıza izin vermekle beraber, her an başka bir şeye dönüşebilirlermiş izlenimi veriyorlar. Mimar Dimitris Tsigos bu olguyu, alışılmış mobilya tipinin yeniden ifade bulması olarak açıklayarak, mobilyaların ısıyla şekillendirildiklerini ve İspanyol tarzı mermer işçiliğini çağırıştıran bir form olarak süreklilik gösteren geometrik ortam içinde varedildiklerini belirtmekte. Yiyeceklerin taze ve sağlıklı olmalarının yanı sıra, DJ’leri ve muhteşen aydınlatma düzeni buranın cool bir gece mekanı olarak tanımlanmasına yetiyor. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Negro de Anglona – Madrid |
Perşembe, 21 Şubat 2008 |
|

Şık bir restoran olan Negro de Anglona, mimarlık ve iç mekan tasarım dehası Luis Galliusi tarafından Madrid’deki, artık saray olarak kullanılmayan Palacio de Anglona isimli bir 17. yüzyıl İspanyol sarayında konumlanmış bulunuyor. Çok farklı ve değişik unsurları uyum içinde biraraya getirebilme ve şık, zarif mekanlar yaratabilme yeteneği ile ünlenen Galliusi, Madrid, Paris, Kahire, Meksika, Fas, Endonezya ve Miami’de evler, mağazalar, oteller, restoranlar,ofisler ve klinikler yaratmış. Müşterileri arasında Manolo Blahnik, Chanel ve Phillippe Starck bulunmakta. Galliusi, Negro de Anglona’nın yedi odasına da her zamanki yeteneğini yasıtmış. Tavandan yere kadar inen süslemeli perdeler ile “siyah-beyaz renklerdeki ve arkadan aydınlatılan devasa boyutlardaki kale resimleri de dahil” kullandığı güçlü dekoratif unsurlarda etkin ve çarpıcı siyah-beyaz renklere yer vermiş. Akdeniz mutfağı ağırlıklı menü ise 24 yaşındaki şef Aitor García Cerro’nun denetimine bırakılmış bulunuyor. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Küçük ve kısa Bir Parça Pasta |
Cuma, 18 Ocak 2008 |

Rijeka, Kırımlı mimar, Petar Mišković asla taviz vermediği siyah ve beyaz tutkusuyla tanınır. Aynı zamanda Kırım, Japonya ve Finlandiya'da okuyup, buralarda çalışan Zagreb'li konsept sanatçısı Ivana Franke ile birlikte yarattıkları eserlerle de ünlüdür. 2004 yılında La Bienal di Venezia-Metamorph, Venedik 9. Mimarlık Fuarı için hazırladıkları Kırım ünitesi ile ikili, tüm dikkatleri üzerlerine çekmeyi başarmış bulunmaktalar.
Zagreb'i seven ve oraya bir de bilet sağlayabilenler bugünlerde, Vlaska ve Smiciklasova Ulici'nin caddelerinin kesiştiği yerdeki Importance Galleria Alışveriş Merkezi'nde inanılmaz ikilinin bir başka yapıtını görme keyfini yaşayabilirler. İşte, az kavramının çok olarak düşünüldüğü, hiçbir şeyin her zaman göründüğü gibi olmadığı minik pastane Bir Parça Kek tam da burada bulunuyor. Yan cephesi üzerine yatırılmış bir piramide benzeyen mekanın kendisi ve içindekiler - neon silindir ışıklandırma üniteleri, turuncu tabela ve tezgah - tümüyle perspektifin kısaltılması prensibinden hareketle konumlanmış bulunuyor. Boş bir huniyi andıran alan cool görüntüsünün yanı sıra lezzetli pasta ve tatlı çeşitleri sunmakta. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Fast Food Değişiyor - McDonald's |
Pazartesi, 14 Ocak 2008 |

Altı kıtada, hemen hemen hangi köşeyi dönseniz karşınıza çıkarlar - McDonalds'ın artık ikon olan altın renkli kemerleri ve tanıdık ortamları yarım yüzyılı aşan bir süredir bizleri karşılamaya devam ediyor. Ama Dünya'nın en tanınmış burger zinciri bile olsa, değişim kaçınılmazdır.
Giderek sağlığımıza daha dikkat eder oluyoruz, McDonald's bir dizi salata ve meyva seçenekleri geliştiriyor. Giderek daha da uluslararası nitelikler kazanıyoruz ve McDonald's hemen kendini konumluyor: Norveç ızgara somon McLak sunuyor, Japonya yeşil çay tadında milkshake'ye yer veriyor, Israil ise pitalı sandviç McShawarma hazırlıyor. Ve şimdi de, giderek tasarıma daha çok önem verdiğimize göre, McDonald's kendini yeniden konumlamakta.
McDonald's bütün dünyada, olabilecek her açıdan markasını yeniden yaratıyor. Burada, Cool Hunter’da bulunan bizler, doğal olarak tasarım anlamında konuyla yakından ilgileniyoruz. Şimdi ise, sıra sizlerde. Oralarda, dünyanın herhangi bir yerinde, yeni baştan tasarlanmış bir McDonald’s noktasına rastladınız mı? Eğer rastladıysanız, bizleri haberdar ediniz – görsellerinizi
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresine iletiniz. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Karpuz Suyu Barları – Kuveyt |
Salı, 25 Aralık 2007 |

Kuveyt, Bahreyn ve Lübnan’daki, insanın ağzının sulandıran Karpuz Suyu Barları, George Henri Chidiac Architects isimli mimarlık şirketinden Lübnanlı mimar George Chidiac tarafından tasarlanarak hayata geçirilmiş bulunmaktalar. Mimar, Beyrut’daki bir alışveriş merkezinde baştanbaşa beyazlar içindeki ve kavisli hatlara sahip olan Karpuz isimli mekanı yarattığı zaman, yine Beyrut’da bulunan PSLAB şirketine yönelerek, hiç doğal ışık almayan bu dar ve sıkışık mekanın özelliklerine uygun bir ışıklandırma sistemi kurulması için birlikte çalışmayı önerir.

Tam o sıralar soğuk-katot ışık tüpleriyle deneysel anlamda çalışmalar yapmakta olan PSLAB de, Karpuz’da bunları kullanmaya karar verir. Mekanın kavisli yapısından esinlenerek yaratılan konsept, uzunluk ve yoğunlukları kullanımlarına göre farklılık gösteren çeşitli yoğunluk ve uzunluklardaki ışık şeritlerinden oluşmakta. Lineer soğuk katotlar ile mekana özel olarak tasarlanan ve GU4 lambalarıyla çalışan projektörler ise kendilerine ayrılan ince ve uzun yarık formundaki yuvalarda konumlanmaktalar. Işıklandırma baştasarımcısı Dimitri Sadi ile birlikte Rana Haddad ve Pascal Hachem’in eseri olan ışıklandırma konseptinin tasarımı, Uluslararası Işıklandırma Tasarımcıları Birliği’nin Onur Ödülünü kazanmış bulunuyor. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Wapping’de hoş zaman geçirmek |
Cuma, 07 Aralık 2007 |

Ünlü tiyatro yönetmeni Jules Wright’ın fikir babası olduğu Wapping Projesi, Londra’nın okullarda öğretilenlerin ötesinde, cool mu cool yaratıcılığın yuvası, batı yakasında konumlanmış. Kentte güncel ve etkin sanat olaylarının yer aldığı bu bölge, 1984 gibi oldukça eski bir tarihten beri kazanmış olduğu ününü aynı güçle sürdürdüğü gibi, güncel sanat etkinliklerinin en yoğun cephesi olma özelliğini de devam ettirmekte.
Thames nehri kıyısında bulunan ve bir zamanlar tüm Londra şehir merkezini besleyen hidrolik güç üreten tesis, Wapping Hidrolik Güç Üretim Merkezinde yer alan mekan, sadece bir sanat etkinlik alanı olmaktan öte, başka özelliklere de sahip bulunuyor. Bünyesinde Wapping Yiyecek İçecek Birimini de barındıran Wapping Projesi, mükemmel bir koreografiyle sahnelenen dans sekanslarını yaşatırcasına, Motor ve Güç Üretim Üniteleri arasında adeta akarak, kayarak var olmakta.
Daha çok bir Vitra kataloğunun çekimlerinin yapıldığı mekana benzeyen alanda konuklar, hem yemek yiyorlar, hem de orijinal ağır iş makinalarının yer aldığı ve olağanüstü güzellikteki ateş tuğlasıyla örülmüş duvarların yükseldiği ortamda ve tabi ki sanatsal atmosferi soluyarak, tamamen özgün bir yemek deneyimi yaşamış oluyorlar.
Özenle seçilmiş sanat etkinlikleri programı ve Wright’ın doğrudan görevlendirdiği Şefler sayesinde, sanat ile yiyecek içecek konularını mükemmel bir uyumla birleştiren mekan, Londra’nın en yeni, en sıradışı ve olağanüstü restoranlarından biri olmayı başarıyor.
Hergün değişen menüsü ve bünyesinde bulunan kesimhane ve kasap ünitesinin yanısıra, detaylı ve dünya çapında tanınan ve takdir gören sanat etkinlik programı nedeniyle, hem Wapping Yiyecek İçecek Birimini, hem de Wapping Projesi’ni ziyaret etmek her zaman için unutulmaz bir deneyim olacaktır. Brendan McKnight
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Nikka - Japon Viskisi |
Perşembe, 08 Kasım 2007 |

Hong-Kong’da yaşayan ve hemen hemen herşey tasarlayan İngiliz tasarımcı Michael Young Japonların Nikka Viskisi için olağanüstü siyah bir şişe tasarlamış bulunuyor. İç mekan tasarımları ve farklı uygulamaların yanısıra Cappellini için mobilyalar, Artemide için ışıklandırma düzenekleri, Schweppes için bar gereçleri, Georg Jensen için mücevher ve takı tasarımları, LaCoste için polo gömlekleri ve Giant için bisikletler tasarlamış olan sanatçı, bilinen fikirleri yeni yorumlarla ifade etmenin yollarını bulmuş olmalı.
Viski yapımını öğrenen ilk Japon olan Masataka Taketsuru, İskoçya’dan döndüğü 1934 yılından beri Nikka Whisky Co., Ltd. Şirketi viski üretmekte. Japonya, single-malt dediğimiz tek çeşit viskiden yapılan viski üretiminde dünyada ikinci sırayı almakta. Japonya’da %37’lik pazar payıyla en çok tanınan ve küçük, orta ve büyük boy (4 litrelik) şişelerde sunulan Black Nikka viskisini ülkenin her yerinde, küçük satış noktalarında bile bulmak mümkün.
Nikka, dünyanın en büyük uluslararası içecek şirketler topluluklarından biri olan Asahi Brewery Group bünyesindeki şirketlerden biri olarak faaliyet göstermekte. Japon viskileri hakkında daha fazla bilgi almak için Noniatta adresini ziyaret edebilirsiniz. Tuija Seipel
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Gökyüzünde Yemek |
Cuma, 07 Eylül 2007 |

Havada yemek yemenin güç bir mesele olduğunu düşünebilirsiniz ve aynı zamanda o kadar iştah açıcı da değildir. Uçaklarda servis edilen sınırlı menülerle hazırlanmış yiyeceklerin dışında başka bir seçeneğiniz de yoktur. Ama, artık, Gökyüzünde Yemek (Dinner in the Sky) şirketi sayesinde 22 kişiye kadar herkes, istediğiniz her yerde yemek yiyebilirsiniz. Tercihiniz bir golf sahası olabilir; veya bir kale olabilir; ya da herhangi bir şehrin merkezindeki meydan olur. Nerede isterseniz, yemeğiniz mükemmel bir zerafet ortamına sunulacaktır. Bir şef, bir garson ve bir ağırlayıcının eşlik ettiği konuklara servis edilen yiyecekler, içecekler ve müzik ile hem gözler, hem gönüller, hem de mideler doyurulmş oluyor. Dağ havasının insanın iştahına ne yaptığını ifade eden atasözünü hatırlayınız. Bu kadar yüksekte yemek, kesinlikle kalorileri yarı yarıya azaltıyor olmalı. Guy Logan Springwise
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|