Advertisement
Advertisement
09:18 17 05 2008
ana sayfa
Advertisement
Kakslauttanen Hotel - Finlandiya
E-posta Salı, 05 Şubat 2008



Ilıman iklimlerin sonsuz kumsalları ve turkuaz denizlerine doyduğunuz halde, eğer kendinizi henüz uzay seyahatleri için hazır hissetmiyorsanız, etkileyici ve gizemli bir kaçış noktası olarak Lapland’i tavsiye ederiz. Saariselkä, Finlandiya’daki tatil ve dinlenme merkezi Kakslauttanen’de her kış mevsiminde karların üzerinde oluşuveren Eskimo tipi kar iglularının yanısıra, olağanüstü güzellikteki 20 adet cam iglu ile 31 adet lüks kütük evden oluşan yerleşim, kesinlikle kelimenin tüm anlam katlarıyla cool olarak tanımlanabilir. 

Cam iglunuzun cam tavanının altında konumlanmış bulunan yatağınızda, kalın, sıcacık yorganlara sarınıp yatarken,  açık mavi gecenin sonsuzluğu içinde sakin sakin yağan karı seyredebilirsiniz. Gerçeküstü ve gizemli bir deneyim. Gerçekten de havanın soğuk olduğunu unutuyorsunuz ve aslında, soğuğu hissetmiyorsunuz. Sizin için hazırlanmış olan yorgan ve diğer giysiler, gerçekten sıcacık hissetmenizi sağlıyor.
 

Burada ayrıca kardan yapılmış küçük bir kilise,150 kişilik kapasitesi ile dünyanın en büyük kardan yapılmış restoranı, geleneksel Fin tarzı buhar saunası, Aurora Borealis (anlamı, Kuzey Işıkları  ve Fin lisanında revontulet, deniyor) altında gerçekleştirilen kokteyl davetleri için sekiz metre yüksekliğinde cam bir çadır (kota denen tipik Lapp tarzı çadıra benzer şekilde tasarlanmış) ve bir-iki tane de balayı süiti bulunmakta. Aynen tahmin ettiğiniz gibi, burası masallar diyarında gerçekleşen kış düğünleri için son derece popüler bir mekan. 
 

Kar arabalarıyla çıkılan safariler, buzlar arasında yüzme  ve başka eğlenceli etkinlikler, konuklarınızla birlikte sizlere eğlenceli günler sunmak üzere beklemekteler! Hyvää päivää, diyerek Fince derslerine başlayabilirsiniz; bu ifade merhaba anlamını taşıdığı gibi, kelimesi kelimesine tercüme edildiğinde “iyi günler” demek oluyor. Tuija Seipell
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
İlk M.A.C. Pro mağazası açılıyor, New York
E-posta Pazartesi, 04 Şubat 2008



Uzun zamandır beklenmekte olan 4,500 metre karelik bir alan üzerine kurulu muhteşem M.A.C. Pro mağazası New York'da nihayet açılmış bulunuyor. 7 Batı 22nci Cadde üzerinde büyük bütün bir kat olarak konumlanmış bulunan yeni mekan, ayrı girişleri bulunan birbirinden bağımsız iki bölümden oluşmakta: Perakende satış/stüdyo bölümü ile deneysel bölüm. Dünyadaki diğer M.A.C. Pro mağazalarından farklı olarak, burada ayrıca tam donanımlı bir stüdyo ile makyaj sanatçıları ve güzellik uzmanları için hazırlanmış deneysel olanaklar sağlayan ortamlar sunulmakta. Mekan, gözleri okşayan etkileyici planı ile dikkatleri çekmekte.  
 

M.A.C Pro’nun New York mağazası tamamen profesyonellere yönelik düşünülmüş. Karıştırma biriminde profesyoneller, yeteneklerini sınayabilir, örnek denemeleri yapabilir ve hemen ellerinin altında bulabildikleri, sanatları için gerekli tüm gereçleri kullanarak, buradaki ürünlerle deney ve çalışmalar yapabilmekteler. Bilgisini arttırmak veya araştırma yapmak isteyenler için hazırlanmış olan referans nitelikli kitaplık ise kitaplar, dergiler ve diğer referans malzemeleriyle dopdolu. Fotoğraf stüdyosunda ise, çalışma süreçlerini ve sonuçlarını kayıt yapabiliyorlar. Ayrı bir eğitim alanında yer alan küçük bir mutfak ve duşlu banyo mekanları sayesinde daha ciddi eğitimler için ideal ortamlar sunulmakta.



Makeup Art Cosmetics (M·A·C) isimli şirket, bir makyaj sanatçısı ve fotoğrafçı Frank Toskan ile güzellik salonu sahibi Frank Angelo isimli iki Kanadalı tarafından 1984 yılında Toronto'da kurulduğu zaman, artık orada olmayan Simpson's mağazasının bodrum katında tek bir tezgah olarak açılmıştı. Kadrosuna aldığı profesyonel makyaj sanatçıları ile makyaj alanında en önde gelen yetkili olmayı hedefleyen M.A.C., doğasından gelen olağanüstü drama ve teatral duyarlılıkla hem profesyoneller hem de tüketiciler tarafından tercih edilir olmayı başarır. 1995 Yılında M.A.C.ın yüzde 51 hisesini satın alan Estee Lauder Companies şirketi, 1998'de kalan hisseleri de alır. Şık mağazalar, geniş bir renk yelpazesi, profesyonellik bilinciyle sanatçılık bilincinin bir arada uyumu, halen 50 ülkede 750 mağazası bulunan M.A.C.ın kendine özgü özellikleri olarak belirmekte.Tuija Seipell    
  

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Kapak uyarsa
E-posta Pazartesi, 04 Şubat 2008



Londra’daki Selfridges mağazasını bir yana bırakınız, günümüzde herhangi bir büyük mağazanın yoğun ortamında gerçek anlamda dikkatleri çekecek bir satış noktası yaratabilmek hiç de kolay olmasa gerek.
 

İşi üstlenen Manchester’daki
True North şirketi, Oxford Caddesi'ndeki mağazanın Orijinal Adidas'lar bölümü içinde yer alan Yeni Ürünler bölümü için öyle bir sergileme sistemi tasarlamışlar ki, burayı atlamak mümkün değil. 

Ürünün kendisinden esinlenerek, bir Adidas ayakabı kutusunu masaya dönüştürüken, kapağından da sandalyeler yaratmayı başarmış bulunuyorlar. Böylece, "ürünleri deneme" alanında müşteriler, markayla tam anlamında özdeşleşebiliyorlar. Bu hafta açılacak olan noktadaki sandalyelerin Londra'nın en ünlü sandalyeleri olacaklarını sanıyoruz. Brendan McKnight  
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Stoli Hotel - Miami
E-posta Pazartesi, 04 Şubat 2008



Yataklar yapılmış, müşteri hizmetleri masası cilalanmış ve lobideki piyanonun akordu yapılmış bulunuyor. Stoli Hotel çıktığı Amerika turnesindeki duraklarından biri olan Miami de önümüzdeki iki buçuk hafta boyunca sadece çeşitli müzik, moda ve spor etkinliklerine ev sahipliği yapacak.
 

Otel temalı mekan 7,000 metre kare üzerine yapılandırılmış olup, Stolichnaya markalarına ev sahipliği yapan ve artık bir ikon olarak kabul edilen Hotel Moskva'dan esinlenilerek gerçekleştirilen tasarımı kreatif mimarlık ajansı Pompei A.D eseri olarak dikkatleri çekmekte.
 

Stolichnaya votkalarının Üst Düzey Marka Yöneticisi Adam Rosen şöyle diyor,"Otelin her cephesinde Stolichnaya'nın otantik geçmişinden izler bulunmasına özen gösterdik ve aynı zamanda en iyi metropolitan otellerin tüm modern niteliklerinine de sahip olmasını sağladık." 
 

Stoli mekanlarında konuklar odalarda dolaşıp, oturarak (ancak uyuyamazlar), Stoli kokteyllerini keyifle yudumlayabildikleri gibi manikür, cilt ve saç bakımı ile masaj olanaklarından yararlanabilmekteler.
 

Ancak, eğer elit süitine yönelmeyi düşünüyorsanız, burası için uygun olan daha ciddi bir giysi giymiş olmanız gerekiyor. Stoli'nin hitap ettiği yüksek sosyeteye atfen, sözkonusu alana sadece ünlüler ile VIP nitelikli konuklar kabul edilmekteler. 
 

Bundan sonraki durağı New York olan Stoli Hotel,
Stolichnaya'nın kendine özgü yarattığı yenilikçilik tarihine ve Rus olan herşeyi bünyesinde barındırabilme özelliğine adeta yeni bir adım ilave etmekte. Brendan McKnight   

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )  


Etiket:
 
Advertisement
Ella Bache
E-posta Pazar, 03 Şubat 2008



Sidney şehir merkezinde yer alan BMF Sidney yaratısı ‘Ella’ isimli devasa boyutlardaki çıplak kadının tüm bedeni takriben 24,000 adet şeftali kullanılarak oluşturulmuş bulunuyor. Ella Baché’ın sunduğu marka tasarımı Yenilecek Kadar Güzel Cilt yorumuyla ifade bulan, yaratıcı ve ilginç bir çalışma.

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
Karen Walker Gözlükleri 08/09
E-posta Cumartesi, 02 Şubat 2008
   

2007 yılı başlarında Fast Company Magazine isimli yayında çıkan ropörtajında, Yeni Zellandalı tasarımcı Karen Walker şöyle diyordu, ”Kariyerime 18 yaşında $100 Yeni Zellanda Doları ile başladığımda dünyadan haberim yoktu.” 
 

İnanılmaz bir gecikmeyle,  ancak kariyerine başlamasının üzerinden 8 yıl geçtikten sonra, 1998’e gelindiğinde Walker, kendi adına ilk defilesini Hong Kong’da gerçekleştirdiği güne kadar moda dünyası, bu tasarım efsanesinden haberdar olmayacaktı.    

O zamandan beri, Walker’ın tuhaf modaları, tasarımcıyı bir anda başarının zirvesine taşımaya devam ediyor. Giysilerinin Avusturalya, Londra ve (2006 yılı sonbaharında) New York Moda Haftası’nda sergilenmesinin yanı sıra, halen dünyanın çeşitli yerlerindeki 140 farklı noktada Karen Waker markalı ürünler satışa sunulmakta.
 

Walker
, son zamanlarda, markasını giysilerden gözlüklere genişletmeye karar vermiş bulunuyor. The Independent isimi yayının Londra baskısına göre, Ekim 2005’de hazırlamış olduğu hoş ve özgün “yazlık” koleksiyonunu Avusturalya, Yeni Zellanda ve Japonya’da satışa sunmasını takip eden iki hafta içinde serinin tümü tükenmiş. 

Walker
’ın 2008 sezonu için hazırladığı en son modeller “Gizemlerin Efendisi” başlığıyla sunulmakta. Hepsi de eğlenceli, şaşırtıcı ve tuhaf olan seride yer alan 32 farklı seçeneğin tümü, Karen Walker’ın kendine özgü başıboş, rahat ve her zaman ve her yerde giyilebilme özelliğini taşıyan modellerden meydana gelmekte.  

Herkesin farklı tercih ve beğenileri olabilir, ama moda meraklılarının hepsi Walker’ın özgün modellerine dört elle sarılacağa benziyor; çünkü, aksi takdirde siyah camlı, “Nicole Richie” tarzı alışılagelmiş bir dizi gözlükle yetinmek zorunda kalacaklar. L. Harper
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )
   


Etiket:
 
Fujiya Ginzan, Tokyo
E-posta Cumartesi, 02 Şubat 2008

 

 

1991 Yılından beri San-Francisco'lu Jeanie Fuji, Ginzan Onsen (termal kaplıcalar) bölgesindeki Fujiya Ryokan'ın (geleneksel ahşap otel) geleneksel Japon okami'si (otel sahibi bayan) konumunda çalışmaya devam ediyor.  




350 yıllık otelin mirasçısı ve oğlu Fuji Atsushi ile evlendiği yıl, kayınvalidesinin denetiminde başlayan yoğun eğitimi çerçevesinde müşterilere gerçek Japon tarzında hizmet sunma sanatını öğenmiş. Eğitimi, aynı zamanda, tüm yemeklerin hazırlanmasını, bulaşıkların yıkanmasını ve tüm odaların temizliğini de kapsamaktaydı. Burada amaç, her müşterinin her ihtiyacının önceden tahmin edilerek karşılanmasıydı; böylece asırlık otelin bir geleneği daha yerine getirilmiş oluyor ve tam zamanında gereken hizmet sağlanabiliyordu. 



Fuji
, öğrenmek zorunda kaldığı şeyleri şöyle anlatıyor: “Fusuma adı verilen özel bölmenin sürmeli kapısını açıp kapamak, müşterilere küçük, alçak ve  yuvarlak Zen tipi masalarda yemeklerini sunmak... herşey, eski geleneklere uygun ve belli bir tarzda olmak zorundaydı. Müşterilerle kibar ve geleneksel Japonca konuşmayı da öğrenmek durumundaydım. Bazen herşeyi bırakıp Amerika Birleşik Devletleri’ne geri dönmek istiyordum. Ama, artık buradaki işimi seviyorum,” diyerek bir Japon yayınına yaptığı açıklamayı tamamlıyor.  



Arkasındaki dolu dolu on yıllık deneyimin ardından, büyük bir alçakgönüllülük ve mahçubiyetle, Fuji, saygın okami konumuna layık görüldüğünü ifade ediyor. 2004 yılına gelindiğinde, eşiyle birlikte Tokyo’lu ünlü mimar Kengo Kuma’yı görevlendirerek, kendisinden otelin zaten yüksek olan hizmet düzeyini daha da yukarılara taşımak için çalışmasını istemişler. Kuma, Haziran 2006’da açılmış olan otelin salonunu baştan başa yeniden tasarlayarak işe başlamış. Kuma, aslında, aralarında Tokyo’daki Louis Vuitton Moet Hennessey Genel Müdürlük Binası’nın da bulunduğu, pek çok ünlü binayı yaratan kişi olarak tanınmakta. 



Tamamen ahşap olan üç katlı Fujiya Inn   sadece toplam 16 kişi alabilen sekiz odaya indirgenmiş. Otelin, şehir merkezinden oldukça uzak, kaplıca suları ve doğal güzellikleriyle tanınan konumu gözönüne alındığında, otelin içinde gerçekleştirilmiş olan lüks heyecan veriyor.
  



Kuma, geleneksel Japon sadeliğini, uluslararası beğeni ve ihtiyaçlarla uyum içinde harmanlarken, zerafetini kaybederek batılılaştırılan Japon tarzından kaçınmayı başarmış. Aslında, Fuji, bu konuyu işlediği ve Nipponjin ni wa, Nihon ga Tarinai (Japonlar yeterince Japon değil)  şeklinde ifade ettiği otobiyografisinde, modern Japonların binlerce yıllık geçmişi ve tarihi olan geleneklerinin değerini takdir ederek, bu geleneklere sahip çıkmalarının önemini vurgulamakta.
  




Fujiya Inn’de insan kendini yapının adeta her ek yerinden, her örtü ve perdesinden  yayılan eski, otantik ve neredeyse tarihsel anlamda organik ortamın bir parçası olarak hissediyor. Yapı birçok yönüyle bu etkiyi yaratmayı başarmakta. Kuma’nın parlak buluşlarından biri olarak gerçekleştirdiği uygulamayla, adeta incecik bir tüle benzeyen ayırıcı unsurlar ve paravanlar, hem mekanı saklama, hem de açığa çıkarma işlevi üstlenmişler. Usta sanatçı Hideo Nakata’nın (hayır, kendisi korku filmleri yönetmeni değil) oğluyla birlikte yarattıkları ve otelin her yerinde karşımıza çıkan samushiko bambu paravanlar için dört milimetre genişliğinde 1.2 milyon adet bambu şeridi kullanılmış. Masado Shida tasarımı yeşil vitray pencereler ve bunların yanısıra kullanılan el yapımı ve zengin dokulu Echizen Japon kağıdının cömertçe kullanımı sayesinde hafiflik duygusu daha da güçlenirken, görüntü geçirgenliği de sağlanmakta.   
  




Banyo küvetinin yanısıra elde hazırlanan taze yiyeceklerle de otelin organik ve doğal olma özelliği vurgulanıyor. Otelde sıcak kaplıca sulu beş tane özel banyo bulunmakta ve bunlardan biri en üst katta açık hava banyosu olarak yer alıyor. Yiyecekler geleneksel washoku (Japon mutfağı) çerçevesinde hazırlanan bir menü ile sunulmakta olup, birçok yenilebilir otlar ve bitkiler ile yerel olarak sağlanan başka malzemeler kullanılarak hazırlanmakta. Fuji’nin en sevdiği yiyecekler arasında sansai ile aralarında kogomi denilen eğrelti otu ve urui olarak bilinen su zambağı gibi dağ yeşillikleri bulunuyor. Sadece yerel olarak sağlanan yiyecekler kuralının tek bozulduğu nokta ise Salkım (Fuji) Cafe oluyor; sadece yaz aylarında açık olan kafede uluslararası kahve, pasta ve kurabiye çeşitleri sunulmakta. 
 
  


Fujiya Inn’e ulaşım için Tokyo’dan Yamagata Bullet Trenine (Shinkansen) binerek 3.5 saat süren seyahatten sonra bir otobüsle termal kaplıcalar bölgesine gidebilirsiniz. Ya da, Tokyo’dan hava yoluyla Yamagata havaalanına ulaşır ve oradan otel ile önceden yapacağınız organizasyon sonucu yollayacakları bir araç ile otele transferiniz gerçekleştilebilir. Tuija Seipell
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
Lexus LF - A Roadster
E-posta Cumartesi, 02 Şubat 2008

  

Dünyadaki otomobil üreticilerinin birçoğu Kuzey Amerika Uluslararası Oto Fuarını araba tasarımı alanındaki yeni tasarım ve yeni konseptlerin tanıtılması için bir platform olarak kullanırlar. Detroit, Michigan’da gerçekleştirilen bu yılki fuar henüz bitmiş bulunuyor ve orada gördüğümüz en az birkaç yeni tasarımın dikkatimizi çektiğini belirtmek isteriz.
 

Lexus LF serisi veya “L-zerafet” serisi bir dizi konsept arabasından oluşmakta ve aralarında bu yıl Toyota Motor Corporation’ın sunduğu  LF-A Roadster bulunuyor – ki, bu araba daha önce LF-A kupa arabası olarak tanımlanan modelin üzeri açık versiyonu olarak  nitelenmişti. LF serisi, Lexus tasarımında yepyeni bir yönelimi temsil ediyor – heyecan verici zerafet, net ve basit hatlardan doğan sadelik ve yumuşak geçişlerle sağlanan bütünlük etrafında oluşan felsefesi ile ifade buluyor.   


  
Yüksek performanslı üzeri açık Roadster, günümüzde yollarda gördüğümüz en çok arzu edilen arabalarla rekabet etmek üzere tasarlanmış bulunuyor. Şöyle bir bakınca, alçak profilli aerodinamik formu hafif karbon lifleri ve alüminyum kullanılarak imal edilmiş olup, belli bir hız sınırına ulaşıldığı zaman arka kanadı otomatik olarak aşağıya inmekte. LF-A Roadster’in ne tip bir tavan örtüsüyle örtüleceği hakkında henüz kulağımıza resmi bir bilgi gelmemiş olmasına rağmen, arzumuz odur ki, sert materyalden yapılmış, tam otomatik, açılır kapanır bir tavan örtüsü Lexus’un rakipleriyle başedebileceğinin göstergesi olacaktır. Andrew J Wiener  

(Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Advertisement
Çılgın Sesler - Duncan Wilson
E-posta Cumartesi, 02 Şubat 2008



Ohm, Dünyanın güneşin etrafında dönerken çizdiği elips biçimindeki yörüngesinin ölçülebilen frekansına verilen isim olduğu kadar, bizim de müzik anlamında yerçekim merkezimizdir. Ohm, birim anlamında, evrendeki varlığımızı ilk ve en yalın haliyle tanımlayan bir titreşim ve tını olarak, seslerin en arı ve yalını olarak tanımlanır. Ama kaçımız gezegenimizin yaratığı o duru ve arı sesi gerçekten duymuş olabilir? Ve hergün çevremizi kuşatan, sayıları büyük bir olasılıkla milyonları bulan farkedilmeyen başka seslere ne demeli?  

Duncan Wilson çevremizdeki her yüzeyden ses yankılandığını biliyor – ki, sözkonusu sesler en küçük nefes veya bir fısıltıya karşılık geliyor olabilir. Wilson, işte bu farkedilemeyen seslerin kaçının tanımlanıp, bir araya getirilerek büyütülebileceğini ve böylece çok yönlü müzik formunda yeni bir sessel deneyim yaratılabileceğini araştırmış bulunuyor.
 

Kraliyet Sanat Koleji’nde Wilson’ın Manolis Kelaidis ile birlikte yarattığı OTTO (Yunanca ‘kulak’ anlamına geliyor) isimli gereç, çok küçük ve çok hafif titreşimleri tespit edebilmekte; bunun için çeşitli yüzeylere yerleştirilen mıknatıs ve çekim gücü olan mekanizmalar, toplanan sesleri entegre bir hoperlör vasıtasıyla büyütmektedirler. Pencerenize, içinde bir buz parçası erimekte olan bir bardak su, küçük bir balığın yüzdüğü bir akvaryum veya çevrenizdeki herhangi bir nesneye birkaç birim yerleştirerek, OTTO sayesinde çokyönlü bir işitsel atmosfer yaratılabilir.Andrew J Wiener
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Kraliyet Ailesine Özel - Schiphol Havaalanı'nın yeni VIP salonu, Amsterdam
E-posta Çarşamba, 30 Ocak 2008



Açılışı birkaç gün önce Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından yapılan Schiphol Amsterdam Havaalanı’nın yeni VIP Merkezi, potansiyel anlamda, insanda bir an önce hava yolculuğuna çıkma isteği uyandırıyor. Ancak, Kraliyet Merkezi olarak da anılan Merkez, sadece Kraliyet Ailesi üyelerine, Bakanlara ve üst düzey devlet görevlileri ile diplomatlar, ticaret heyetlerinin delegeleri ve uluslararası iş yapan şirketlerin üst düzey yöneticileri için düşünülmüş. Dolayısıyla, konumunuz yukarıdaki koşullardan birine uymuyorsa, her zamanki havaalanı işkencesine katlanmak zorundasınız demektir.  
 

Yeni açılan birim, Hollanda tasarımının haklı gururu ve sevinci olarak tanımlanmakta. Mekanın tüm tasarımı gerçekleştiren Amsterdam konumlu Concrete Mimarlar Birliği BV ise, tüm dünyada gerek perakende satış noktaları olsun, gerek sosyal anlamda ağırlama mekanları olsun, gerekse eğlence yerleri ve sergi ve fuar alanları ile yarattıkları çok sayıdaki cool ortamlarla tanınıyorlar.
 

Schiphol'ün yeni VIP-merkezi, çok daha küçük olan eski VIP noktasının yerine konumlanmış bulunuyor. Yeni Merkezde, Kraliyet Ailesi üyelerine tahsis edilmiş olan ayrı bir Kraliyet Salonu, bir basın merkezi, bir Şirketler Salonu ile çeşitli resepsiyon ve toplantı odaları bulunuyor. Kraliyet Salonu kocaman bir günlük yaşam odası gibi düşünüldüğünden, burada kanepelerin yanı sıra, kitaplık raflarında da Kraliyet Ailesi üyelerinin resimleri duruyor. Odanın duvarlarında kullanılan duvar kağıdında ise, ulusal hanedanlık armasının tam 5,500 adet minik reprodüksüyonu yer almakta. Tuija Seipell
  

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )  


ARŞİVDEN SEÇMELER



   Alsop'un Master planı                    Duvar sanatı                Ağaçta takılma mekanı              Kenji Hirata

 

 


Etiket:
 
Yukarı Çıkıyoruz - Yeni Tavan Arası
E-posta Çarşamba, 30 Ocak 2008
 


Bir evin tavan arası denince insanın aklına şık bir tarz ve tasarım izlenimleri gelmez. Aksine, loş, örümcek ağı bağlamış, nemli ve ürkütücü mekanlar düşünürüz. Tavan aralarını daha çok, çatı örtüsünün hemen altında fazlalıktan yer alan ve – modası geçmiş giysiler, eski kitaplar, büyükannenin şapka kutuları, büyükbabanın av ve avcılık malzemeleri, bozuk para koleksiyonları ve yıllar önce deniz kıyısında yapılan bir tatilin anıları olan torbalar dolusu deniz kabukları gibi - istemediğimiz ıvır zıvırı biriktirdiğimiz bir alan olarak algılarız. 



Ancak şehir ortamında yerleşim sözkonusu olduğunda, alan ve mekanlar çok önem ve değer kazanır ve tek bir metrekare bile ziyan olsun istenmez. Şimdilerde mimar ve tasarımcılar, burada değindiğimiz fazlalık alan ve mekanlardaki potansiyeli farketmeye başlamış bulunuyorlar ve tarz konusunda en müşkülpesentleri bile memnun edebilecek çözüm önerileri geliştirmekteler. Güneş ışığı, ek odalar, ilave banyolar – bunların hepsini bir tavan arasına yerleştirmek mümkün. Dünyadaki mimarlar son derece etkileyici ve trend özellikli çatı örtüleri ve çatı uygulamaları yaratmaktalar; o halde bizler de tavan aralarının, oraları yaşanabilir bir hale getirmek için yaptığımız her teşebbüste ortaya çıkan o iç karartıcı, insanı mahçup düşüren, kupkuru duvarlarla çevrili ve zeminleri sıradan ince uzun ahşap panellerle döşeli felaketlere dönüşeceklerini düşünmeyi aklımızdan çıkarabiliriz. 



Tasarımcılar birkaç metrekarelik bir mekana bile uyuma, yemek pişirme ve yemek yeme alanlarını sığdırmayı başarabildikleri gibi, eğimli çatı örtülerinen yaralanarak gün ışığını olduğu gibi içeriye alan muhteşem pencereler tasarlamaktalar.  



Yaşanabilir ve kullanılabilir alanları olabildiğince çoğaltarak mekanı genişletmenin birçok harika yararı olduğunu hepimiz biliyoruz – hatta, bu durum nesiller boyu birikmiş olan bir yığın ıvır zıvırın atılması anlamına gelse bile... Tavan arasındaki çatı dairesine dolan gün ışığı sayesinde artık, oraları mesken tutmuş olan her türlü börtü böcek bile toplanıp gidecektir. Andrew J Weiner ve Tuija Seipell   

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. ) 





 
  
Paylaş -