21:23 07 09 2008

Tag: Architecture

These items have all been tagged with the tag "Architecture", You can see other tags in the Tag Cloud

Blok Balkonlar, Ofis Mimarları
2007-07-17 14:20:51



 Dıştan bakıldığında  bir göz yanılgısına benzeyen bu bina, ikamet için yapılmış olup özellikle küçük ve genç aileler düşünülerek tasarlanmış. Slovenya’nın kıyı şeridinde konumlanan binalar, kolay elde edilebilir olma özellikleriyle genç ailelerin ilgisini çekmekteler. Ofis Arhitekti isimli ekibe ulusal tasarım ödülünü kazandıran bu iki apartmanın her birinde 30 daire bulunuyor. Daireler değişik büyüklükte olup, stüdyo daireden başlayarak, üç yatak odalı olanlara kadar değişiklik gösteriyor. 


İç mekanlar küçük sayılabilir, ancak özgün planlarla hazırlanan çokgen balkonlar dış görünümü ilginç bir hale getirirken, dairelerin daha fazla deniz manzarası almalarını sağlıyor.  Dışarıdan izlenebilen yapısal unsurlardan anlaşılabileceği gibi, iç mekanda daha çok yaşama alanı olmasına imkan veriyor ve her dairenin sınırlı alanını en iyi şekilde değerlendirerek, dairelerin metrekare fiyatlarının düşük bir seviyede kalmasına yardımcı oluyor.


 
 
 Ofisleri saran güneşlikler için kullanılan rengarenk brandalar blok yapının yeknesaklığını kırıyor. Bu özellikleri ile her bir ünitenin dışarı doğru bir hayli yer kazandığını görüyoruz.; ayrıca yan cephelerde yaratıcı bir şekilde kullanılan paneller, hem özelliğin korunmasında, hem de hava akımı sağlamada işlevsel bir rol üstlenmişler. İçten bakıldığında, branda paneller her bir dairenin kendine özel olarak, adeta müstakil gibi algılanmasını sağlıyor. Denize bakan apartman blokları, Slovenya’nın Akdeniz iklimine uyumlu inşa edilmişler. Andrew Wiener

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin )





Elips Ev 1501
2007-07-05 18:29:38



Burada, The Cool Hunter sitesinde tasarımın en özgün ve en etkileyici örneklerini sunmaktayız. Evlerden otellere, duvarlardan şarap kavlarına kadar kapsamadığımız pek bir şey kalmadı. Her zaman şu varsayımdan hareket ediyoruz: Eğer biz bir şeyi beğenmişsek, belki siz de beğenirsiniz.

Ama, bazen öyle anlar olur ki, çok emin değilizdir. Ve eğer sevmediğimiz bir şeyse, niçin onu sizlere sunuyor olalım?
Antonino Cardillonun tasarladığı bu yeni evi beğendik ve etkilendik. Bu yapı daha çok müzeye benzeyen o bomboş mekanları mı düşündürüyor? Veya, yanyana getirildiklerinde formların ve şekillerin nasıl birbirlerini etkilediklerini gösteren o sivri örneklerden biri mi?

İtalya’nın bir yerinde, bir yamaç üzerinde inşa ettiği bu ev ile Cardillo, doğu ve batıya doğru adeta akarak uzanan ve öylece somutlaşmış bir elips yaratmış. Aynı zamanda bir yamaca yayılarak yapışmış gri bir oluşuma benziyor. İçeri girdiğinizde sizi ortadaki salonu boydan boya geçen devasa bir kavis karşılıyor; bu konum evin diğer kısımlarını öncelikle keskin ana hatları ile algılamanıza sebep oluyor. Yumuşak hatlarla belirlenen dış görünüm ise, iç mekandaki insanın hayalgücünü zorlayan ortamı ustaca saklamakta.    




Diğer odaların açılımları ortadaki geniş ve etkileyici alana bağlanıyor. Bir uçta mutfak, öbür uçta konuk odası var. Loş ve helezoni merdivenlerle üst kata ulaştığınızda tam ortaya konumlandırılmış yatak odasının yapısal olarak iç mekanın genel ortamına uyumlu ve minimal varlık izi gösterir şekilde yerleşmiş olduğunu görüyorsunuz. Herşey hayranlık uyandırıcı bir bütünlük sergilemekte. Aynı zamanda, peki, ama, insanlar nerede, diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ortam, özgün ve kendinden emin tarzıyla buranın yaşamak için değil, içinde bulunmak için varedilmiş bir mekan olduğunu söylüyor.

Fakat, böyle bir yerde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Dış duvardaki derin oyuklar dış dünyayı gelişigüzel bir armoni ile içselleştiren mekanlar olmuş. Dışarıda orman ve dağlar. İçeride geometrik biçimler almış beton bloklar. Ancak pencerelerin ne kadar akıllıca konumlandırıldığı hemen farkediliyor; öyle kritik noktalarda bulunuyorlar ki, günün değişik zamanlarına özgü farklı ışık oluşumlarının evin değişik yerlerine ulaşmasını veya yansımasını sağlıyorlar. Güneşin hüzmeleri doğrudan ana salona ulaşırken, dışarıdaki ağaçlardan kırılarak geçen ışık, yan pencerelerden içeri süzülüyor. Böylelikle dışarıdaki hava koşullarına göre içeride sürekli ve anlık değişimler gösteren ambiyans yaratılmış oluyor.

Bütün bunlar olurken, yapı kendi özduruşunu korumakta: renksiz veya hafif griye çalan bir renk. Heyecan veren bir ev; özgünlüğünden dolayı insanı kendine aşık eden, öte yandan mesafeli duruşuyla nefret duyguları yaratan bir yapı. Ya biri, ya öbürü; biz karar veremedik. Matt Hussey

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin )






Etiket: Architecture, House, Italy,
Boyutlar Önemliyse
2007-06-07 15:42:41



İtalya karmaşık ve çok renkli bir ülke. Sadece politikası değil, tasarımları da öyle. Italyan tasarımı, genel anlamda, aynı anda işlevsellik ile ince bir alay, bir espriyi de birlikte dile getirmekte çok usta.  Estetik üstünlük, belki de mükemmelliyet diyebileceğimiz estetik unsurlar ve izlenimler İtalyan tasarımının sonucu yaratılan objelerde kendilerini belli ederler. Bu toprakların erkeksi tarasım ve mimarisinde son derece insancıl ve duygusal unsurları bir bütün olarak algılarız.

Ancak, bugün, toplumu tanımlayıcı öğeler olarak beliren tutku ve dişil erkeksilik artık birçoklarına klişeleşmiş gibi geliyor. Artık  İtalyan’ların super arabalarının blok duruşları ve ‘güzellik oyunları’ ile konuyu kısaca kapatamamaktayız. İtalyan tasarımında hala varlığını etkin olarak sürdüren bir takım orijinal karakteristik özellikler varlıklarını sürdürüyorla ve hala bu özellikler tasarımcılara ve mimarlara ilham veriyorlar. En önemlisi de, işlevselliğe duyulan ihtiyacın artması ve konu malzeme, renkler ve kumaşlar olduğunda adeta tutku derecesinde işlevselliğin ve kolay kulanılabilir olmanın birinci derecede önem kazanması. Burada sunduğumuz, insanı adeta esir alan ev tasarımının da, bu iki prensip çerçevesinde oluştuğunu düşünüyoruz.  




İlk bakışta bina rahatsız ve huzursuz bir izlenim veriyor. Gözlerimizi etrafa çevirdiğimizde ise gökyüzüne doğru yükselen görkemli dağlar ve bunların üzerine serpiştirilmiş otantik köyler görüyoruz. Bina, sanki oraya emaneten konmuş da, daha sonra kaldırılacakmış izlenimi vermekte. Ancak, lütfen bakmaya devam ediniz ve binanın hem şeklinin hem de doku anlamında yapısının, üzerinde konumlandığı coğrafya ile mükemmel uyum sağladığını göreceksiniz. Dış cephede gördüğümüz keskin açılar, çevre dağların görkemli zirveleriyle uyumlu; etraftaki geniş yeşillik ve ormanlık alan ise yapının ahşap malzemesiyle bütünlük içinde.

Ancak, içeriye girdiğimiz zaman, tasarım adeta hafifliyor, belli belirsiz oluyor. ‘Baştanbaşa çok güzel olmak’ yerine fonksiyonel ve kullanışlı olmasına özen gösterildiği hemen anlaşılıyor. Zaten, ‘baştan başa çok güzel’ mantığı ile hareket edilmiş olunsaydı binanın yapılış amacından, varoluş amacından uzaklaşılmış olunurdu. Burası, öncelikle içinde yaşamak ve yaşamı sürdürmek için tasarlanmış. Zarif çizgilerle belirlenen ve güzel şekillerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir vitrin olması için tasarlanmamış. Şık, zarif ve pastel renk tonları, evin içinde yaşayanlara kendilerine ait bir yaşama alanı yaratma imkanı tanımakta. Aksi olsaydı, heyecanlı ve kendini tanımlama çabasında olan bir dekoratörün orada yaşayacak olanlara kendi istediği ortamı kabul ettirme çabası gibi dururdu.




Bütünüyle ele alındığında, bu yapı diyalog tesis etme amacı ile tasarlanarak inşa edilmiş bulunuyor. Bu noktada durup, konuyu değişik boyutlarda düşünebiliriz. Eski kurallara bağlı mimarlar olarak, artık böyle yapılar mı yapmalıyız veya bundan böyle benzeri tasarımlara mı ağırlık vererek devam etmeliyiz? Veya yeni mimari ifade yolları mı aramalıyız? Ya da mimari tasarımlara yeni yorumlar mı getirmeliyiz? Güzel bir bina olmayabilir; ama, akıllıca yapılmış ve kendini tanımlayan, şahsiyet sahibi bir yapı. Bu özelliklerinden dolayı alkışı hakediyor. Matt Hussey.

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin )



Etiket: Architecture, Italy,
Kraliyet Ontario Müzesi Ek Binası, Toronto
2007-06-05 15:32:04



Bir akrabanın düğün yemeğinde peçeteye çizilen bir karalama olarak başlayan süreç, sonunda Toronto Kraliyet Ontario Müzesi Ek Binası olarak hayat buldu. Ek binanın, aslında şehrin yaşadığı kültür rönesansını simgelediğini düşünebiliriz; bu bina ile ilk kez buralarda sık rastladığımız kocaman kutulara benzeyen mimari tarzdan da ayrılış görmekteyiz. Zaten birilerinin kutu kutu ev mimarisinden ayrılma zamanı da gelmişti; artı olarak, bu yapı hiç de fena değil.

Dünyaca ünlü mimar Daniel Libeskind peçeteleri ilgili yerlere faksla yollar. Daniel Libeskind aynı zamanda, 2002 yılında açılan yarışmayı kazanarak New York’daki Dünya Ticaret Merkezi’ni yeniden inşa eden mimar olarak anılan mimardır. Peçetelerin fakslanmasını takiben geçen süre içinde 56,000 metre karelik ek bina hakkındaToronto’lular ile mimari alanında sözsahibi olanlar sürekli eleştiriler yapmaktalar- bu durum pek de yeni bir şey değil, tabi ki; her yenilik, hele bir de görsellik anlamında yeniyse, eleştirilere hedef olması doğaldır. Bazıları tasarımı, karmaşık ve keskin açılarından dolayı cesur olarak nitelendirirken, diğerleri esas binayı kastederek, yeni yaplan ek binanın tarihi bir geçmişi olan bir yapıya hakaret ettiği kanaatindeler. Bu arada, bir takım başka kişiler de, yapının uzaydan gelmiş tuhaf bir gemiye benzediğini söylüyorlar. En azından, herkes bu bina hakkında konuşuyor.




Yapının 2009 yılında tamamlanacağı öngörülüyor. Yedi galeride kara yıldız ismiyle anılan ve dünyanın bilinen en büyük safirleri olan safirlerin yanı sıra, Japonya’dan bazı başeserler ve tarih öncesi çağlara ait dinozor ve memeli hayvanlara ait örnekler sergilenecek.



Crystal 5 isimli siyah-beyaz renklerin hakim olduğu, şık yemek salonu olarak hizmet verecek olan restoran, aslında rahat bir oturma salonu olma özelliğine de sahip olacak. Müşteriler burada servis edilen taze organik yiyecekleri, bioyolojik uyum ortamlarına uygun olarak tasarlanmış yemek takımlarını kullanarak yerken, büyük pencerelerden şehri seyredebilecekler. Her şeyi düşünmüşler. Tarihi objelerin bulunduğu mekanlar ne zamandan beri ortaçağ tarzında, sembolist tarzda, görkemli veya bazılarının dediği gibi zamanlar-üstü olmak durumunda? Böyle bir şeyin olduğunu sanmıyoruz ve doğmakta olan Kristal devir görüşlerimizi destekler nitelikte.  Hima Bativia. Resimleri çeken: SAM JAVANROUH


(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin )






Etiket: Architecture, Toronto,
Papalık Lateran Üniversitesi Kitaplığı - İtalya
2007-05-26 00:28:52



Kitaplıklar genelde dikkatleri çekici veya hayranlık uyandırıcı mimarileriyle tanınmazlar ama, İtalya’da öyle bir kitaplık var ki, kitaplar arasından kitaplığın kendisini görebilmek için ölüyoruz. Aşağıda resmini gördüğünüz gibi, Papalık Lateran Üniversitesi’nin zaten var olan kitaplığına ek bina olarak inşa edilen yapı, yeni okuma odaları ve bir konferans salonunu barındırmakta. Son derece şık olarak tasarlanmış olan mekan Roma’daki King Roselli şirketi tarafından tasarlanmış. Tasarımcılar projeye tamamen yeni bir yaklaşımla, bu tür mekanlarda pek rastlanmayan özellikler katmışlar; örneğin, kavis çizen bir tavan, dik açılı merdiven boşluğu ve merdivener ve büyük ve görkemli cam paneller, gibi



Üniversite, elindeki 600,000 cilt kitap ile bir hayli zengin ve büyük bir kitaplığa sahip; bazıları 16. yüzyıldan kalma olan eserler genellikle belli başlı akademik konular üzerine yazılmışlar: felsefe, teoloji ve hukuk. Bunların büyük bir kısmı yeni restore edien ve yer altında konumlandırılmış depolarda muhafaza ediliyor. Kitapların korunmaları amacıya özel olarak tasarlanan depolar özel yangın söndürme sistemleri ile nem ve ısı ayar sistemleriyle donanmış. Öğrenmek hiçbir zaman bu kadar göz kamaştırmamıştı. Laura Demasi    (
 
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin )


Etiket: Architecture, Italy,
Kamuflaj Ev
2007-05-21 22:01:25



Kamuflaj veya gizlenme amaçlı renk kullanımı canlıların çevrelerinden ayırtedilmemeleri ve böylece farkedilmemeleri için geliştirdikleri ve milyonlarca yıldan beri uyguladıkları bir yöntemdir.

İnsanların binlerce yıldan beri yapageldikleri binalar ise hiç bir zaman içinde bulundukları ortam içinde erimek kaygısını taşımamışlardır. Hatta, doğayı alt etmek, onu yenmek gibi bencilce bir tutkuyla binalarımızı çevreleri içinde hemen farkedilebilir şekilde inşa etmişizdir. Tabi ki, binalarımızı tasarlarken doğadan ilham alırız. Ama nadiren doğayı taklit ederiz.



Bir anlamda, The Cool Hunter sitesinin kapısına gelen bir örneğe kadar böyleydi. Çalılar ve tomurcuk vermiş bodur bitkiler arasında konumlanan bu, ev çevresindeki yeşillikle uyumlu bir bitki katıyla sarmalanmış. Evi saran bitki örtüsü gün ışığının içeri süzülmesine izin veriyor. Ama aynı zamanda içerideki ışığın dışarı yansımasına da imkan tanıyor. Böylece ev gündüz konumlandığı çevrede kaybolurken gece belirginleşiyor. İnsan eliyle yaratılan ile insan eliyle yaratılmamış olanın arasındaki sınırı ortadan kaldıran bir durum.



İçeride, organik ve doğal malzeme kullanılmış. İç ve dış kısımlarda ahşap paneller ve ahşap aksam kullanılmış olup, pastel renklerin kullanıldığı odalarda birbirini kesmeyen açılar ve ahşabın hat çizgileri yumuşatılarak birbiriyle hemhal olmuş bir bütünlük yaratılmış. Belki de binanın duruşu en etkileyici özelliği. Yapı olarak tamamen insani özellikler taşımasına rağmen içinde varolduğu alanı bastırmaya çalışmıyor. Çevesindeki bitkiler büyüdüğünde tek katlı olan evi yutacaklarmış izlenimi veriyor; bu arada eve biçimini veren malzemeler giderek koyu bir renk alacaklar ve bir şekilde evin hatlarını belirleyecekler. Doğayı esas alarak geliştirilmiş bir fikir – aynı zamanda doğa ile birlikte değişerek onun bu yönünü taklit eden bir düşünce. Bizce, bu ev çok daha fazlasını hak ediyor. Matthew Hussey    

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin 




Etiket: Architecture, House,
Mimarlar Dikkat – Tasarımlarınızı Bekliyoruz
2007-05-16 15:48:50



Corbusier, onların, çalışan sınıfların hayatlarını iyileştirecek anahtarlar olduğunu düşünüyordu. Frank Lloyd Wright, onların, insanlığın merkezi olduklarını söylemişti. Ve, Ebeneer Howard, onların, medeni toplumun temelini teşkil ettiğine inanıyordu. Yine de, evler, tasarım açısından ele aldığında, şehir planlaması ve fonksiyonelliğin fırlamaları gibi algılanırlar. Tuğla ve çimentodan yapılmış bağımsız üniteler halinde,şehrin yüzeyine homojen olarak dağılan bu yapılar barınma ve koruma amacıyla şehirlerde bulunurlar.



Ne mutlu ki, yukarıda değindiğimiz yazarların ifadelerinde dile gelen ütopik heyecan şu günlerde yeniden gündeme gelmeye başladı. Cool Hunter sitesi’nin sayfalarında da izleyebileceğiniz gibi, herzaman ‘ev’ veya ‘yuva’  kavramlarının eğlenceli ve deneyimsel özelliklerini öne çıkarmaya çalışıyoruz; çünkü ‘ev’ ortamının neşeli ve deneyimsel özeliği olduğuna inanıyoruz. Evler, sadece fiziksel olarak kalınan mekanlar olmayıp, içinde insani duygular ve deneyimler yaşatan bina bloklarıdır. Bu nedenle de mimarlar için özel bir bölüm ayırarak,onlara hakettikleri önemi vermeyi amaçlıyoruz. Burada değineceğimiz mimarlar, sadece içinde yaşanan bir kutu gibi algılanmayan, olağanüstü özelliklere sahip ve şık evler tasarlayan mimarlar olacaklar. Matthew Hussey



( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin 


Etiket: Architecture, House,
Middlehaven İçin Will Alsop’un Master Planı
2007-04-26 03:49:54



Bizlim gibi herşeye şüpheyle yaklaşanlar, büyük vaatler içeren projelerden söz edildiğini duyduğumuz zaman daha çok şüphe ederiz.  Üstün kalite, etkileyici tasarım, heyecan verici ve baş döndürücü gibi ifadeler önceleri bize pek bir şey ifade etmez. Ancak Middlesborough’daki (İngiltere’nin kuzey-doğusunda) rüya binaları istisna olarak kabul etmek isteriz. Muhteşem planları ile sözkonusu yapılar Middlehaven limanlarını ve uzun kıyı şeridini yeniden canlandırmış gibiler. 

Kendi programları içinde çalışmalarını gerçekleştiren şehrin yöneticiler
Tees Vadisi Yeniden Canlandırma Programı ile İngiltere’nin en büyük şehircilik  şirketlerinden biri olan BioRegional Quintain şirketi arasında yapılmış olan anlaşmayı gündeme getirdiler. Öyle anlaşılıyor ki, bu yatırım Midlllesbrough’ya GBP 200 Milyon getireceği gibi 1000 yeni istihdam imkanı da sağlayacak.  En iyi mimarların tasarladığı 750 daire, mağaza, şık barlar, cafeler ve restoranlar ile lüks bir otel kazanılmış olacak.



Öyle umuyoruz ki, bu aynı zamanda cesur mimar Will Alsop ’un master planında  gördüğümüz çılgın tasarım “Robinsonlarla Tanışma” isimli yeni yapıların da inşasına başlama anlamına  gelir.

Alsop, hepsi de Londra’da bulunan Palestra Binası, Goldsmith College’daki Peckham Kütüphanesi ile Ben Pimlott Binalarını tasarlamış olup, Marsilya’daki Hotel de Department des Bouches du Rhone ve Toronto’daki Sharp Centre for Design binalarını da tasarlayan mimardır. İnsanın içini açan, eğlenceli binalar tasarlamasıyla ünlüdür; parlak ve güçlü renkler, olağanüstü formlar ve açılar kullanır.

Middlehaven planları sadece bizlerin dikkatini çekmekle kalmamış. Mart ayında Tees Vadisi Yeniden Calandırma Programından bir ekibin yönetiminde şehir planlamacısı BioRegional Quintain ve
Egret West şirketi mühendisleri bir ödül kazandılar: MIPIM (Mühendislik Bülteni) Gelecekteki Projeler Ödülü’nün  “Büyük şehir projeleri” kategorisinde ödül aldılar. Ayrıca, irili ufaklı başka projeleri de ödül kazanmış bulunuyor: Bunlar arasında Bursa, Türkiye’de Ova Arazisi Üzerinde Plan çalışmalarıyla ve Londra’daki King’s Cross İstasyonu çevre çalışmaları sayılabilir. Tuija Seipell 

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresinden ulaşin 




Etiket: Architecture,
There is one item tagged with Architecture

Advertise With Us