Ubiq Philadelphia |
Pazartesi, 07 Temmuz 2008 |
|
 Lüks kavramını 18-28 yaş grubu, harcama gücü yüksek erkekler için tanımlamaya çalışırken, onları tamamen uzaklaştırmadan bunu gerçekleştirebilmek, beraberinde birçok riski de getirir. New York konumlu Architecture at Large şirketinden Rafael de Cardenas, spor ayakkabılar dahil, her türlü giyim eşyası satan Ubiq Philadelphia mağazasını yeniden yapılandırma işini üstlendiğinde, bu risk unsurlarını da göze alıyordu. Jean pantolonlar ve günlük giysilerin satıldığı bir yerde bordo kadifeler ve avizeler pek uygun olmayacağına göre, de Cardenas büyük mağazanın tasarımını yenibaştan ele alırken soğuk, cesur ve sadece siyah-beyaz renklerin hakim olduğu bir ortam benimsemiş. Sert, siyah lake yüzeyler, op-sanat tarzı desenler, belirgin ve vurgulayıcı ışıklandırma düzeni, basite indirgenmiş sunum ve sergileme tezgahları, birçok muhteşem detay çalışmasıyla birlikte yer alan beyaz zemin ve tavanlarla uyum içinde bir araya gelmiş.
Bu bileşime dahil edilen şık bir arka oda ise, bir beyefendinin geleneksel anlamda giyinme odası olarak düzenlenerek günlük giysilerin sergilenmesi için ayrılmış; burada koyu renkli ahşap paneller, antika mobilyalar, restore edilmiş, Kraliçe Viktorya tarzı süslemeler ve yeniden kazanılmış muhteşem bir maun şömine yer alıyor. Bütünüyle bakıldığında bir malikane ile showroom’un uyumlu beraberliğini görüyoruz, davetkar ama mesafeli, şık ve zengin. Mekanı bütünüyle çalışırken, de Cardenas şu iki söylem arasında yer alan ve tam belirlenemeyen boşlukta kalabilmeyi başarmış: kendinden emin ‘bunun pahalı bir şey olduğu belli oluyor değil mi? ile, aldırmaz, avare ‘aslında, dünya umurumda değil.’ söylemleri...
 Mağazanın tamamı sokak seviyesinin bir metre kadar yukarısında konumlandığından, gece ya da gündüz, Clae, Stussy Deluxe, Vans Vault, Original Fake, UMBRO by Kim Jones ve birçok başka markanın en son model pantolonlarını incelerken veya satın alırken görülebileceğinizden emin olabilirsiniz. Öyle anlaşılıyor ki, rap tarz müzik sanatçısı Kanye West buradan alışveriş yapmış; o halde, uğramakta yarar var. Tuija Seipell

|
Virgin Media - İngiltere |
Perşembe, 19 Haziran 2008 |
|

Şirket birleşmeleri, satın almalar, yönetim devirleri ve bünyeye dahil olmalara çevremizde hemen hergün rastlamaktayız. Böyle bir el değiştirme ve geçiş süreci esnasında birçok şirketi en çok uğraştıran ve çözüm gerektiren konuların başında, yeni bir vizyonu, uyumlu bir şekilde, eskiden beri varolan iş ortamına yerleştirebilmek gelir.

Household Design isimli şirketi 150 çalışanıyla birlikte bünyesine dahil eden Virgin Media Group, bundan böyle İngiltere genelinde merkez ofislerden, call center ofislerine kadar 1000 adet binayı yeniden yapılandırmış. Virgin Call Center çalışanlarının yaş ortalaması 23 olduğundan, tasarım ekibi yeni iş ortamına “Bizim Mahalle” adını vererek, diğer çalışanların “onlar” düşüncesinden “biz” düşüncesine geçmelerini kolaylaştırmaya çalışmışlar.

Çalışanların mekandaki yerleşimlerine ve konumsal davranışlarına öncelik verilmiş. Artık sadece bir renk veya tema seçip, herhangi bir mekana gelişigüzel uygulama yapmak kabul görmüyor; işte bundan dolayıdır ki, Virgin Call Center noktalarında abartılı boyutlarda V’ler ve parlak kırmızı duvarlar bulunmuyor. Bu, mekanların sıkıcı olduğu anlamına gelmiyor – aksine, Household, tasarıma hoşluklar ve espri katmak için bir hayli uğraşmış – ve eski çalışma yerinde daha az kullanılan alanlara yoğunlaşmış, örneğin, resepsiyon dahil, tüm ortak kullanım alanları, kantin, mola odaları, toplantı odaları ve asansörler, koridorlar ile merdivenler gibi ara kullanım alanları... Tüm bu alanların tasarımı yapılırken, çalışanların iş yerinde geçirdikleri süreyi azami derecede uzatabilmeye ve birlikte çalışırlarken kendilerini olabildiğince rahat hissetmelerini sağlamaya önem verilmiş; bunun için de, çeşitli hayvan silüetlerinin yer aldığı duvar kağıtları, üzerine tebeşirle yazı yazılan tahtalar, özel araba park noktaları ve dahası düşünülmüş.

Göl kenarında yer alan Virgin Mobile ABD’nin (yukarıdaki resim) için Gensler şirketi tasarım ekibi, çalışma ortamına benzeri eğlenceli unsurları taşımış. Çevresel grafik tasarımlar, büyük boyutlardaki yapısal unsur ve desenleri bir arada kullanarak, Virgin markasının karakteristik özellikleri olan genç ve canlı iş ortamları yaratmayı başarmış. Andrew J Wiener
|
Kult Ofisler |
Cumartesi, 14 Haziran 2008 |
|

Olağanüstü iç mekan tasarımları sadece özel konutlar, perakende satış noktaları, otel ve sanat galerileri gibi sosyal alanlarla sınırlı değil. Akıllı işverenler, yaratıcı iş ortamlarının üretimi ve... doğru bildiniz, yaratıcılığı arttırdığını keşfetmeye başlamış bulunmaktalar. Burada gördüğünüz, Singapur’daki Sophia Dağı’nın tepesindeki eski bir okulda konumlanmış olan KULT ofisler için tasarlanmış olan olağaüstü mekan gibi... söz konusu PR ve reklam ajansına ait mekanın oluşumunda ise, okul ve sınıf ortamının kendine özgü belirsizliği ve heyecanı esin kaynağı olmuş. Okuldaki laboratuvarda geçirdiğimiz olağanüstü zamanları hatırlayalım – birşeyleri yakmak, kaygan birşeyleri kesmek, mikroskopların merceklerinden dikkatle bakmak, tuhaf kokulu sıvıları koklamak, bir parça bundan, biraz şundan ekleyip neler olacağını merakla beklemek gibi, değil mi? Kult çalışanları, her sabah, gerçek hayatı arkalarında bırakarak, duvadaki büyük bir yarıktan geçiyor ve başka bir dünyaya aitmiş izlenimi uyandıran ofislerine adım atıyorlar. Çalışma adası diyebileceğimiz merkezi konumlu alan, görkemli ve adeta havada asılı durmakta olan bir ışık tavanla aydınlatılmakta. Bu tekno unsur, olağanüstü tabiat manzaralarıyla dengelenmiş; söz konusu manzaralar ofis alanının duvarları boyunca dizili çalışma masalarının üzerindeki pencerelerden yansımakta. Siyah ve beyazdan oluşan zıt renklerin kullanıldığı renk düzeni, herşeyi toparlayarak doğal ortamla uyum içinde kaynaşan modern bir alan yaratmayı başarıyor.

Eğer böyle cool ve yaratıcı bir ofis ortamı biliyorsanız, lütfen bizleri haberdar ediniz. Lisa Evans

|
Geleceğin Dersliği |
Cumartesi, 14 Haziran 2008 |
|

Birçoğumuz için teknolojik ilerlemeler müthiş bir hızla gerçekleşmekte, ama bizi izleyenler için değişim yeterince hızlı değil. Londra’nın dışında yer alan Camden’da yaşayan öğrencilerin bazıları için Gollifer Langston’un örnek olarak tasarladığı Geleceğin Derslikleri olarak anılan seyyar dersliklerde gerçekleştirilecek olan bilgi ve iletişim teknolojisi (ICT), gri renkli, yan yatmış kapalı yük kamyonuna benzeyen yuvarlak ve uzun bir ünitenin içinde yer alacak; burada sunulan yeterli ve gerekli ICT olanakları, birçok okulun kendi bünyelerinde, kendi imkanlarıyla gerçekleştiremeyeceği seviyelerde olacak.
Seyyar derslik okuldan okula gidecek olup, bir seferde 15 öğrenci alabilmekte. Ünite varış noktasına ulaştığında, yapısında yer alan hidrolik düzenek sayesinde daha geniş bir alan kapsayacak şekilde büyüyebiliyor ve böylece üniteye giriş alanı sağlanabildiği gibi, sunum ve performanslar için hazırlanan bir sahne ile küçük bir sinema perdesine de yer verilebilmiş. Çalışma alanı, özellikle orta öğrenim öğrencilerine müzik ve film yapımı konularını incelemeleri için olanaklar sunmakta. Geleceğin Dersliği, aynı zamanda, gelecek nesillerin bile tahmin edemeyeceği, teknolojik yarış ortamı için gereken başka gereksinimleri de karşılayabilecek. Andrew J Wiener

|
Gökyüzünde delüks apartman daireleri |
Perşembe, 05 Haziran 2008 |
Artık yükseklerde yaşamak, eskiye göre, günümüzde çok daha fazla tasarım harikaları, kusursuz hizmet ve servis ve gün boyu, güneşin doğuşundan itibaren, batışına ve çok daha sonraki saatlere kadar rahat yaşam koşulları anlamına geliyor. Son zamanlarda lüks rezidans ve konut sayısında çarpıcı bir artış olduğu dikkatlerimizi çekmeye başladı – henüz kısa bir süre önce sizlere Abu Dhabi’deki çok özel deniz kenarı konutlarını duyurmuştuk. Şimdi de New York’dan Buenos Aires’e ve Moskova’dan Beijing’e kadar karşılaştığımız en cool konutlar hakkında bilgi vermek istiyoruz...
Birçoğumuz W Hotels grubunun dünyanın birçok yerinde tanımladığı, tarz anlamındaki belli başlı özelliklere aşinayız – ama, kaçımız gerçekten kendi mutfağımızdaki telefonu kaldırıp, “Nerede Ne Var?” otomatik hattından destek bilgi alma şansına sahibiz? New York City’deki Ticaret Merkezi’nde bir W-tarzı daire edinme şansı yakalayabilmiş olanlar, pek yakında sınırsız imkanlara sahip olacaklar.

Aşağı Manhattan bölgesinde yer alan W Rezidansları binayı seçkin otel konuklarıyla paylaşıyor olabilirler, ancak, çatı terası, gökyüzünde fitness merkezi ve spa, medya ekran odası ile dijital salon gibi lüks imkanların yanı sıra, özel giriş yolu gibi olanaklar, sadece lüks kulenin üst katlarında sürekli yaşayanlar için özel olarak düşünülmüş bulunuyor.
 W Hotel New York Downtown için ayrılan ilk yirmi-iki kattan sonra devam eden üst katlar, döşenmiş rezidanslar (Kat: 23-30) ve kişiye özel döşenmiş rezidanslar (Kat:33-56) olarak ikiye ayrılmış. İç mekan düzenlemeleri, çok şık ve işlevsel mutfak ünitelerinden yatak odasıyla sadece ışık geçirgen özellikli bir duvarla ayrılan lavabo ve tuvalet alanlarına kadar W standantlarındaki beklentileri bile aşmakta.
 Biraz ileride içerilere doğru, tam Tribeca’nın merkezide yer alan Five Franklin ise, lüks rezidanslar arasında en mükemmel örnek olarak kabul edilme yolunda ilerliyor. 20 Katlı binada 55 adet bir, iki, üç ve dört yatak odalı üniteler yer alacak olup, bunlar dupleks dairenin içindeki alt kata loft nitelikli başka bir kat ile bağlanmış olacaklar; tek katlı şehir rezidansları daha üst katlarda konumlanacak; ve onların üzerinde devam eden üç adet tripleks penthouse tipi dairenin her birinin, çatı katı terası olacağı gibi, bunlara ulaşım özel iç asansörlerle sağlanacak.
UNStudio şirketinden Hollandalı mimar Ben van Berkell tarafından tasarlanan yapının kendisini ise, yatay olarak döşenecek siyah metal bantlar çevreleyecek – sözkonusu bantların her biri binanın etrafında kavis yaparak dönüp, yapının kendisini saracak. Yapının ön cephesi ise, bir bakışta hemen anlaşılacağı gibi, daha önceleri,19.yüzyılda aşağı Manhattan’da döküm demir malzeme kullanılarak inşa edilmiş olan ilk yapıya bir selam niteliği taşımakta – ve metal yüzey, hem ışığı yansıtacak, hem de çevredeki diğer yapıların görkemini vurgulayacak .
 Binanın ön cephesi sadece estetik olarak düşünülmemiş, çünkü bantlar, aynı zamanda gün ışığına karşı gölgelik yaratacakları gibi, ısıyı dışarıda tutacaklar, ve her rezidansın yer aldığı ortamda, mümkün olabilen en üst düzey özel yaşam korumasını sağlayacaklar; bu arada Manhattan ufuklarına doğru genişleyen eşsiz manzarayı da çerçeveleyecekler.
Daha aşağı katlarda yer alan Loft Rezidansların her birinin çift kat yüksekliğindeki yaşam alanları sayesinde mekana giren ışık oranı en üst seviyede sağlanmış oluyor. Büyük odadan devam ederek, ikinci kata yükselen ve beyaz lake kitaplık duvarına bağlanan galeri sayesinde, salonun yükseklik algısı artmaya devam etmekte.
 Üst katlardaki City Rezidanslarında, esas yaşam alanlarına entegre olmuş teraslar yer almakta olup, tüm dairelerde özel tasarım B&B Italia mutfaklar kurulduğu gibi, daireler baştan başa gerekli donanımla döşenmiş. Büyük banyoda yer alan daire şeklindeki kayar duvar sayesinde, istenrse, banyo alanı yatak odası alanına dahil edilebiliyor; böylece her iki alandan da olağanüstü şehir mazarası almak mümkün oluyor.
En tepede konumlanmış olan Gökyüzü Pethouse’ları ise kelimenin tam anlamıyla her yönden benzersiz olmalarıyla öne çıkmaktalar. Buralarda da, B&B Italia, mutfaklar dahil, tüm mekanı ustaca yeniden yaratmış. Büyük yatak odası dahil, her odadan seyredilebilen olağanüstü manzara, buralarda bulunanlara hem şehrin silüeti içinde, hem de kendilerini saran ortamdaki varoluşlarını ince ve duyarlı bir keskinlikle hatırlatmaya devam ediyor.
 Şehirlerimizin silüetleri hızla değişmekte – zekice tasarlanmış binalar dikkatlerimizi çekmek için birbirleriyle yarışıyor. Ancak, lüks yaşam tarzını elde etmek amacıyla milyonlar harcadıktan sonra, giderek alışmaya başladığımız servis ve hizmetleri sadece mimari güzellik sağlayamaz. Lüks rezidansların daha yeni yeni çoğalmaya başladığını gözlemliyoruz - ve bu konudaki tüm gelişmeleri öğrenmek istiyoruz. İncelenmeye değer olduğunu düşündüğünüz lüks rezidanslar görürseniz, bizlere bildiriniz. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Google Zürih - Sıradışı bir mekan |
Salı, 03 Haziran 2008 |
|
 Geçen yılın sonlarında sizleri kısaca bilgilendirerek, kapalı çalışma ve ofis alanlarının, niteliksiz ve hiç de heyecan vermeyen mekanlar olmaktan çıkarılıp, ofis tasarımı anlamında değişim ve dönüşüm geçirerek, çokgen küpler formunda ilginç birer yaratıcı, motive edici ve dinamik çalışma ortamlarına dönüşüm sürecinin geldiği son noktayı iletmeye çalışmıştık. Şimdi, sizlere, Camenzind Evolution isimli mimarlık ve tasarım şirketinin son projelerinden biri olan Google Zürih projesini anlatmak üzere yine aynı konuya dönüyoruz.
Sözkonusu projenin gerçekten ilginç olan yanı ise, Camenzind Evolution’ın tam da Google’ın istediğini gerçekleştirmesi ve alışılagelmiş birçok ofis içi değişim uygulaması için geçerli olan masraf sınırlarını aşmadan bunu başarabilmesi olmuş. Bunu gerçekleştirmek için, tasarım ekibi, Google ile yakın işbirliği içinde çalışmaya başlar ve ön tasarım süreci çerçevesinde 350 çalışanla teker teker görüşerek, onların yeni çalışma mekanı hakkındaki fikirlerini öğrenmeyi amaçlar. Çünkü, birçok şirket, çalışanlarının yaptıkları işlerle ve ihtiyaç duyulan çalışma ortamlarıyla alakası olmayan mobilya ve dekorasyon unsurları için yüksek harcamalar yapmaktadırlar, halbuki burada, sonuçta uygulanan tasarım, “Google Çalışanlarına” en uygun ve onlara en yararlı ortamı sunmayı başarır.
 Tasarım şirketinin kurucu ortağı olan Stefan Camenzind, Zürih’deki yeni ofis mekanının yenilikçi ve yaratıcı bir anlayışla yaratılış süreci boyunca, gözönüne aldıkları belli başlı konuları şöyle açıklamakta: Yönetim bünyesinde oluşturulan bir komiteden çok, şirket çalışanları farklı kişilikler için en uygun ortamın hangisi olduğunu daha iyi bilirler; kesin sınırlarla kısıtlanmamış bir alanda çalışan kişilerde sahiplenme ve aidiyet duyguları daha güçlü olur; ortak kullanım ve sosyalleşme alanlarının sıra dışı ve heyecan verici olması istenir; belirgin, net ve temiz renkler bir odanın karakteri üzerinde başarılı değişimler gerçekleştirir; sıradan bir içecek ve yiyecek otomatı yerine, olağandışı bir kahve makinesi için harcanan para çok daha yerinde yapılan bir masraftır; ve son olarak, zemin döşemesi, mobilya ve oturma üniteleri için yapılan ve zaten kimsenin pek de farketmeyeceği unsurlar için yapılacak büyük masraflar yerine, birkaç özel marka için yapılacak biraz fazla harcama daha uygun olur, hatta tavsiye edilir.
 Bütün bunları göz önünde bulundurarak, şimdi de Zürih şehir merkezine yürüme mesafesindeki ‘Hurlimann Areal’da yer alan Google’ın yeni EMEA Mühendislik Ofisini yakından inceleyelim. Aslında bir içki damıtım evi olan bina, daha sonraları konut ve işyerlerinin bir arada yer aldığı bir yapıya dönüştürülmüş ki, bunların arasında çeşitli mağazaların yanısıra, spa nitelikli bir otel de bulunmakta. Google ofisleri ise, yedi katı kapsayan12,000 metre karelik bir alan üzerinde konumlanmış olup, burada 800 kişi çalışmakta.
Tüm Google çalışanlarını temsilen seçilen ve farklı kişilerden oluşan ekip, bir araya gelerek çalışma alanının iç mekan düzenlemesinin hemen hemen her yönü hakkında kabul veya red kararı verirler. Camenzind Evolution’a hiç bir zaman belli bir tasarım brief’i verilmez, ama onun yerine kendilerini bir anlamda yönlendiren komitenin istek ve tavsiyelerini izlerler. Tasarım sürecinde öne çıkan bir diğer özgün unsur ise, bir psikoloğun katılımının sağlanmış olmasıdır; psikolog, Google çalışanlarının duygusal ve işleriyle ilgili gereksinimlerini saptamak üzere, her çalışana teker teker anket uygular.
 Tasarım stratejisinin son aşamasında, işlevselliği olabildiğince öne çıkan, aynı zamanda temel kişisel çalışma ortamı özelliklerini de koruyan, heyecan verici ortak kullanım ve sosyalleşme alanları ve toplantı ortamlarının yaratılması ele alınır. Açık-planlı çalışma alanları 8-10 çalışanın bir arada bulunabileceği şekilde düşünülür; daha küçük çalışma grupları için cam duvarlarla bölünen ofis alanları yaratılarak hem görüntü geçirgenliği, hem de dışardan içeriye ışığın girmesi sağlanmış olur; bu uygulama, aynı zamanda iç mekan için gerekli olan özellik ortamını da sağlar. Ve, her Google çalışanının görev noktası yılda iki kez değiştiği için, her noktanın olabildiğince esnek bir yapıda ve değişime uygun olması gözetilir.
Her kat farklı bir temaya göre düzenlendiğinden ve farklı renkte olduğu için kolaylıkla belirginleşiyor. Tarih bölümü olan beşinci kat eski bir kütüphane salonuna benzetilmiş. Buradaki toplantı odasında kabarık minderleri olan kanepe ve koltuklar ile koyu renk kadife perdeler, bir şömine ve geleneksel bir avize bulunuyor. Dördüncü kat ise yeşil kat olarak anılmakta – çevreci kat. Buradaki ortak kullanım alanlarında ağaç gövdeleri arasına serpiştirilmiş, kocaman, kozaya benzer toplantı noktaları yer alıyor. Google çalışanları üst kattaki bir direkten kayarak uzay alanına geçiyorlar. Ve üçüncü katta ise İsviçre teması çalışılmış. Burada kar görüntüsü veren zemin örtüsü kullanılmış ve ski gondolları toplantı noktalarına dönüştürülmüş. İglu Uydu Kabinleri, çalışma gruplarının kendilerini çevrelerinden soyutlayarak, tüm dünyadaki iş arkadaşlarıyla videokonferans yapmalarına olanak sağlamakta.

Dikkatleri çeken başka bir ortak kullanım alanı ise, içinde bir akvaryumun yer aldığı su salonu olarak öne çıkmakta; çalışanlar burada, tuğlaya benzer köpük parçalarıyla dolu banyo küvetlerinde serinleyebiliyorlar; masaj yapılan bir spa odasını ve bilardo odasını kullanabiliyorlar; langırt ve video oyunları oynayabiliyorlar; Milliways isimli kafeteryaya ise, kocaman bir spiral alandan kayarak ulaşıyor ve burada şeflerin yerel malzemeyle hazırladıkları taze yiyecekleri yiyebiliyorlar; grup yogası ve Pilates kursları veren fitness merkezini kullanabiliyorlar. Ortak kullanım alanlarının yedi katın tümüne dağılmış olması, Google çalışanlarını bina içinde yer değiştirmeye ve çevreyi keşfetmeye teşik ediyor; böylece farklı bölümlerde çalışanlar bir araya gelerek, karşılıklı etkileşim ve iletişimlerini güçlendiriyorlar.
Sosyalleşmeye ağırlık veren tasarım süreçlerinin coşkulu taraftarları olduğumuzu itiraf etmeliyiz – ve Camenzind Evolution şirketinin tasarım ekibi, Zürih’deki Google çalışanlarının her birinin istek ve ihtiyaçlarını – hatta zaman zaman fazlasıyla – karşılamayı başarmış bulunuyor. Google, tabi ki, son derece yaratıcı, yenilikçi ve hareketli bir şirket ve yeni yaratılan rahat çalışma ortamı, şüphesiz, Google çalışanlarına heyecan vereceği gibi, onları motive edecek ve şirketin cesur atılımlar yaparak ilerlemesine katkıda bulunmalarını sağlayacak. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Rotor Group |
Salı, 13 Mayıs 2008 |
|
 Belçika konumlu Rotor Group, giderek daha kolay görünür yerlerde ve daha sık ortaya çıkmaya başladı. Geniş bir proje yelpazesine sahip olan Rotor, temel tasarım konularından, markalaşma ve paketleme ile sunuma kadar, etkinliklerden, ışıklandırma ve aydınlatma planlamasına kadar, iç mekan ve showroom düzenlemeleri, ürünler, ticaret fuarları ve sanat da dahil bir çok alanda faaliyet göstermekte. Belçikalı aydınlatma şirketi Modular Lighting Instruments için yaptıkları çalışmayı özellikle beğendik; söz konusu şirket için yarattıkları etkinlikleri, showroom alan ve çevrelerini tanımlamaya kelimeler yetmez. Buna en önemli ve belirgin örnek olarak Rotor’un tasarımcısı Toon Stockman’ın Modular için tasarladığı retro-fütürist tarzdaki showroom alanını gösterebiliriz; Modular’ın Direkler Birliği’ne bir selam niteliğinde olan eserde yer alan altı devasa kafes, florasan tüplerden oluşan bir iskelet üzerinde yapılandırılmış. Uygulamaya ilişkin çılgın anlatıda ise – ki bu, tipik bir Rotor anlatısıdır – ölümcül tehlike şans eseri atlatılır; ancak, herşey yoluna girecek ve 2069 yılı civarında, ışıklandırma sistemleri yeniden huzur ve barış ortamında imal edilmeye başlanacaktır. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
3 Boyutlu LED Aydınlatma |
UXUS Tasarım ofisi |
Salı, 08 Nisan 2008 |
Hayvan hikayelerinin, her zaman hayvanlar, bitkiler ve cansız nesnelere insani nitelikler atfederek onlara , insani karakter özellikleri verdiğini düşünmüşüzdür. Bize göre, fabl sözcüğü zengin ve gözalıcı, organik bir renk ortamını çağırıştırır – adeta bir tür Cirque du Soleil Varekai dünyası sunar. Dolayısıyla, Amsterdam konumlu UXUS Tasarım’ın yeni ofisinin yapılanmasında fablardan esinlenildiğini öğrendiğimizde, bir renkler cümbüşüyle karşılaşmayı bekliyorduk.

Halbuki, baskın renk olarak beyazın kullanıldığı iç mekanda, görüntü geçirgen özellikli duvarlar, beyaz, tüle benzer perdeler ve ev yaşam alanları tarzında yerden aydınlatma lambaları ile karşılaştık. Doğaya bir selam olarak, birkaç duvar grafiği ve organik mobilya kullanılmış ve şüphesiz, bu ofis renkli düşüncelerin doğup, yaşadığı cool bir ortam oluşturmakta. Mekan, 2003 yılında Amerikalı co-kreatif direktörler Georg Anthony Gottl ve Costa Rica’lı Erica Gottl ile Fransız co-direktör Oliver J.P.Michell’in birlikte kurdukları UXUS’a şık bir ortam sunuyor. Ortak deneyimleri tüm dünyayı kapsayan kurucuların çalışmaları, aralarında Levi’s, Nokia ve Adidas gibi isimlerin de bulunduğu müşteriler için hazırladıkları iç mekan tasarımları, mimari işler, perakene satış noktaları, ağırlama ve eğlence mekanları, kimlik çalışmaları, grafik tasarımlar ile ürün paketleme ve sunuş projelerini kapsamakta. Tuija Seipell.
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Diane von Fürstenberg Stüdyosu - NYC |
Salı, 19 Şubat 2008 |
|

Diane von Fürstenberg Stüdyosu ' nun yeni genel merkezi New York City ile mükemmel bir uyum içinde, şehrin seçkin semtlerinden Meatpacking Semtinde yer alıyor; burası aynı zamanda Gansevoort Pazarı Tarihi Bölgesi olarak da anılmakta. Altı katlı yeni bina, Cirque du Soleil’in La Nouba’sındaki duvar süslemelerine benzeyen cepheleriyle şehrin dikkate değer iki tarihi yapısının arasına yerleşmiş bulunuyor. Binanın bir köşesinin üst ucunda cam yüzeylerden meydana gelen ve İspanya’da yapılmış, Olot denilen bir yapı konumlanmış; sözkonusu yapı bu katta yer alan penthouse tarzı süitin bir birimi olara düşünülmüş ve adeta gökyüzünden düşmüş devasa bir pırlantayı anımsatıyor.
New York konumlu WORK Mimarlık şirket, tasarımlarında eski ile yeniyi, aydınlık ile karanlık ve gölgeyi, ferahlık ile kapalılık duygusunu, sanatsallık ile işlevseliği uyum içinde bir araya getirmeyi başarmış. DVF’in amiral gemisi olarak tanımlanan mağazasını barındıran bina, 3200 metre karelik sergi ve etkinlik alanının yanı sıra, toplam 120 kişiye hizmet sunan ofis ve stüdyoya ilaveten, bir üst düzey yönetici/konuk süiti ve bir de penthouse tarzı daireye evsahipliği yapmakta.
 Binanın içinde dikkatleri çeken başlıca unsur olarak öne çıkan, “merdivenlik” diyebileceğimiz ve katları birbirine bağlayan geniş merdivenler dizisi olarak beliren uygulama, ışığın bütün binanın içine dağılmasını sağlamakta. Tüm sosyal alanların belirleyici öğesi olarak esneklik öne çıkıyor. Kendi ekseninde dönebilen duvarlar, bina yapılırken konumlandırılan ve gemi kamaralarının bagaj/yatak saklama bölümlerini anımsatan yapılanmalar sayesinde, burada gerçekleştirilen moda gösterimleri, fotoğraf çekimleri, etkinlikler ve davetler gibi farklı kullanımlar için gerekli alan ve boşluk sağlanmakta.
WORK şirketini 2002 yılında Beyrut, Lübnan doğumlu Amale Andraos ile Rhode Island’lı Dan Wood birlikte kurmuşlar. Eserlerinin birçoğunu New York da gerçekleştirmekle beraber, yaratıları bir İzlanda kasabası için geliştirdikleri masterplan’dan bir tiyatro sahe düzenine, New York’da alt gelir düzeyinde yaşayanlar için inşa edilen toplu konut kulelerinden, Panama’daki lüks bir konuta kadar yaşam mekanları ile, dünyanın her yerinde perakende satış noktaları, ofis ve yaşam alanları gerçekleştirmiş bulunuyorlar. WORK, öte yandan, 11 ülkede yer alan 14 DVF mağazasının da tasarımını hayata geçiriyor.
Diane von Fürstenberg, 61 yıl önce Brüksel’de dünyaya gelir. 1970 yılında moda tasarımcısı olarak kariyerine başlar. 1973 yılında yaratmaya başladığı vücudu kat kat saran giysileriyle ünlenir ve tartışmasız bir moda ikonu olmayı başarır. Kendisi halen belli başlı Amerikan moda öncülerinin kurduğu ve kar amaçlı olmayan Amerikan Moda Tasarımcıları Konseyi’nin Başkanı’dır. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Giderek Yeşilleniyoruz |
Cumartesi, 16 Şubat 2008 |
|

Milyonlarca yıldan beri balta girmemiş ormanlarda, yağmur ormanlarında ve diğer doğal yeşillik ortamlarda yaşayan insan ve çeşitli yaratığı yeşil bitkilerden oluşmuş doğal duvarlar sarmalamaktadır. Roma devrinden beri Eski Asya ve Avrupa toplumları, özel bahçıvanlar tutarak, bahçelerinin yeşilliklerden oluşan birer sanat eserine dönüşmesini ve bitkilerden yapılmış heykellerle donanmasını sağlamışlardır. Bu bahçeler ince detayları olan bitki heykelleri ile bitki çit, perde ve paravanlarının yanı sıra sarmaşıklarla kaplanan duvarlara kadar birçok unsuru barındırır.
 Ve, tabi ki, açık mekanlarda – çatı alanları, teraslar ve balkonlar gibi - yaratıcı uygulamalar da görmekteyiz; söz konusu noktalar yoğun olarak betonla çevrelenmiş bulunan hayatlarımıza biraz daha yeşillik ilave etmeyi amaçlar. Kapalı mekan ile dışarıdaki açık alan arasındaki sınırı yumuşatarak ve yeşilliğin aslında olmaması gereken yerde bulunmasını sağlayaran birtakım uygulamalar son zamanlarda ilgi ve dikkatlerimizi çekmeye başlamış bulunmakta.

Seoul, Kore’de 2003 yılında Minsuk Cho tarafından kurulan Mass Studies isimli şirket, burada anlattığımız uygulamanın muhteşem örneklerini gerçekleştirmeyi başarmışlar. Aralarında, Ann Demelmeester’in mağazası (yukarıdaki resim) isimli mekan da bulunmakta. Mekan, Flemenk tasarımcının moda eserlerini sunduğu ve sadece dört adet olan konsept mağzalarından biri olarak öne çıkmakta. 
Yeşil duvarlar görsel anlamda ilginç olmaktan öte, çevresel anlamda da yarar sağlamaktalar; başka yöntemlerle gerçekleştirilmesi güç olabilecek dinginlik ve huzur ortamı yaratıyorlar. Büyük boyutlu ve onlarla karşılaşmayı hiç beklemediğiniz alanlarda gerçek ve canlı bitkilerin kullanımı, aynı zamanda duyulara da hitap etmekte – yeşilliklerin kokusu, suyun sesi ve belki de uygulama ortamına özgü nem olgusu gibi. Organik yapı insanda dokunma isteği uyandırdığı gibi konuşmayı da teşvik ediyor – bu nasıl uygulandı, şunun bakımı nasıl oluyor, kim yapmış, gibi konuların gündeme gelmesini sağlıyor.

İngiltere’deki bir okul ve Japonya’daki bir kuaför salonu gibi, burada gördüğünüz ilginç yeşil ortam uygulamalarına rastlamış bulunmaktayız, ama daha çok, hemde pek çok örnek görmek isteriz. Bu konudaki yaratıcılığın ve cesur ve yenilikçi uygulamaların çok daha fazla olduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla, dikatleri çeken ve olağandışı örnekler gördüğünüzde, bize haber veriniz. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

| |