PLAYAWAY – Kitapkurtları için IPOD |
Cuma, 31 Ağustos 2007 |

Hayatın temposuna yetişmek için koşuşturan zavallı şehirliler için bulunan en son çözüm: Dijital audio olarak en çok satanlardan klasiklare kadar en sevdiğiniz tüm kitapları içinde barındırabilen iPod benzeri bir gereç. Artık kimsenin “Savaş ve Barış”ı okumamış olması için geçerli bir özürü olamayacak – Metroyla işe giderken veya sabah spor yaparken, onu size okuyan bir anlatıcı/okuyucuyu dinleyebilirsiniz. İsmi playaway digital olan gereç 6 – 20 saatlik kapasiteye sahip ve öyle tasarlanmış ki, audio’yu dinlemeye ara verdiğiniz zaman yerinizi kaybetmemeniz için kullanabileceğiniz tam 50 adet işaret komutu bulunuyor; böylece okuyuş boyunca ara verip, tekrar başlarken yerinizi kolaylıkla bulabiliyorsunuz.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Fur Kuaför, Melbourne |
Salı, 17 Temmuz 2007 |

Bazıları sadece saçlarının kesilmesiyle yetinir ve kuaförünün birkaç konuda birkaç söz söylemesi onlar için yeterlidir, ama biz daha fazlasını istiyoruz. Eğer saç stili yaratanların gerçekten bir tarzı, bir stili olsaydı veya stil kavramına sahip olsalardı, kuaför salonları bu kadar sıradan ve sıkıcı yerler olur muydu? Yakın çevrelerimizde şık, değişik ve hoş kuaför salonu arayışımız sonucu bu özellikleri taşıyan bazı noktalara ulaştık. Bunlardan biri Melbourne’da şehir merkezindeki Fur Kuaför isimli mekan. Burası Fur markasının ikinci salonu aslında; birincisi Greville, Prahran’da bulnuyor.
Bu yeni salon Fur’ün yaratıcı direktörü Frak Valvo’nun kendi özelliklerini yansıttığı, daha net olursak, Melbourne’un en şık giyinen kişilerinden biri oluşunu borçlu olduğu zevk ve birikimini aktardığı mekan. Fur’un stilistleri yeteneklerini Six Degrees isimli şirketle birleştirerek gerçekte olduğu gibi 24 metre kareden çok daha büyük gözüken salonu yaratmışlar. İç mekan eklektik anlayışla oluşturulurken, duruma göre, aynı anda birden yedi müşteriye kadar hizmet verebilecek şekilde değişime hazır şekilde yapılandırılmış.
Öyle bir yer düşünün ki, duvarları tekrar kullanımlı basket sahasından yapılmış – ki, bunlardan biri kocaman bir çekmeceler topluluğunun tümünü saklıyor. Bunlar yetmezmiş gibi, bu ortama bir de 70’lerin disco kisch anlayışını katın; esnek ve kolayca yer değiştirebilen oturma üniteleri, döner aynalar ve işte karşınızda yepyeni bir kuaför salonu ve yepyeni bir deneyim. Fur’ün kendisine özel olarak tasarlanmış ışıklandırma ve ses düzeni (BOSE sistem kulanmışlar) burada geçirdiğiniz süre boyunca alacağınız keyif katsaysını kesin arttıracak. Tuija Seipell. Ayrıca bakınız ; Pimp and Pinups
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
|
Katie Noonan |
Cuma, 13 Temmuz 2007 |

Aussie Band George grubunun assolisti Katie Noonan, yakında ilk solo albümü ‘Skin’i (Ten) çıkarıyor. George’un ‘Polyserena’ isimli, hem eleştirmenler açısından hem de ticari anlamda başarılı olan albümü ve onu takip eden, yine aynı başarıyı yakalayan ‘Unity’sinden sonra Katie’de bir albüm hazırlamış bulnuyor. Katie, deneyimi ve güçlü birikimi sayesinde, bir sanatçı olarak artık tek başına da varolabilecek.
Single’a adını veren parça ‘Time to Begin’ de (Başlama Zamanı) Katie, rock ve caz arasında sınırları, geçişleri hissedilmeyen gidiş gelişler katmış; geçmişteki şarkılarına yeniden hayat vererek, dans ezgileri taşıyan flütler, bas gitarlar eşliğinde olağanüstü bir şölen sunuyor. Her zaman olduğu gibi, müzik Katie’nin sesine yoğunlaşmış. Kolay kolay unutulmayacak bir ses ve ‘Time to Begin’i söylerken uzaktan insanın aklına Janet Jackson’ın Velvet Rope dönemleri geliyor.
Bu, Katie Noonan’ın kariyerinde bir dönüm noktası; meşhur bir pop şarkıcısı olarak daha da parlayacak bir ses. Bu başarıyı devam ettirebilmesi için onun hem kendisinin hem de dünyada ancak çok az insanda rastlanabilen sesinin kıymetinin bilinmesi gerek. ‘Time To Begin’ ile kazandığı başarının üzerine ‘Skin’in de 2007 yılının en çok satanlar listesinde olacağından şüphemiz yok. Nick Christie
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Do & Co Hotel, Viyana |
Pazartesi, 09 Temmuz 2007 |

Do & Co Hotel , Viyana’nın tam ortasındaki 1 no.lu Bölgede, şehrin en tarihi ve en hayranlık uyandıran muhiti olan ve sadece yayalara açık bulunan Stephanplatz’da yer alıyor. Mayıs ayında açılan otelin 41 lüks odası ile otelin konumlandığı meşhur cam duvarlı Haas Haus Binasının altıncı katında iki süiti bulunmakta; ama asıl nefesleri kesen ise manzarası. Haus’dan doğrudan görünen manzara bire-bir boyutta, gerçek haliyle St. Stephen’s Katedralinin – Stephansdom - ta kendisi, ki Katedral 1147 den beri Viyana’nın simgesi olmuştur. Avusturya’da Yeni Yılı bu Katedralin Pummerin (büyük çan) adı verilen görkemli çanı karşılar.

Haas Haus Binası orijinalinde Philipp Haas & Oğulları ismini taşıyan bir mobilya ve iç dekorasyon mağazası idi. Birkaç kez onarım ve tadilat gördükten sonra, Avusturya mimarisinin büyükbabası, Pritzker ödülü sahibi Hans Hollein bugünkü cam-çelik-çimentodan oluşan yapıyı meydana getirdi. Bina 1990 yılında muhafazarkarların ciddi tepkilerine rağmen açıldı. Aralarında Do & Co Hotel’in de bulunduğu son değişiklik ve yenilenme sürecinin ardındaki kişi de yine Hollein idi.
Otelin bünyesinde bulunduğu Do & Co şirketi sahip olduğu birinci sınıf havayolu şirketi ile dünya çapında tanınmakta olup, aynı zamanda etkinlik organizasyonu işi ile Do & Co Restoranları ve Cafe’lerinin de sahibidir. Şirket , aynı zamanda Haas Haus Binasının altıncı katında Viyana’nın en revaçta olan noktalarından biri olan ONYX Bar’ı (yukarıdaki resim) ve Do & Co Restaurant’ı da (7. katta) işletmektedir; bunlara ilaveten, binanın 8 ve 9 uncu katlarında bulunan ve Viyana’yı tümüyle gören muhteşem manzaraya sahip lüks etkinlik ve eğlence mekanlarının da sahibidir.

Do & Co Hotel’in rengarenk ve özgün iç dekorasyonunu gerçekleştiren Amsterdam merkezli FG Stijl’in Do & Co şirketinin kurucusu ve büyük ortağı Istanbul doğumlu Attila Doğudan’ın içinde yetiştiği kültürün izlerini de otele yansıttığını görmemek mümkün değil. FG Stijl’in ortakları olan İngiliz Colin Finegan ile Alman Gerard Glintmeijer, Doğudan’ın Türk özellikleriyle, Viyana’nın kuralcı ve özenli geçmişini birleştirmeyi başararak, bu bileşimi günümüz modernliği ve lüksüyle zenginleştirmişler. Odanıza girdiğinizde sizi Kilim marka yatak örtüleri ve kurum olarak bir Viyana klasiği olan Demel (Do & Co’nun bünyesindeki şirketlerden biridir) çukulataları ve Bang & Olufsen düz ekranı karşılar. Tuija Seipell.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Lilybug – Eve Güven İçinde Ulaşmanın Yolu |
Pazartesi, 02 Temmuz 2007 |

Hamptons semtinin masal bahçesi görünümündeki ortamı, varlıklı, hoş ve kaliteli yaşam tarzını seçenleri çekmekte. Ancak her hangi bir hafta sonu Hamptons semti içinde ve oraya bağlanan yollarda seyreden sürücülerin tahminen yarısı yasalarca sarhoş olarak tanımlanmaktadır.
Bu tehlikeli durumu ortadan kaldırmak – ve aynı zamanda hiç kimsenin keyfini kaçırmadan bunu gerçekleştirmek - için William Heath isimli İngiliz, dahiyane ve insana okul günlerini hatırlatan bir fikir geliştirmiş bulunuyor: küçük motorsikletler.
William Heath, sarhoş bir sürücüyle çarpışarak hayatını kaybeden arkadaşı Lily’nin trajik ölümü üzerine Lilybug projesini geliştirmiş. Lilybug, kazancının bir miktarını Lilybug Vakfına bağışlıyor; vakıf ise sarhoş sürücüler nedeniyle mağduriyete uğramış olan ailelere ve Sarhoş Sürücüleri Topluma Kazandırma çalışmalarına yardım ediyor.
Halen Southhampton, Hampton Bays, Shinnecock, North Sea, Watermill, Bridgehampton ve East Hampton bölgelerinde faaliyet gösteren şirket, içkili davetliler için saati $ 40’a küçük motorsikletler kiralıyor. Lilybug aynı zamanda motorsiklet kiralama konusu çerçevesinde başka hizmetler de vermekte: Şirket, şöförlük hizmeti vermek üzere Lilybug sürücülerini çağırıldıkları adrese yolluyor. Burada, içkili konuk, arabasını motorsiklet sürücüsüne teslim ediyor ve onun şöförlüğünde hem kendisi hem arabası güven içinde eve ulaşmış oluyor. Lilybug sürücüleri motorsikletlerini katlayarak arabanızın bagajına koyuyorlar. Sözkonusu motorsikletli sürücüler hafta sonları şehrin en hareketli noktalarının kapılarında da hazır bekliyorlar... Pink Elephant, Dune, Star Room, Nellos ve Stereo by the Shore gibi eğlence mekanları gibi. Lilybug küçük motorsikletleri DiBlasi R7E modelinde olup, katlandıklarında küçülerek 30.7 x 14.5 x 24 inç boyutlarına indirgenebilmekteler. L. Harper
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Indigo Patagonia Hotel, Şili |
Çarşamba, 06 Haziran 2007 |

Puerto Natales , Şili’de yeni inşa edilen Indigo Patagonia hotel and spa “soğuk” bir mekan olarak tanımlanırken kelimenin hem eski hem de yeni anlamı ifade edilmiş olur.
Eski anlamın taşıdığı biraz mesafeli ve itici oluş tanımı altı katlı, 28 odalı binayı tanımlamak için uygun bir ifade, aslında. Aynı zamanda otel binasının Patagonya’nın tam ortasında, canlı ve büyüleyici ortamda yer alması da bu oteli tanımlayan bir anlatım.
Yeni anlama göre ise Şili’nin meşhur modern mimarı Sebastian Irarrázaval ‘ın yakaladığı iki farklı özelliği bünyesinde birleştirebilmiş olması: Mimar, Kuzey Avrupanın gösterişsiz lüksüyle, yapının içinde bulunduğu çevrenin mütevazi koşullarını birleştirmiş.

Indigo, çevrenin manzarasını sarıp sarmalayıp içine alan o açgözlü mimari anlayış örneklerinden biri değil. Dürüst, neredeyse üniversite yurduna benzeyen bina; ortamla o kadar uyumlu ki, adeta orada eskiden beri hep varmış gibi durmakta ve aynı zamanda insanda uyandırdığı merak duygusuyla keşfedilmeyi bekliyor. Bu özellikleriyle uzun yıllardan beri Patagonya’yı keşfetmek için yola çıkan maceraperestlerin, dağcıların, kayakçıların, yürüyüşçülerin ve doğa hayranlarının ilgi odağı olmayı koruyor. Zamandan daha eski buz kütleleriyle, insan havsalasının alamayacağı kadar derin fiyordlarıyla, doğal değilmiş izlenimi veren temizlikteki havası ve gökyüzüyle ve ne kadar hazırlıklı olursanız olun şaşırtıcı manzaralarıyla Patagonya, insana tuhaf bir yabancılık duygusu yaşatırken, aynı anda karşı koyulamaz bir çekim alanı da yaratıyor.
Indigo’da, yapının hem içinde hem dışında soğuk kelimesinin yeni anlamını görüyoruz. Paslandırılmış metal ön cephede boydan boya büyük beyaz harflerle katlar belirlenirken, “pas rengi” anlamına gelen “indigo” sözcüğü yazıyor. Bu da neredeyse gerçeküstü bir etki yaratarak, sanki cephe sonradan yapıştırılmış da, harfler doğaüstü bir güçle ortaya çıkmış izlenimi oluşuyor. Bütün bunların yanısıra, yapı genel görünümüyle içinde yaşanabilen bir yerden çok, bir sanayi tesisine benziyor.

İçeride, her yerde sessiz ve derinden hissedilen lüks ve detaylara gösterilen titizlik farkediliyor. Doğal ürünler kullanılarak – ahşap, saz, pamuk ve keten – pastel renklerdeki eşya ve malzemenin yanı sıra sanki orada hep varmış gibi duran geniş pencereler, hep birlikte Patagonya’nın en önemli özelliğini vurgular gibiler: doğal dünya.
Patagonya’daki bu yeni otel, üç sahibinin düşüncelerinin sentezi olmuş. Dağcı ve halkla ilişkiler uzmanı olan Hernan Jofre içindeki doğa sevgisini, kimya mühendisi Ana Ibanez titizlikle örülmüş ince zevkini (kendisine buradan iç dekorasyonun zerafeti için teşekkür ediyoruz), ve Olivier Potart vizyon ve hayal gücünü katmış. Şilili, İspanyol ve Fransız üç ortak yeni oteli önce hayal etmişler ve sonra sekiz yaşındaki eski Concepto Indigo oteli yeni otelin restoranı yapmışlar. Şimdi iki bina muhteşem bir şekilde birbirlerini tamamlayarak ve çevreyle uyum içinde, şehrin yarı boş ufkunda yükseliyorlar.
Belki de sahiplerinin farklı kökenlerinin getirdiği bir özellik olsa gerek, Indigo Patagonia’nın bir yandan dağ şalesi ve öte yandan tamamen farklı bir tarz olan safari kulübesi tarzlarını birleştiren yapısı içinde, birbiriyle alakasız gibi duran tarzların, kuzeyin sarmalayıcı karizmasıyla uyum içinde ve birbirlerinin yapısında kaynaştığını görüyoruz. Odalar konfor ile sadeliği bir arada sunmaktalar ve büyük pencereler görmek istediğiniz her yeri görmenizi sağlıyor.

Dünyanın başka hiç bir yerinde bu kadar belirgin hissedemeyeceğiniz bir duygu bu: Teras katındaki sağlık merkezindeyken, lüks içindesiniz, dahası gökyüzünün içindesiniz. Sauna ve iki masaj odası harika, ama Fiordo Ultima Esperanza’ya (Son Ümidin Fiyordu) bakan üç açık hava jakuzisi insanda cennet duygusu yaratıyor.
Ultimo Esperanza eyaletindeki Puerto Natales şehri (nüfusu 18,000) ana kara üzeride olup, denize kanallarla bağlanıyor. Mesela, oraya gitmek için önce Santiago, Şili’den hergün kalkan uçaklarla Punta Arenas’a uçar, sonra da buradan 250 km. uzaklıktaki Puerto Natales’e kara yoluyla devam edebilirsiniz. Bu bölgenin en tanınmış yerleri ise Perito Moreno buz kütlesi, Fiordo Ultima Esperanza ve UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi ‘nde öncelikli sırada yer alan Torres del Paine National Parkı’dır. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
|
Prada Çarşısı |
Salı, 29 Mayıs 2007 |

Bugünlerde Prada sadece bir modacı ismi değil. Meşhur İtalyan modaevi, zarif parmaklarını, aralarında cep telefonları ve dev organizasyon işleri gibi işler bulunan başka pastalara da uzatmaya başladı.

Geçen ay Prada, İspanya’daki Valencia şehrinde yılın daveti sayılan partilerinden birine, Amerikan Kupası kutlama partisine, ev sahipliği yaptı. Katılımcı ve önemli yat sponsorlarından biri olan Luna Rossa için Prada hiç bir maddi fedarkarlıktan kaçınmayarak normalde çok hareketli bir çarşı olan Central Market’i VIP salonu olarak hazırladı.

Etkinlik, mekanın ambiyansına uygun yerel ve uluslararası birçok ünlü davetlinin ilgisini çektiği gibi, organizatörlerin meyva ve şarküteri ürünleriyle doldurdukları sergi üniteleri herkesin istedikleri gibi tadım yapabildiği ilgi odağı oldu. Katılımcılardan bir şarküteri, etkinliği, DJ’yi ile birlikte çalışarak hoş bir müzik eşliğinde Parma salamı ve ançuez ikramı yaparken, diğer standlar birer mini vitrine dönüşerek Prada aksesuarlarını satışa sunmaktaydılar: Kemerler, bir meyva parçasına benzeyen çantalar. Hatta başka bir şarküteri standında ise Prada ipek türbanlar sergiledi.

Akşam yemeği ise mekana gelişigüzel konumlandırılan, samimi ortamlara uygun küçük masalarda sunuldu. Böylece davetlilere şık bir ziyafet ortamı da sunulmuş oluyordu. Laura Demasi
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Büyük Açılış... Pong (New York) |
Salı, 08 Mayıs 2007 |

İster kapitalizmin acımasız rekabeti deyiniz, isterseniz zengin bir toplumun materyalist tutumunu sergilediği bir ortam, ama ana cadde sürekli hareket halinde. Dükkanlar kolaylıkla el değiştiriyor ve çoğu kez bu pek de iyi sonuç vermiyor.İşte ifade ettiğimiz bu ticari tespit, Kanadalı kardeşler Ben ve Hall Smyth’in Grand Opening isimli mekanlarının oluşmasına temel teşkil etmiş. Burası her üç ayda bir yeniden açılıyor. Ancak anahtarları mekanın yeni sahiplerine devretmek yerine, Smyth kardeşler 400 metre karelik alanı tamanen yeniden tasarlayarak düzenliyorlar.

Norfolk Caddesi, New York’da bulunan GrandOpening geçtiğimiz günlerde içinde standart boyutlarda bir pinpon masasının olduğu bir pinpon salonu olarak işlev görüyordu. Ayrıca kendi performansınızı YouTube’den izleme imkanı da sağlamaktaydı. Sadece USD 6 ödeyerek masayı 20 dakikalığına alabiliyordunuz ve USD 50 karşılığında tüm odayı bir saatliğine kiralayabiliyordunuz; bu fiyata projektör ekranı ve aydınlatmalar da dahil. Ama bu uzun sürmedi. Temmuz gibi uğramış olsaydınız, salonun gitmiş olduğunu, onun yerine aynı ilginçlikte başka bir şey gelmiş oluyor. Belki bir sinema, sanal araba yarış salonu veya hatta domino oynama odası, kim bilir. Smyth kardeşler kendileri bile bir sonraki tasaımın konusunuı bilmiyor. Tek bildiğimiz, ana caddenin karmaşık yapısına rağmen, burada hala masa tenisi oynayabileceğiniz bir nokta var.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Gui Boratto – Güzel Yaşam |
Salı, 01 Mayıs 2007 |
|
Bazen, bir şarkının sizi etkilediğini görürsünüz. Hani bazı şarkılar vardır, arabayı kenara çeker, kontağı kapatır ve şarkıda kaybolursunuz. İşte, Gui Boratto’nun ‘Beautiful Life’ı (Güzel Yaşam) o şarkılardan.
Brezilyalı bir mimar / müzisyen / kompozitör prodüktör olan Gui Boratto yeni albümü “Chromophbio” ile belki de ilk kez Brezilya elektronik müziğini dinleyeceksiniz. Kısacası, bu büyük bir fırsat.
“Beautiful Life”, albümün kesinlikle en parlak şarkısı ve elektronik olduğu kadar pop unsurlar da taşıyor. Arkada bir bayan vokalistin söylediği gibi “Yaşam ne güzel, yaşam ne güzel” diye tekrarlarken, Boratto çoğu kez metronomik doğrulukta synthesizer’lara bağlanarak kalp çarpışlarını hızlandırıyor; ezgi ivme kazanırken, melodi dalga dalga yayılıyor. Sekiz dakikayı aşan şarkının bir ara ne kadar uzun olduğunu düşünürken, birden sonuna geldiğinizi farkediyorsunuz ve eliniz ‘tekrar’ tuşuna uzanıyor; ‘Güzel Yaşamın’ hiç bitmemesini istiyorsunuz. ( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
www.myspace.com/guiboratto |
|
Şeffaf Araba |
|