|
|
|
Ikies - Santorini, Greece
|
|
2007-07-16 15:28:20
|
Unlike the tourist-tainted landscapes of neighboring Greek Islands; Santorini, Greece provides a seemingly untouched backdrop of
white hills, red beaches and blue seas.
A gem of Santorini, the Ikies Traditional Houses,
sits high atop the archipelago of islands in the village of Oia
(pronounced E-ah). Ikies houses are divided into studios (one bedroom),
maisonettes (loft bedroom), and suites. Each lodging has its own intriguing
name – presumably derived from local occupations – such as artisan, boatman, collector and antiquarian.
The eleven luxury dwellings
are carved out of pumice and designed to blend in with the surrounding
architecture – hence “traditional housesâ€. Highlighting the theme of bright white, the blue windows, roofs and shutters create a
mesmerizing effect when paired with the Aegean’s cerulean waters and red
clay cliffs.
Ikies makes brilliant use of their surroundings by perching their
apartments on these cliffs, and expanding the space even further with
private patios, Jacuzzis and pools, all of which are carefully crafted
for viewing of Oia’s famous sunsets.
Beyond the intricately
detailed infrastructure, Ikies has become renowned for its obsession
with service. One satisfied review read, “Their staff lives for nothing
more than to refill your cocktail.†Continental breakfast, light fare
and cocktails are all served to your room (or terrace or pool area).
For the romantically-inclined, Ikies also offers a full service
honeymoon package, with champagne breakfasts, flowers, satin sheets and
the works.
With its full-service amentities and uncomparable landscape, Ikies is a
prime example of what this region has to offer. Stay tuned to Coolhunter to learn the ins and outs of the best places to vacation in
Santorini, Mykonos, and Athens as we will be reporting live in
September. By L. Harper
|
|
Do & Co Hotel, Viyana
|
|
2007-07-09 15:25:29
|
Do & Co Hotel , Viyana’nın tam ortasındaki 1 no.lu Bölgede, şehrin en tarihi ve en hayranlık uyandıran muhiti olan ve sadece yayalara açık bulunan Stephanplatz’da yer alıyor. Mayıs ayında açılan otelin 41 lüks odası ile otelin konumlandığı meşhur cam duvarlı Haas Haus Binasının altıncı katında iki süiti bulunmakta; ama asıl nefesleri kesen ise manzarası. Haus’dan doğrudan görünen manzara bire-bir boyutta, gerçek haliyle St. Stephen’s Katedralinin – Stephansdom - ta kendisi, ki Katedral 1147 den beri Viyana’nın simgesi olmuştur. Avusturya’da Yeni Yılı bu Katedralin Pummerin (büyük çan) adı verilen görkemli çanı karşılar.
Haas Haus Binası orijinalinde Philipp Haas & Oğulları ismini taşıyan bir mobilya ve iç dekorasyon mağazası idi. Birkaç kez onarım ve tadilat gördükten sonra, Avusturya mimarisinin büyükbabası, Pritzker ödülü sahibi Hans Hollein bugünkü cam-çelik-çimentodan oluşan yapıyı meydana getirdi. Bina 1990 yılında muhafazarkarların ciddi tepkilerine rağmen açıldı. Aralarında Do & Co Hotel’in de bulunduğu son değişiklik ve yenilenme sürecinin ardındaki kişi de yine Hollein idi.
Otelin bünyesinde bulunduğu Do & Co şirketi sahip olduğu birinci sınıf havayolu şirketi ile dünya çapında tanınmakta olup, aynı zamanda etkinlik organizasyonu işi ile Do & Co Restoranları ve Cafe’lerinin de sahibidir. Şirket , aynı zamanda Haas Haus Binasının altıncı katında Viyana’nın en revaçta olan noktalarından biri olan ONYX Bar’ı (yukarıdaki resim) ve Do & Co Restaurant’ı da (7. katta) işletmektedir; bunlara ilaveten, binanın 8 ve 9 uncu katlarında bulunan ve Viyana’yı tümüyle gören muhteşem manzaraya sahip lüks etkinlik ve eğlence mekanlarının da sahibidir.
Do & Co Hotel’in rengarenk ve özgün iç dekorasyonunu gerçekleştiren Amsterdam merkezli FG Stijl’in Do & Co şirketinin kurucusu ve büyük ortağı Istanbul doğumlu Attila Doğudan’ın içinde yetiştiği kültürün izlerini de otele yansıttığını görmemek mümkün değil. FG Stijl’in ortakları olan İngiliz Colin Finegan ile Alman Gerard Glintmeijer, Doğudan’ın Türk özellikleriyle, Viyana’nın kuralcı ve özenli geçmişini birleştirmeyi başararak, bu bileşimi günümüz modernliği ve lüksüyle zenginleştirmişler. Odanıza girdiğinizde sizi Kilim marka yatak örtüleri ve kurum olarak bir Viyana klasiği olan Demel (Do & Co’nun bünyesindeki şirketlerden biridir) çukulataları ve Bang & Olufsen düz ekranı karşılar. Tuija Seipell.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Jura Malikanesi, İskoçya
|
|
2007-06-26 19:04:52
|
İskoçya’nın batı kıyısı açıklarındaki İç Hebrid’ler olarak bilinen adalardan biri olan Jura Adası’na gitmek için bu seyahati gerçekten istiyor olmanız gerek. En iyimser PR danışmanları bile “oraya çabuk gitmenin bir yolu yoktur” derler. Londra çıkışlı en hızlı seyahat bir tam gün sürüyor ve iki uçak aktarması ile bir vapur yolculuğu içeriyor. “1984” isimli eserini burada yazmış olan George Orwell, çok da uygun bir ifade ile Jura’yı “kesinlikle ulaşılamaz bir yer” olarak tanımlar.
Buraya gidenlerin her zaman belli bir sebebi vardır. Çoğu kez bu sebep ya oranın tenhalığı (toplam 180 kişi), ya geyik nüfusunun çokluğu (hangisine inanırsanız, kimine göre 3,000, kimine göre 5,000) veya viskisinin kalitesidir. Jura’nın monokupaj malt viskileri 1810 dan beri tanınmakta olup, viski meraklıları 10 yıllık, 16 yıllık ve 21 yıllık monokupajların yanısıra JURA’daki batıl itikatlara aşinadırlar.
Yukarıdakilerin hepsi de kendi içinde geçerli sebepler olmasına rağmen, bizleri Jura’ya çeken Jura Malikanesi oldu. 2006 Yılının sonlarında açılan malikane ödüllü bir viski imalathanesinin hemen yanındaki binada konumlanmış bulunuyor. Bu beş odalı büyüleyici malikaneye girdiğiniz andan itibaren kararsız kalıyorsunuz; acaba banyoya girerken Marie Antoinette gibi mi giyinmeliyim, yoksa oturma salonunda İsveçli amcamız Sven-Olof gibi mi giyinmeliyim, veya yatak odasına geçerken Hamptons’da yazlarını geçiren üst düzey kişiler gibi mi giyinmeliyim, diye düşünüyorsunuz. Orada her kim gibi yaşamak istiyor olursanız olun, çok amaçlı şirketinin merkezi Paris’de bulunan Amerikalı Bambi Sloan’ın tasarladığı eklektik üsluptaki iç dekorasyonu beğeneceksiniz.
B.Sloan adanın hem tuhaflığını, hem de Vikingler’e uzanan tarihinin yanı sıra, ada hayatını büyük oranda etkileyen denizi, sessizliği ve geyikleri, tüm büyüsüyle aynı anda yakalamayı başarmış. Olağanüstü ahenk ve uyum olarak niteleyebileceğimiz genel izlenim, Nordik halk kültürü ile belli belirsiz hissedilen lüks ve konforun dengeli bileşiminin sonucu olsa gerek. Odalar büyük ve ferah; her odada yatılan bölüme açılan geniş banyo mekanı, ve yaşama-oturma alanı bulunuyor. Detaylar üzerinde titizlikle çalışılmış olduğu belli; o kadar zarif ve uyum içindeler; ve çoğu kez içlerinde ince bir mizah barındırıyorlar. Örneğin, tamamen geyik boynuzlarından yapılmış bir koltuk. Elektrikle değil, gerçek fiziksel güçle çalışan bir daktilo (bunun ne olduğunu biliyor musunuz?) Beyaz, dantel, tığ işi perdeler. Ortak sosyal ortamlar, kağıt oyunlarına veya dinlenmek için ayrılmış bir bölüm ile kocaman bir mutfaktan ibaret; bu mutfakta birlikte yemek yendiği gibi, birlikte yemekler de pişirilebiliyor ve sohbetler yapılıyor.
Sloan, “kişiliksiz lüks otellerden” hiç hoşlanmadığını belirtiyor ve lüksü hayatın küçük mutluluklarına dönüş olarak tanımlıyor. Örneğin, deniz manzarasını seyrederek banyo yapmak, adada yakalanmış deniz ürünlerini yemek, kıyılar boyunca yürüyüşler yapmak gibi. Aynı fikirde olmamak mümkün değil.
Malikane sadece bütünüyle kiralanabiliyor. Kiralar haftalık GBP 1500 ve uzun bir hafta sonu (Cuma – Pazartesi) için GBP 1000 olarak belirlenmiş. Bu ücretler sadece konaklamak için; ya yemeklerinizi kendiniz pişiriyorsunuz, ya da ahçınızı getiriyorsunuz. Ayrıca belli bir ücret karşılığı Jura’dan da bir ahçı temin edilebiliyor.Tuija Seipell.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Royce Hotel, Melbourne
|
|
2007-06-15 00:31:23
|
Melbourne’da konumlanan Melbourne’s Royce Hotel, daha önce Rolls-Royce galerisi olan bir mekanda varlığını sürdürüyor. SJB Architects ve Iç Mimarlık şirketinin tasarımını yapmış olduğu mekan özgünlüğü ile dikkati çekiyor. Mülti-milyon boyutlarda masrafın söz konusu edilerek meydana çıkarılan otel, olabilecek en orijinal oda tasarımları ve yepyeni zemin döşemelerinin bulunduğu 29 yeni oda ve süiti ile konuklarını ağırlıyor. Terracotta zeminler, yosun yeşili halılar ve taklit mobilyalar yerine Isernia zemin döşeme taşları, insanın ruh durumunu etkileyen Vistosi ışıklandırma ve düz ekranlar kullanılmış.
SJB tam yedi çeşit geleneksel ama aynı zamanda çağdaş suit tasarlamış; hepsi de teatral bir atmosfere sahip olan bu suitler hem alabildiğine özgün ve özel, hem de huzur ortamları olarak konukları karşılamaktalar. Royal Süitlerde dört direkli yataklarla kavisli çizgilerin hakim olduğu modüler oturma grupları bulunuyor. Çoğu süitlerde bulunan büyük yatakların baş taraflarını yapay deri kaplı plakalar süslüyor. Yatak aksesuarları arasında tiril tiril beyaz nevresimer ve çarşaflar, bunlara uygun yastıklar ve yumuşak minderler yer alıyor. Oda planları akıllıca bir yaklaşımla ele alınan boşlukların en uygun şekilde değerlendirilmelerini sağlamış. Buna eşlik eden ışıklandırma sistemi sayesinde odada çeşitli noktalardaki ayar düğmesi ile o andaki ruh durumunuza uygun ışığı binbir çeşit alternatif arasından bulup, yaratmanız mümkün. Oturmak için çok geniş imkanlar sağlanmış: Sandalyeler, tek kişilik oturma pufları, çalışma masası koltukları, hatta küçük yuvarlak sehpa ve masalar ile rahatlıkla çalışılabilecek bir çalışma ortamı yaratılmış; hem de yatağınızdan kalkıp çalışma bölümüne kolayca geçebildiğiniz bir ortam – ne ala. Mermerin cömertçe kullanıldığı banyo bölümü, bir derin sağlık küveti içeriyor; bu bölümde banyonuzu alırken izleyebileceğiniz düz ekran da mevcut. Ayrıca duş ve tuvalet de var. Çok büyük olmamalarına rağmen bu banyolar şehirdeki en iyi butik banyolar arasında sayılabilir. Junior executive süit olarak nitelenen birçok başka süitin görüş çerçevesi içine doğrudan Barry Humphries (Dame Edna’nın) ilkokulunu, Royal Botanik Bahçeleri ve Anılar Anıtını kapsayan manzara giriyor.
Ortak kullanım için ayrılan sosyal ortamlar arasında Dish (Tabak) ismini taşıyan restoran, ve Amberoom isimli bar tamamen yeniden ele alınmış bulunuyor. Geniş ve etkileyici lobi, estetik olarak düzenlenen hayvan derileri kullanılarak dekore edilmiş; buradaki avizeler ve ilginç iskemle takımı kendilerine adeta ters düşen bir anlayışla düzenlenen cam büfenin etkisiyle daha da özgünleşiyorlar. Sözkonusu büfenin camekanının ardında polo gömlekleri, seyahat broşürleri bulunduğunu görüyoruz. Otelin standart odaları da aynı ilgi ve dikkatle konuklarını ağırlamaktalar. Ancak, eğer süit diyorsanız, Royce Hotel, geceliği USD 215-315 arasına değişen fiyatlarla istediğiniz odayı veya süiti sunmaya hazır. Tam South Yarra muhitinin yakınında bulunan otelden şehrin en iyi alışveriş noktalarına, restoran ve parklarına kolayca ulaşabilirsiniz. Bütün mesele şurada: Standart oda ayırtmayınız; ısrarla beş veya altıncı katlardan bir oda isteyiniz veya daha aşağı katlarda bulunan bir süit de olabilir.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Indigo Patagonia Hotel, Şili
|
|
2007-06-06 21:44:48
|
Puerto Natales , Şili’de yeni inşa edilen Indigo Patagonia hotel and spa “soğuk” bir mekan olarak tanımlanırken kelimenin hem eski hem de yeni anlamı ifade edilmiş olur.
Eski anlamın taşıdığı biraz mesafeli ve itici oluş tanımı altı katlı, 28 odalı binayı tanımlamak için uygun bir ifade, aslında. Aynı zamanda otel binasının Patagonya’nın tam ortasında, canlı ve büyüleyici ortamda yer alması da bu oteli tanımlayan bir anlatım.
Yeni anlama göre ise Şili’nin meşhur modern mimarı Sebastian Irarrázaval ‘ın yakaladığı iki farklı özelliği bünyesinde birleştirebilmiş olması: Mimar, Kuzey Avrupanın gösterişsiz lüksüyle, yapının içinde bulunduğu çevrenin mütevazi koşullarını birleştirmiş.
Indigo, çevrenin manzarasını sarıp sarmalayıp içine alan o açgözlü mimari anlayış örneklerinden biri değil. Dürüst, neredeyse üniversite yurduna benzeyen bina; ortamla o kadar uyumlu ki, adeta orada eskiden beri hep varmış gibi durmakta ve aynı zamanda insanda uyandırdığı merak duygusuyla keşfedilmeyi bekliyor. Bu özellikleriyle uzun yıllardan beri Patagonya’yı keşfetmek için yola çıkan maceraperestlerin, dağcıların, kayakçıların, yürüyüşçülerin ve doğa hayranlarının ilgi odağı olmayı koruyor. Zamandan daha eski buz kütleleriyle, insan havsalasının alamayacağı kadar derin fiyordlarıyla, doğal değilmiş izlenimi veren temizlikteki havası ve gökyüzüyle ve ne kadar hazırlıklı olursanız olun şaşırtıcı manzaralarıyla Patagonya, insana tuhaf bir yabancılık duygusu yaşatırken, aynı anda karşı koyulamaz bir çekim alanı da yaratıyor.
Indigo’da, yapının hem içinde hem dışında soğuk kelimesinin yeni anlamını görüyoruz. Paslandırılmış metal ön cephede boydan boya büyük beyaz harflerle katlar belirlenirken, “pas rengi” anlamına gelen “indigo” sözcüğü yazıyor. Bu da neredeyse gerçeküstü bir etki yaratarak, sanki cephe sonradan yapıştırılmış da, harfler doğaüstü bir güçle ortaya çıkmış izlenimi oluşuyor. Bütün bunların yanısıra, yapı genel görünümüyle içinde yaşanabilen bir yerden çok, bir sanayi tesisine benziyor.
İçeride, her yerde sessiz ve derinden hissedilen lüks ve detaylara gösterilen titizlik farkediliyor. Doğal ürünler kullanılarak – ahşap, saz, pamuk ve keten – pastel renklerdeki eşya ve malzemenin yanı sıra sanki orada hep varmış gibi duran geniş pencereler, hep birlikte Patagonya’nın en önemli özelliğini vurgular gibiler: doğal dünya.
Patagonya’daki bu yeni otel, üç sahibinin düşüncelerinin sentezi olmuş. Dağcı ve halkla ilişkiler uzmanı olan Hernan Jofre içindeki doğa sevgisini, kimya mühendisi Ana Ibanez titizlikle örülmüş ince zevkini (kendisine buradan iç dekorasyonun zerafeti için teşekkür ediyoruz), ve Olivier Potart vizyon ve hayal gücünü katmış. Şilili, İspanyol ve Fransız üç ortak yeni oteli önce hayal etmişler ve sonra sekiz yaşındaki eski Concepto Indigo oteli yeni otelin restoranı yapmışlar. Şimdi iki bina muhteşem bir şekilde birbirlerini tamamlayarak ve çevreyle uyum içinde, şehrin yarı boş ufkunda yükseliyorlar.
Belki de sahiplerinin farklı kökenlerinin getirdiği bir özellik olsa gerek, Indigo Patagonia’nın bir yandan dağ şalesi ve öte yandan tamamen farklı bir tarz olan safari kulübesi tarzlarını birleştiren yapısı içinde, birbiriyle alakasız gibi duran tarzların, kuzeyin sarmalayıcı karizmasıyla uyum içinde ve birbirlerinin yapısında kaynaştığını görüyoruz. Odalar konfor ile sadeliği bir arada sunmaktalar ve büyük pencereler görmek istediğiniz her yeri görmenizi sağlıyor.
Dünyanın başka hiç bir yerinde bu kadar belirgin hissedemeyeceğiniz bir duygu bu: Teras katındaki sağlık merkezindeyken, lüks içindesiniz, dahası gökyüzünün içindesiniz. Sauna ve iki masaj odası harika, ama Fiordo Ultima Esperanza’ya (Son Ümidin Fiyordu) bakan üç açık hava jakuzisi insanda cennet duygusu yaratıyor.
Ultimo Esperanza eyaletindeki Puerto Natales şehri (nüfusu 18,000) ana kara üzeride olup, denize kanallarla bağlanıyor. Mesela, oraya gitmek için önce Santiago, Şili’den hergün kalkan uçaklarla Punta Arenas’a uçar, sonra da buradan 250 km. uzaklıktaki Puerto Natales’e kara yoluyla devam edebilirsiniz. Bu bölgenin en tanınmış yerleri ise Perito Moreno buz kütlesi, Fiordo Ultima Esperanza ve UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi ‘nde öncelikli sırada yer alan Torres del Paine National Parkı’dır. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
The Zetter Hotel – Londra
|
|
2007-04-12 18:35:15
|
Bir ‘butik’ oteli değerlendirmem istendiği zaman aklıma ilk gelen ‘Tanrı yardımcım olsun’ gibi bir şeydi. Öyle gönünüyor ki, bu yeni nesil oteller sadece şehirlerde yetişmiş ve oralarda yaşayan ve dahası her zaman yaptıkları anlamsız bir iş seyahatlerinde şehirde geçirecekleri birkaç gün için konakladıkları, aynı zamanda harcayacak çok paraları olan şehirli beyler ve hanımlar için yaratılmış olmalılar. Bu oteller çok pahalı, gereğinden çok elemanın çalıştığı ve sadece insanlar odalarında şık bir halı görmek istiyorlar, düşüncesiyle oluşturulan mekanlar olarak belirmekte.
Bu düşüncelerle ve içimde tuhaf bir çekinme duygusuyla Pazar gecesini geçirmek için Londra’daki Zetter Hotel’e yerleştim.19. yüzyılda depo olarak kullanılan bina, şıklığı giderek artan Farrington’da özel tasarım evler ve yenilenmiş blok yapıların bulunduğu Clerkenwell Caddesinde konumlanmış. 2004 yılında Michael Benyan ve Mark Sainsbury tarafından açılan otelde tasarımın özellikle belirgin çizgilerden oluşmasına ve çevreyle dost ve uyumlu olmasına önem verilmiş; bu arada, belirtmeliyiz ki, Michael Benyan ve Mark Sainsbury aynı zamanda Exmouth Market yakınlarındaki tanınmış restoran Moro’nun arkasındaki kişilerdir. Binanın beş katlı, yarı elips atriumundan içeri doğal gün ışığı dolmakta ve yapının üzerinde bulunduğu toprağın altından çıkan bir kaynak suyu burada arıtılarak şişelenmekte.
Küçük lobi calla cinsi pembe boru çiçekleriyle bezeli şık bir avizeye ev sahipliği yapıyor; burada üç seçeneğiniz bulunuyor: Sağ tarafta ahşap panelli bir bar göreceksiniz ve mantar tabureleri olan bu barın arkasına doğru Akdeniz mutfağı sunan restoran yer alıyor. Solunuzda ise, minik ve işlevsel bir resepsiyon masası yer almış. Dosdoğru ileriye baktığınızda içi kırmızı kaplı, aynalı küçük bir odacığı andıran asansörü göreceksiniz.
Beşinci kata ulaştığınızda, tasarımın özellikleri birden bire belirginleşiyor. Büyük atrium, binanın içine gün ışığı girmesini sağlıyor ve yerel sanatçıların eseri olan biraz sıkıcı olan pastel dekorasyona can veriyor. Geceyi geçirdiğim oda standart otel odalarına benzemiyordu. Orijinal Penguin Klasiklerinden çıkmış bir hava ile eklektik tarzın bir araya geldiği oda, geniş TV ekranı ve yumuşak hatlı mobilyaları ile daha çok yeni yetişmekte olan bir genç odası izlenimi vermekteydi. Ahşap panellerle kaplı balkon, boyut olarak oda ile uyumluydu ve arka planda Londra’nın yeni oluşmaya başlayan profili uzanmaktaydı.
Bu hoş ambiyansa uygun ışıklandırma, ücretsiz kablosuz bilgisayar, DVD oynatıcı ve 4000 track kapasiteli müzik kitaplığını da ekleyince “şık ve moda” oteller hakkındaki düşüncelerimin biraz eskimiş olduğunu farkettim. Otel, birçok başka yerde görülen modası geçmiş uygulamalardan kurtulmuş. Çoğu odada mini-bar veya çay-kahve takımı yok. Bunların yerine, her kattaki çay ve kahve makineleri, şampanyadan tek kullanımlı kameralara kadar ne isterseniz kolayca ulaşmanızı sağlıyor. Bir şişe şampanya satın alırken, konuğun bornoz ve terlik takımı ikramıyla karşılaşması ayrıca takdire değer bir sürpriz.
Başta yüksek fiyatlı ve emsallerinden pek de farklı olmayan bir otel gibi düşündüğüm yerin, tasarıma önem veren gezginler için makul fiyatlı ve özgün bir otel olduğu anlaşıldı. İtiraf etmek gerekir ki, önyargılı bir eleştirmenin tahminlerinin yalnış çıkması kadar kötü bir şey yok. Matthew Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
W Maldivler
|
|
2007-02-03 12:01:06
|
|
Marka olarak W Butik Oteler Zinciri lüks kavramın adeta tek temsilcisiymiş gibi elindeki mülkleri kesinlikle gidilmesi ve görülmesi gereken mekanlar haline getirip ünlü ve zenginlere sunuyor. Halen yapımı sürmekte olan birkaç W mülkünün, emsal başka markaların toplamının yarattığı heyecandan daha büyük olduğu kulağımıza gelen haberler arasında.
Son eser ise W imparatorluğunun tek taş mücevheri sayılacak nitelikte “W Retreat & Spa” ismiyle Maldiv adalarından Fesdu Adası’nda bulunan yapı hakkında; eleştirmenler buranın bir yeryüzü cenneti olduğunu düşünmekteler. Hoşça vakit geçirilebilecek lüks bir mekan ve güzelliği ile insanı büyüleyen bir ortam olduğu konusunda tüm eleştirmenler aynı düşüncedeler. Öyle bir yer ki, burada tüm konuklar zevkin ve eğlencenin her türlüsüne ulaşabiliyorlar.
W Deneyimi siz oraya varmadan başlıyor. Şık havaalanı tüm büyük şehirlerin havaalanlarına benziyor ama farkı ayrıntıda gizli. Burada W tarafından işletilen özel bölümde ağırlanan konuklar tüm büyük şehirlerin havaalanlarında karşılaştıkları imkanları buluyorlar: içki, yiyecek, dergiler ve plazma televizyon ile internet. Burada yeni gelen konuklara W dosyası sunuluyor. Kendilerini W’nin özel adasına görecek olan deniz uçağına binmeden önce dosyalarını ellerine almış oluyorlar.
Varış anından itibaren W’in duruma nasıl da hakim olduğunu hissetmemek mümkün değil. Deniz uçağından inince W golf arabaları ile karşılandık, diyor bir konuk. Plakaları W şeklinde olan bu küçük arabalar rıhtım boyunca sıralanmışlardı. Hatta bagajları taşıyan arabalar bile W formunda tasarlanmışlardı.
İki katlı Beach Oasis (Plaj Vahası)i villalarını bir kenara bırakın, W Maldiv’leri asıl ünlü kılan Ocean Oasis (Okyanus Vahası ) villaları ki, bunlar olağanüstü güzellikteler, hatta baştan çıkarıcı bile oldukları söylenebilir. Öyle geliyor ki, sanki Maldiv’lerdeki tüm adaları gezip görmüşler, piyasadaki en iyiler ile çalışmışlar ve mevcut olandan daha iyisini yaratmışlar. İşte çoğu W otellerini emsallerinden ayıran ve özgün kılan en önemli nokta bu olmalı.
Ocean Oasis (Okyanus Vahası) villalarının özel yüzme havuzları bulunuyor (veya isterseniz birkaç basamak merdivenden aşağıya inip, turkuaz renkli küçük koyda da yüzebilirsiniz ) ayrıca havuzların kenarında uzanıp dinlenebileceğiniz yataklar serili duruyor. Villaların içlerinde ise, zemini özel bir tür camla döşeli oturma odasının altındaki denizi ve orada biteviye sürmekte olan yaşamı görebiliyorsunuz. Aynı manzarayı gece seyretmek isterseniz, sadece bir düğmeye basmanız yeterli. Yayılan ışık ile zeminin altındaki deniz ortamı aydınlanıyor ve kendini size sunuyor. Böyle bir kaçış noktasında, eğer isterseniz 42” Samsug Plazma TV, BOSE düzeneği ve Yüksek Hızda Internet Bağlantısı (kim buraya internete bağlanmak için gelebilir?) emrinize hazır beklemekte. Sonra W imzası taşıyan yatakta uyku dünyasına seyahat.
Hatta tesis içinde belli noktaların isimleri bile ne kadar dikkatle seçilmiş.
DALGA (WAVE) – Su sporları
UZAKLAR (AWAY) – Fitness Centre; içinde bir kuaför bile var, ama sadece saç kurutmak ve şekilendirmek için ; evet, burası böyle bir tatil yeri
AŞAĞILAR (DOWN UNDER) – Dalış olanakları ve gereçlerinin sağlandığı bölüm
TER ( SWEAT) – Fitness Centre ve buradaki “Ne olursa / Ne Zaman Olursa” Servisini (Whatever/Whenever Service) çok seveceksiniz. Ne zaman, ne isterseniz sadece telefonunuzda üzerinde “ne olursa/ne zaman olursa” (whatever/whenever) yazan düğmeyi tuşlamanız yeterli; isteğiniz karşılanıyor.
Tüm restoranlar mükemmel. Muhteşem bir sunuş olduğunu belirtmeliyiz (yukarıdaki resim); FISH Restoran ise olağanüstü ve buradaki FIRE ızgara büfesinde türlü çeşitli ızgara deniz ürünleri bulunuyor. Bu tesiste, belli ki, yemek konusunda en iyi ve doğru olanı uygulamaktalar.Oyunlar için ayrılmış olan bölümde masa tenisi, masa futbolu, ve bilardo masalarını görüyoruz. Ancak buradaki bilardo masası bildiğimiz bilardo masalarından değil; bu tesise her şeyin en şık ve zarif olanı girebiliyor.
Şimdi biraz da bu muhteşem tesiste kimlerin kaldığına değinelim. Şu çok ciddi Jimmi Choo ve Arkadaşları, Sex in the City dizisinin plaj versiyonundakiler. Bir de, dikkatimi çekti, orada konaklayanlar arasında bulunan bir kadın, gün içinde tam üç kez bikini ve giysi değiştirdi.
Eğer her şey gereğinden fazla rahat ve sakin geliyorsa, aşağıda yerin altında konumlanmış olan ’15 BLOW’ isimli gece klübüne geçebilirsiniz. Burada dünyanın sayılı DJ’lerine rastlamanız ise olağan bir durum. Sağlık Merkezine gelince, istediğiniz etkinliğe uygun alanlarda zaman geçirebilirsiniz. Ayrıca KAYAK isimli özel üniteden denizin altındaki dünyayı seyredebilir, bu bambaşka alemde, bitki ve canlı yaşamı anında ve yerinde görüp bu dünyada kaybolabilirsiniz. Buradan isterseiz dalış da yapma imkanları sağlanıyor. Tesiste, ayrıca, içinde ağzına kadar dondurmayla dolu dolapların bulundğu mobil büfeler veya katıldığınız etkinlik gereği neye ihtiyacınız olursa, güneş yağından tutun da bronzlaştırıcı ürünler ve aklınıza gelebilecek herşey tamamen ücretsiz olarak sunulmakta.... sadece birkaç dakikalık keyifler için her istediğinize sahip olabiliyorsunuz.
W Maldiv’lerdeki herşey mükemmel; burası bir rüya adası.
İMKANLAR - Gece klübü ve yüzme havuzunun yanında bar, sonsuza kadar devam ediyormuş izlenimi veren havuz, aralarında uçurtma ile yapılan sörf, hobie cats sporu, su kayağı, parasailing, rüzgar sörfü, kano, jetski, scuba dalışı, olta ile balık avlama, denizaltı dalışları gibi tüm sporların bulunduğu tüm su sporları, masa tenisi, havuz başı etkinlikleri ve masa futbolu ile Yoga ve Fitness Centre
ÜCRET - Villaların ücreti gecelik 735 USD’dan başlıyor. Billy T.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Huvafen Fushi –Maldivler
|
|
2007-01-27 01:26:23
|
Eğer bir otelin popüleritesinin ölçüsü o otelin konuklarının ünlü oluşlarıyla ilintiliyse, Maldiv’lerdeki Huvafen Fushi tam da böyle bir yer. Geçen ay içinde, bir gün George Clooney çıkageldi, mesela. Kate Moss Ocean Villa’sında bir davet verdi; Tom Cruise ve Katie Holmes balayları esnasında masaj için randevu aldılar. Ben otele vardığımda, Alexander McQueen oradan ayrılmaktaydı ve benim ayrıldığım gün Dolce & Gabbana’nın Stefano Gabbana’sı ile John Galliano tesise ulaşmak üzereydiler (ayrı ayrı).
Huvafen Fushi aslında bir trendsetter, yani, eğilim, trend yaratıcı bir mekan. İki yıl önceki açılışından beri giderek kalitesini yükseltmekte. Dünyanın ilk underwater spa (su altı sağlık merkezi) larınden birini de bünyesinde barındıran Huvafen Fushi, İngilterede yayınlanan Conde Nast Traveler Dergisi tarafından haklı olarak en iyiler arasında seçildi ve ayrıca Amerika’da yayınlanan En İyiler Listesi’nde de yerini aldı.
Bu olağanüstü ölçüde lüks tatil beldesi Kuzey Male Atoll adalarının en minik olanlarından birinde konumlanmış ve kendine ait su şeridiyle sarılmış olağanüstü bir konumda bulunuyor. Singapur’dan direkt olarak geldiğim tesise gecenin geç bir saatinde vardım. Sözünü ettiğim uçuş gecenin 10 undan önce buraya ulaşmıyor. (Not: Gündüz ulaşmak için, onun yerine Emirates ile uçunuz).
Suyun üzerinde yüzer gibi duran bungalowuma misafir edildiğim zaman, kendimi bir Apple mağazası / Armani Showroom karışımı bir yerdeymişim gibi hissettim. Odanın ortasındaki yatağın çevresinde en sevdiğim araç-gereçler bulunmaktaydı. Bose iç mekan ve dış mekan müzik sistemi, PlazmaTV ekranları, Bang & Olufsen telefonlar, iPod Nano’nun yanısıra inanılmaz zenginlikte bir müzik arşivi ile karşılaştım. Kocaman banyom okyanus manzaralıydı ve tamamen kişiye özel olarak tasarlanan yüzme havuzum ile büyük ebatlardaki yatağım beni beklemekteydiler. Yatak ve yatak odası aksesuarı olarak Frette ürünleri kullanılmıştı; tasarımcı elinden çıkmış özel tasarım mobilyalar (Frank Gehry imzalı), elektronik perdeler, şelale gibi akan duş sistemi, hangisini anlatmalıyım, liste böyle uzayıp gidiyor.
Herkesin ölmeden önce bir sabah Maldiv’lerde uyanması gerek. Yatağımdan gördüğüm manzarada, ön plandaki yüzme havuzu ve onun arkasında okyanus uzanmaktaydı. Muhteşem bir görüntü; adeta bir kartpostal gibi.
Huvafen Fushi’de güne Celcius isimli salonda hazırlanmış olan açık büfe kahvaltı ile başlanıyor. Burası lüks ve sadeliği bir arada barındıran nadir açık hava mekanlardan biri. Önünüzdeki suya doğru uzanan beyaz kum izlenimi veren zemin üzerindesiniz. Kahvaltıdan sonra snorkeling dediğimiz deniz altı sporuna sıra geliyor. Denize daldığınızda insanı hayrettten hayrete düşüren güzellikteki mercanları ve bu mercan kayalıklarının içinde bulundukları denizaltı yaşamını yakından görüyor, adeta onlarla birlikte yaşıyorsunuz. Üç saat sonra kendinize şöyle bir baktığınızda, görüyorsunuz ki, bronz bir tene sahipsiniz. Burada güneş çok parlak ve çok çabuk bronzlaştırıyor. Hatta kahvaltınızı tamamlayana kadar, cildinizin örtülü yerleri ile örtülü olmayan yerleri arasında hemen renk farkı oluşuyor.
Günlerim dopdoluydu, ama yine de pek bir şey yaptım sayılmaz. Dalış sporları yaptım, güneşlenip bronzlaştım, tekrar daldım, biraz kitap okudum, suyun yüzeyinde konumlanmış spor alanına yürüdüm, oradan geriye doğru tekrar yürüyerek geldim (şaka mı yapıyorsunuz, tatildeyken kim spor salonunda zaman geçirir) ve daha farkına bile varmadan güneş battı. Akşamın çöküşüyle birlikte Umbar’a geçerek kendime bir kokteyl ısmarladım ve o çok rahat koltuğa gömülerek güneşin son ışıklarının kayboluşunu seyrettim; derken canlı müzik başladı; gerçek bir Cafe del Mar akşamı. Müzik, gün batımı, insanlar, atmosfer muhteşemdi. SALT restorana geçerek akşam yemeği için yerimi aldım. Bu restoranın en büyük özelliği buraya ayakkabısız, yani yalınayak giriliyor olması. Şık bir akşam yemeği idi. Yiyecekler ancak dünyanın en iyi restoranlarında bulabileceğiniz güzellikteydi.
Maldivlerde en yüksek nokta deniz seviyesinden sadece dört metre yükseklikte bulunuyor. Bu nedenle Huvafen Spa merkezinin neden denizin altında konumlandığını anlamak daha kolay oluyor. Sözünü ettiğimiz bu mekan da, sadece içinde bulunduğumuz tesise özel bir unsur. Denizin altındaki Spa merkezine girerken insan kendini kocaman bir akvaryumun içine giriyormuş gibi hissediyor ve akvaryumdaki balıkların ilgisini çeken en önemli nesnenin kendisi olduğu izlenimine kapılıyor. Masaj yaptırmak için mükemmel bir ortam. Maldivlere özgü muson geleneğine uygun olan masajı seçtim ve yaşadıklarım tüm tanımları aşıyor. Söyleyebileceğim tek şey, orada yaşadığımı bir daha başka bir yerde yaşayamayacak olmam. İnanılmaz, demek tanımlamaya yetmiyor.
GİDİLEBİLECEK EN UYGUN ZAMAN - Şubat Mayıs arası
ŞIK VE ZARİF NOKTALAR - Konuksever çalışanlar; tesiste konaklayanlara kesintisiz hizmet sağlayan ekip sayesinde ayrı özel ünitelerde kalan konuklara 24 saat oda servisi sağlanıyor. Tatil merkezinin diğer noktalarında konaklayanlar ise FISH (Adanın Hızlı Hizmetleri) isimli firmanın sunduğu imkanlardan yararlanıyorlar ki, bu da diğer taraftakiyle aynı şey demek oluyor. Denizin altına komunlanmış olan Sağlık Merkezi ise vazgeçilmez. Kesinlikle uğranması gereken bir mekan.
İMKANLAR - Üç restoran, canlı bir bar, ciddi çalışılarak seçilmiş şarapların bulunduğu zengin ve bir o kadar kalitel yeraltı şarap kavı, suyun yüzeyinde kurulu bir yoga alanı ve dünyada ilk kez suyun altında inşa edilmiş masaj odaları ile tesisin genel manzarası tamamlanmış oluyor.
ÜCRET - Bungalowlar 880 USD dan başlıyor.
Bu yıl, Huvafen Fushi, mekanına üç yeni imkan daha ilave ettiğini duyurmaktan gurur duyar. Über şık ve zarif 70 ayak uzunluğunda olağanüstü donanıma sahip bir yat; daha önce Paris’de Buddha Bar’da çalışmış olan DJ ve yönetmen Ravin; ve dünyanın en özgün ilk denizaltı sağlık merkezi
Huvafen Fushi bundan iki yıl önce ilk açıldığında, Per Aquum Resorts, Spas & Residences 'ın CEO’su Tom McLoughlin şöyle demişti, “Bu sadece başlangıç. Orjinal Huvafen Fushi konseptini geliştirmeye devam edeceğiz; konukların deneyimlerinin çeşitlenmesi için sunabileceğimiz imkanların sınırlarını zorlayacağız. “
Huvafen Fushi bir itici güç olarak benimsediği bu anlayışa kesinlikle uymuşa benziyor ve daha da şaşırtıcı ve hayranlık uyandıran konseptlere imza atmaya hazırlanmakta. Billy T
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Yeni Majestik Otel – Singapur
|
|
2006-12-14 04:43:41
|
Temalı bir otelin açıldığı haberini aldığımız en son şehir Singapur oldu. Adeta butik kavramının “b” sini, bugüne kadar hiç olmadığı biçimde, tam anlamıyla yazan bir proje ortaya çıkmış. Yeni nesil tasarımlara örnek olan otel, özgün, kişiye özel ve samimi olmayı amaçlıyor. Bir anlamda o bir anti-otel. Mega oteller zincirinin bir parçası olmaktan çok, bir Hollywood malikanesini andırıyor.
Singapur’daki olağanüstü New Majestic Hotel tam da aradığımız gibi bir mekan. Özgün ve ünlü sanatçı ve tasarımcıların yarattığı 30 odasında konuklarını ağırlamakta. Geleneksel ile yeni tasarım mobilyaların uyum içinde birlikte kullanıldığı otelin her odasında ayrı bir tema çalışılmış. Örneğin, ‘Sallanan Oda’da duvarlar boydan boya duvar resimleriyle dolu. Akvaryum Odasına geçtiğimizde ise, odanın ortasında camdan yapılmış bir banyo küveti bizi karşılıyor. Lisa Evans
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Hotel Basico, Playa Del Carmen, Meksika
|
|
2006-11-29 11:50:43
|
Bir otel için cesur bir konsept: 1950’lerin Meksika’sından kalma bir petrol kuyusu çevresindeki endüstriyel alanı tümüyle değiştirip estetik bir anlam kazandırmak. Hele bunu, özellikle de Karayip’lerin tanınmış keyif noktalarından bir olan Playa Del Carmen’in de bulunduğu tatlı hayat yaşam alanında gerçekleştirmeye kalkışmak. Fakat Grupo Habita butik oteller bünyesinde bulunan Hotel Bascio bunu kesinlikle başarmış.
Gizemi şöyle açıklayabiliriz. Bina, Playa del Carmen’in şık Beşinci Caddesi’nin alışveriş mekanları ve restoranlarının olduğu bölgeye hakim bir noktaya adeta konmuş. Tasarımında Meksika’nın eskilerden gelen petrol edüstrisinin izlerini görmekteyiz ve binanın pencereleri adeta karmakarışık bir yığın gibi duran restoran bölümüne bakıyor (Not: Bu civardaki en iyi balık mezelerini burada bulabilirsiniz). Binanın çatısında ise bir kokteyl barı yer alıyor; burada aslında eski kamyonaların arka üniteleri kulanılarak yaratılmış şık ve lüks kabanalar sıralanmış; sözünü ettiğimiz kabanaların içinde bembeyaz, yumuşacık yataklar ve minderler döşeli. İki petrol tankerinin deposu artık yüzme havuzu işlevi görmekte. (Bu havuzlarda yüzerken eski reçetelere göre hazırlanmış margaritanızı yudumlayabilir, aşağıdaki kalabalıkları seyredebilir veya bir blok ötede başlayan ve uzaklara doğru açılan Karaiplere doğru hayale dalabilirsiniz.) İnsanın içini kıpır kıpır yapan müzik ve güleryüzlü ve kibar otel görevlileri gün boyu oradalar. Kendiliğinden oluşan, adeta gerçeküstü bir ortam.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, kendi adıma söylüyorum, eğer yeni bir şey deneyecekseniz, onu sonuna kadar denemeniz gerek. Basico’yu yaratan mimar Hectar Galvan, projesini gerçekleştirirken bu prensibi uygulamışa benziyor.
Odalarda teması olmayan tek bir detay bile yok. Üzerinde yangın musluklarının musluk kısımları bulunan borular duvarlar boyunca uzanıyor. Bir sanayi küvetinin bulunduğu odanın ortasında kocaman ve çok amaçlı bir yatak zeminden biraz yüksek tutulmuş bir platformda durmakta. Herşey ortada ve insana adeta tamamlanmamış izlenimi veriyor. Odada saklı duran tek şey ise tuvalet. Tavandan zemine kadar uzanan pencerenin perdeleri kauçuk malzemeden yapılmış, ayrıca perdenin hareketini sağlayan mekanizma için vinç zincirleri kullanılmış. Otelin çevre düzenlemesi ise yine 1950’lerden kalma Meksika taksi duraklarına benzetilmiş. Müthiş bir tasarım – Çok şık.
Ortamın yarattığı izlenimin yumuşatılması için, otelin yöneticilerinden birinin ifadesiyle söyleyelim “Nana Dokunuşları” yapılmış. Bu amaçla, retro ambiyansın devamı niteliğinde mozaik bezemeli saksılar adeta gelişigüzel serpiştirilmiş. Tekrar kullanılan eski yer karolarının doğrudan “Meksikalı bir büyükannenin terasından geldikleri” hemen anlaşılıyor. Bunlar, yöneticinin ifadeleri. Sizi açık hava ortamındaki resepsiyondan alarak odanıza veya yukarıdaki restorana götüren asansörün içinde capcanlı renkli çiçeklerin bulunduğu kırmızı saksılar dizi dizi durmaktalar.
Hayatta bazı maceralar yaşamak için seyahat gerekir. Ve bazı tatiller için çılgın otel odaları şarttır. İşte Basico’da geçirilen birkaç gece, tatili anlamlı kılacak bir deneyim sunar. Burası balayına çıkan çiftlerin Karayiplerde sığınacakları romantik bir köşe değil. Hayır, aksine, bu otelde dışa dönük kişilikleri olan ve otelin konseptinde flörtçü bir neşe bulan bir çift mutlu olabilir. Her gece sabahın 01:00 ine kadar çatıda devam eden partiye katılıp, o partinin bir parçası olmak isteyen çiftler. Ve, seksi çok seven birileri olmaları da lazım. Aynen yatağa bir zincirle iliştirilmiş otelin tanıtım broşüründe yazdığı gibi. Buraya yalnız gelinmez.
NOT: Otelden gerekli malzemeyi alarak dalış deneyimi yaşamayı ihmal etmeyinz (denizin dibindeki mağaralarda rengarenk balıklar var)
NOT 2: Hazır Meksika’dayken Grupo Habita zincirinin diğer mekanlarını da görmeden dönmeyiniz. Bunlar, Playa Del Carmen’deki Deseo ile Mexcico City’deki Condesa. Sarah Wilson
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
|
|