|
Jura Malikanesi, İskoçya
|
|
2007-06-26 19:04:52
|
İskoçya’nın batı kıyısı açıklarındaki İç Hebrid’ler olarak bilinen adalardan biri olan Jura Adası’na gitmek için bu seyahati gerçekten istiyor olmanız gerek. En iyimser PR danışmanları bile “oraya çabuk gitmenin bir yolu yoktur” derler. Londra çıkışlı en hızlı seyahat bir tam gün sürüyor ve iki uçak aktarması ile bir vapur yolculuğu içeriyor. “1984” isimli eserini burada yazmış olan George Orwell, çok da uygun bir ifade ile Jura’yı “kesinlikle ulaşılamaz bir yer” olarak tanımlar.
Buraya gidenlerin her zaman belli bir sebebi vardır. Çoğu kez bu sebep ya oranın tenhalığı (toplam 180 kişi), ya geyik nüfusunun çokluğu (hangisine inanırsanız, kimine göre 3,000, kimine göre 5,000) veya viskisinin kalitesidir. Jura’nın monokupaj malt viskileri 1810 dan beri tanınmakta olup, viski meraklıları 10 yıllık, 16 yıllık ve 21 yıllık monokupajların yanısıra JURA’daki batıl itikatlara aşinadırlar.
Yukarıdakilerin hepsi de kendi içinde geçerli sebepler olmasına rağmen, bizleri Jura’ya çeken Jura Malikanesi oldu. 2006 Yılının sonlarında açılan malikane ödüllü bir viski imalathanesinin hemen yanındaki binada konumlanmış bulunuyor. Bu beş odalı büyüleyici malikaneye girdiğiniz andan itibaren kararsız kalıyorsunuz; acaba banyoya girerken Marie Antoinette gibi mi giyinmeliyim, yoksa oturma salonunda İsveçli amcamız Sven-Olof gibi mi giyinmeliyim, veya yatak odasına geçerken Hamptons’da yazlarını geçiren üst düzey kişiler gibi mi giyinmeliyim, diye düşünüyorsunuz. Orada her kim gibi yaşamak istiyor olursanız olun, çok amaçlı şirketinin merkezi Paris’de bulunan Amerikalı Bambi Sloan’ın tasarladığı eklektik üsluptaki iç dekorasyonu beğeneceksiniz.
B.Sloan adanın hem tuhaflığını, hem de Vikingler’e uzanan tarihinin yanı sıra, ada hayatını büyük oranda etkileyen denizi, sessizliği ve geyikleri, tüm büyüsüyle aynı anda yakalamayı başarmış. Olağanüstü ahenk ve uyum olarak niteleyebileceğimiz genel izlenim, Nordik halk kültürü ile belli belirsiz hissedilen lüks ve konforun dengeli bileşiminin sonucu olsa gerek. Odalar büyük ve ferah; her odada yatılan bölüme açılan geniş banyo mekanı, ve yaşama-oturma alanı bulunuyor. Detaylar üzerinde titizlikle çalışılmış olduğu belli; o kadar zarif ve uyum içindeler; ve çoğu kez içlerinde ince bir mizah barındırıyorlar. Örneğin, tamamen geyik boynuzlarından yapılmış bir koltuk. Elektrikle değil, gerçek fiziksel güçle çalışan bir daktilo (bunun ne olduğunu biliyor musunuz?) Beyaz, dantel, tığ işi perdeler. Ortak sosyal ortamlar, kağıt oyunlarına veya dinlenmek için ayrılmış bir bölüm ile kocaman bir mutfaktan ibaret; bu mutfakta birlikte yemek yendiği gibi, birlikte yemekler de pişirilebiliyor ve sohbetler yapılıyor.
Sloan, “kişiliksiz lüks otellerden” hiç hoşlanmadığını belirtiyor ve lüksü hayatın küçük mutluluklarına dönüş olarak tanımlıyor. Örneğin, deniz manzarasını seyrederek banyo yapmak, adada yakalanmış deniz ürünlerini yemek, kıyılar boyunca yürüyüşler yapmak gibi. Aynı fikirde olmamak mümkün değil.
Malikane sadece bütünüyle kiralanabiliyor. Kiralar haftalık GBP 1500 ve uzun bir hafta sonu (Cuma – Pazartesi) için GBP 1000 olarak belirlenmiş. Bu ücretler sadece konaklamak için; ya yemeklerinizi kendiniz pişiriyorsunuz, ya da ahçınızı getiriyorsunuz. Ayrıca belli bir ücret karşılığı Jura’dan da bir ahçı temin edilebiliyor.Tuija Seipell.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|