Dondurma Mağazanız Ne Kadar Cool? |
Can Sıkıntısı Dükkanı / Chicago |
Perşembe, 01 Mart 2007 |

“Burada gizli ajanlar için malzeme satışı yoktur.” Yeni açılan Boring Store isimli dükkanın vitrininde duran ilanda böyle yazıyor. Chicago’nun Wicker Park semtindeki Can Sıkıntısı dükkanı, insanın aslında ihtiyacı olmayan şeyleri satıyor; bir anlamda yokluk veya boşluk satan bir mekan. Mesela, açıklıklar, boşluklar, delikler, küçük yırtıklar, çukurlar, küçük çukurlar ve sadece boşluklar satmakta. Aynı zamanda son 28 yıldır tek bir müşterisinin olmamasıyla gurur duyduğunu da ifade etmekte olan dükkanda kullanılacak hiç bir şey satılmıyor. Ve, burada gizli kameralı gözlükler, bıyıklı yüz kamuflaj malzemeleri veya su altında ses yükselten amplifikatörler de satılmıyor. İşte, böyle bir yer.
Öyleyse, burası nasıl bir mekan? Sahipleri olan 826CHI kuruluşu 6-18 yaş grubu çocuklara okul sonrası ödevlerini yaparken veya derslerini öğrenirken yardımcı olmak amacıyla ücretsiz olarak öğretmenlik hizmeti sağlayan bir dernek. Ve paraya ihtiyaç duymaktalar. O halde, insanları buraya çekerek biraz para kazanabiliriz, diyorlar. Böyle düşünmüşler.

Dükkanın asıl amacı, çocuklar için yeni programlar geliştirmenin yanı sıra, toplumsal yaratıcılığı destekleme bilincini geliştirerek topluma hizmet etmek ve orada yaşayanların okulda gönüllü olarak çalışmalarını sağlamak. İnsanın birkaç saatini böyle bir uğraşa ayırabilmesi de çok iyi, tabi ki. Satın aldığınız her ürün aynı tip karton kutuya konulup size veriliyor ve böylece ne aldığınız asla belli olmuyor. Neler mi alabilirsiniz: bıyık formunda cüzdanlar, kelepçeleri olan gizli kasalar ve dosya çantaları gibi ilginç objeler. Ve tüm kazançlar dosdoğru derslere gidiyor. Satın aldığınız ürünlerin birbirinin aynı olan karton kutularının aralarındaki tek fark bazılarının ön yüzlerinde şöyle yazıyor olması: “Bu kutunun içindeki ürün 15 metre uzunluğunda naylon bir ip olmadığı gibi, insanın takılabileceği bir çengel de değildir.” Veya bazı kutularda da içerik hakkında bilgi vermeyen, fakat yine biraz önceki ifadedeki gibi tuhaf bir ibare yer alabiliyor.
Serbest yazılar programlarının kurucusu ve romancı Dave Eggers’den esinlendiklerini belirten dükkanın kurucuları, mekanlarının yardım, espri amacıyla varolduğunu ve herkesin içinde bir yerlerde yatan casus olma azusuna karşılık olarak bu son derece eğlenceli kutuları hazırladıklarını söylüyorlar.
Dükkan “Sakin Bir Açılış” olarak adlandırdığı etkinliği gerçekleştirdi ve çocukların, yetişkinlerin, casusların (onların casus olduğunu nasıl anladılar acaba?) ve iyi yazılmış yazının değerini bilenlerin hücumuna uğradı. Burada ayrıca ellerine geçirebildikleri her McSweeney yayınını da toplamaktalar. Matthew Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
25 Hours Hotel, Frankfurt |
Pazartesi, 26 Mart 2007 |

Çoğu şehirlerin artık giderek değişim geçirmekte olan endüstri bölgelerinde, önce buralardaki sanayi tesisleri birer birer ele alınır ve yeniden canlandırma programı çerçevesinde başka faaliyet noktalarına dönüştürülür. Tasarım şirketlerinin elinden çıkan bu yeni mekanlar arasında yeni konutlar, moda mağazaları, klüpler ve cafeler olur. İşte 25 Hours Hotel'in sahibi, tasarımcısı, Ardi Goldman’ın bu değişim ve dönüşüm sürecinin böyle güzel gerçekleşmesinde çok payı var.
Landstrasse üzerindeki birçok binanın ihya edilmesindeki katkıları unutulmaz; özellikle de büyük bir bina olarak yükselen Frankfurt Birlik Bira Yapımevi’nin ayağa kaldırılması projesine verdiği emek büyüktür. Goldman, aynı zamanda Frankfurt’daki belli başlı klüplerin bugünkü duruma gelmelerini de sağlamış. Aralarında King Kamehameha, Sansibar ve Cocoon Club gibi mekanların bulunduğu daha nicesi, varlıklarını ona borçlular. Goldman şöyle diyor,”Bazı insanlar salon yaratırlar, bazıları banka kurmaya yeteneklidirler, benim özelliğim ise atmosfer yaratmak, bir binayı çevresiyle birlikte kendi habitatı, kendi yaşam alanı içinde yeniden var etmek.”

Goldman uzun zamandan beri bu bölgede şık ve zarif bir otel tesis etmeyi planlıyordu. Yedi katlı, 49 odalı bir bina olan Goldman bu binası aslında eskiden de oteldi. O zamanlar ismi Hotel Henniger Hof olan otelin o günkü müşterileri bugün onun yerinde yükselen yapıyı görünce gözlerine inanamıyorlar. İçine ve dışına hayran kalıyorlar.
Wohnzimmer isimli Dinlenme Odası otelin içineki ilginç noktalardan sadece bir tanesi. Her katta ayrı bir renk hakim ve her odanın kendine özgü bir teması, bir öyküsü var. “Scholade macht nicht dick” (Çukulata sizi şişmanlatmaz) ve “Grun ist die Liebe” (Aşk yeşildir) buralarda kullanılan temalardan sadece ikisi. Odalar için kullanılan temalar her türlü konuyu içeren geniş bir yelpazeyi kapsamakta; aralarında romanik olanları bulunduğu gibi, çocukça olanları da var, bitnik tarzı yada kumarhane teması olanlar da. Hepsinde bir örnek mobilyalar kullanılmış olan odalarda kullanılan farklı aksesuarlar her birinin özgünlüğünü belirleyici unsur olarak öne çıkıyor. Örnek vermek gerekirse, belli bir odanın öyküsü mfta and Romo tasarımı kumaşlar kullanılarak ifade edilirken, bir başka odanınki İsveçli Snowcrash şirketinin mobilyalarıyla anlatılıyor ve bunların yanısıra bir de bakıyoruz ki, Designers Guild’den aksesuarlar ve Flo’dan sağlanan ışık düzeni öyküyü tanımlamaya devam ediyor.
Franfurtdaki 25 Hours Hotel, Design Hotels markasının ürünlerinden biri ve Goldman otellerler zincirinin ikincisi. Birincisi 2003 yılıda Hamburg’da açılmıştı ve sırada olan diğer oteller ise Köln ve Berlin’de 2007/2008 de açılacaklar. İleriye dönük planlar arasında Münih, Viyana, Zürih, Barselona, Madrid ve Nice’deki oteller bulunuyor.Golman 25 Hours Hotel Frankfurt’un uçuk yeşil renkte ve çocukca kaprislerle öykülenen odasında geçirdiğimiz bir gece bizi Grimm Kardeşler’in masal dünyasına götürmeye yetiyor ve Hasel ve Gretel’in son satırını anımsamaktan kendimizi alıkoyamıyoruz: ”Sonra bütün dertler bitmiş ve onlar hep beraber mutlu bir hayat yaşamışlar.” Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Marc Newson’ın Yeni Birinci Sınıf Qantas Salonu |
Salı, 15 Mayıs 2007 |

Ünlü Avusturalyalı endüstri tasarımcısı Marc Newson (uçaktan poşete kadar herşeyi tasarlayan efsane) tarafından tasarlanarak meydana getirilen salonun 20 milyon Avusturalya Dolarına (USD 16.5 milyon) malolduğu kulağımıza gelen bilgiler arasında bulunuyor. Salonda sadece süper lüks özel tasarım otellerde sağlanan hizmetler sunulmakta.
Burada sözünü ettiğimiz üstün özellikler arasındaki menüden söz edebiliriz. Sözkonusu menü şık yemekler konusunda uzman olan şeflerin şefi Neil Pery imzasını taşıyor. Her konuda tam anlamıyla destek veren bir servis de mevcut. Günlük giriş yapılabilen sağlık klübünde (evet, buraya günlük giriş yapılabiliyor) Birinci Sınıf biletle uçan yolculara cilt bakımı ve masaj ücretsiz olarak sağlanmakta. Mermer döşeli, kişiye özel duş kabinleri ağzına kadar Payot kozmetikleri, Kevin Murphy saç ürünleriyle dolu. Salonun kitaplık bölümünde en çok satan kitaplardan tutun da, dergiler, gazeteler, oyunlar bulunuyor ve hepsi de konuklar için satışa sunulmuş. Başka bir nokta ise eğlenceye ayrılmış; burada plazma televizyonlar ve Sony play stationlar var. Ve bütün bunların ortasında çalışmak istiyorsanız, hemen lüks döşenmiş ve internet bağlantısı olan çalışma odalarına geçebilirsiniz.

Qantas’ın Genel Müdürü John Borgheti gururla şöyle diyor: “Yeni salonlarımızda sunduğumuz hizmet ve servislerin kalitesini ancak dünyanın en iyi beş yıldızlı otellerinde bulabilirsiniz.” Sonra devam ediyor: “Örneğin, destek hizmet servisimiz müşterilerimiz için dünyanın herhangi bir yerindeki restoranda rezervasyon yapabilir veya en son Broadway müzikaline bilet sağlayabilir.”
Geçekten de burada bir otelin sağlayabileceği tüm imkanlar sağlanmakta. Tek eksik, Mısır pamuğundan dokunmuş çarşafların serili olduğu büyük boy yataklar. Birinci Sınıf uçmanın tadı bambaşka oluyor.
İlginç bir haberle devam ediyoruz: Qantas über-tasarımcı Newson ile anlaşarak uzun zamandan beri beklenen A380 model dünyanın en büyük yolcu uçağının tasarımını ona vermiş bulunuyor. Newson’ın ününü bilenler uçak hakkında fikir sahibi olabilirler – tahminlerimize göre uçan bir Ian Schrager oteli olacak. Laura Demasi
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Jaga Deneyim Kamyonu |
Perşembe, 17 Mayıs 2007 |

Bir radyatör gibi hiç de eğlenceli olmayan bir ürünle ne kadar eğlence yaratılabilir? Öyle görünyor ki, çok. Bunun için Jaga Radiator Factory (Jaga Radyatör Fabrikası) websitesini ziyaret etmeniz yeterli. Zona Torona’nın çikolatadan yapılmış muhteşem heykellerinin Milano’daki Tasarım 07 Fuarı’ nda gördüğümüz Burning Man (Yanan Adam) isimli kocaman tatlıdan sonra en son Jaga Deneyimi ile karşılaştık: Jaga Deneyim Kamyonu. Son yeniliği ile Jaga, ürün tanıtımını bambaşka bir dünyaya taşıyor.

Mercedes Actors platformu üzerine inşa edilen ve Arne Quinze tarafından tasarlanmış olan kamyon, ilk bakışta kocaman bir ışık topuna benzeyen bir süt kamyonunu anımsatıyor. İç mekanında bir de VIP oturma alanının bulunduğu kamyonun bu bölümü, Moroso tarafından beyaz deriyle döşenmiş. Bir dinlenme odası, mufak ve duş bölümü her türlü rahatlığınız için hazır. Quinze şirketi Moroso için mobilya tasarlamakta olup, ayrıca kendi markasıyla da tasarımlar yapmakta. Mesela, 1999 yılında tasarladığı Primary Pof isimli ilk koleksiyonu büyük ses getirmişti ve şirket halen yılda 15,000 parçadan fazla satış gerçekleştiriyor.
Deneyim Kamyonu’nun 182 penceresinden dışarı taşan gizemli ve büyülü multicolor nitelikli LED ışıklandırma sistemiyle sağlanan ışık seli (bir mil uzunluğunda LED hüzmesi ediyor) sürekli değişen desenler dünyası sunmakta. İçerideki Dolby ses sistemi ve dışarıda döşeli 4000 Watt’lık Bose ses gücü sayesinde, kulaklar da o güne kadar tanımadıkları bir deneyim yaşıyorlar. Kamyonun içinde olanları anlamak için, bilgisayar ekranınızdan çıkarak onbun bulunduğu yere yönelmeniz yeterli (şu anda Milano’da) ve böylece Jaga Deneyimi’ne katılabilirsiniz. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
İlkyardım Bantları yardıma yetişiyor |
Salı, 24 Ekim 2006 |

Hayatta artık herşey bir tarz, bir üslup çerçevesinde sunulmaya başlandı... buna hergün karşılaştğımız günlük durumlar ve ev içi yaşamı da dahil. Konserve kutusu açacağından başlayarak, tahta kaşıklara kadar herşey estetik düşünen zihinlerin ürünü. Ve şimdi, sonunda, bugüne kadar sanatın el uzatamadığı ve sadece işlevseliği ile varlığını sürdürmekte olan gösterişsiz yara bantı da bu trende uydu.
Yüzeysel çizikler, kesikler ve yaralar epeydir var olan Kiss Lips, Skulls & Cowboys gibi ürünlerin vazgeçilmezi oldular. Bunların ortaya çıktıklarından beri kesinlikle en şık yara bantları olduğunu kabul edelim. Pembe taç formundaki bandajlar, ışıl ışıl ve parlak dudak şeklindeki kutularda sunulmaktalar. Ayrıca kutunun içinden bir de minik bir oyuncak çıkıyor. Kim demiş eğlence (ve yara, bere, morluklar) sadece çocuklar içindir diye. Fiyatı 16 dolar olan 15’lik teneke kutularda satılan bandajlar gerektiğinde kullanımınıza hazırlar.
Eğer, “uf”unuz bir yara bandından daha fazlasına ihtiyaç gösteriyorsa, yukarıda sözünü ettiğimiz şık bandajları kullanamazsınız. Üzerinde logosu ve klipsleri olan bandajlar giysinizin rengine uygun renklerde hazırlanarak, o eskiden beri bildiğimiz, dramatik görünümlü beyaz bandajları unutturacağa benziyor. Lisa Evans
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Stem Orgaics Cilt Bakımı |
Perşembe, 31 Mayıs 2007 |

Organik kavramı artık sadece moda bir sözcük değil, bilinçli ve gelişmiş tüketici artık organik olanı talep ediyor. Konu ne olursa olsun: elma, tavuk eti, pamukludan yapılmış çarşaflar ve hatta cilt bakımı ürünleri. Melbourne’lu ikili Myke Christoffe ve Lara Deutsch birlikte butik olarak yarattıkları ve Stem Organics ismini verdikleri organik cilt bakımı ürünleri serisi ile giderek büyümekte olan organik ürünler pazarında önemli bir konum elde etmiş bulunuyorlar. 2002 ve 2006 yıları arasında doğal ve organik ürün satışları ikiye katlanmış olup, gelişmiş ülkelerdeki yetişkinlerin %78 i kimyasal olarak üretilen ürünlerin yerine bunları tercih ettikleini belirtmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında markanın pazarla buluşması anlamında zamanlamanın mükemmel olduğunu söyleyebiliriz.
Daha da ilginci, Christoffel ve Deutsch’un markalarını önce Amerika Birleşik Devletleri’nde pazara vermeleri olmuştur. Bir yandan perakende satışlarını online olarak gerçekleştirirlerken, öte yandan yüksek kalitede yaşam tarzı butik mağazalar zinciri olan Theory and Fred Segal’de de satışa sürülen Stem Organics hızla şehirlerde ikamet eden, şehirli imajı taşıyan ve sağlık konularında hassas tüm tüketiciler için ‘vazgeçilmez’ olmaktadır.
Sözkonusu ürün serisi benimsediği holistik yaklaşım çerçevesinde organik bitkilerin özlerini kullanmakta olup, bunların yanı sıra esansiyel yağ asitleri, vitaminler ve Avusturalya’da yetişen dikenli bitki çiçeklerinin esanslarını yapısında özleştirmektedir. Bileşim, içerdiği esans ve diğer maddeler sayesinde cilt problemlerini tetikleyen psikolojik ve duygusal yapılanmayı da kontrol altına almaktadır. İlginç bir başlangıç sayılabilecek gerçek ise Deutsch’un bizzat yaşadığı kişisel sağlık sorunu nedeniyle markanın oluşumunu hazırlayan süreci başlatmış olmasıdır. On yıl süreyle kronik yorgunluk sendromu yaşadıktan sonra, sıkıntısının çevredeki kimyasallar ve kirlilik ile bağlantılı olduğunu tespit etmiş ve o zamandan beri de organik ve kimyasallardan uzak bir yaşam tarzını benimsemiş.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Nexx Kaskları (2007 Kolleksiyonu) |
Salı, 12 Haziran 2007 |

Özür dileyerek başlıyoruz çünkü bir motorsiklete atlayıp yoğun trafiğin içine dalarak hem toplu taşıma araçları olarak otobüsleri, hem diğer arabaları ve de yayaların zaten güçlük çektikleri bir ortamı daha da güç hale getiren motorsiklet tutkusu, ölmeden önce muhakkak yapmak isteyeceğimiz şeylerden biri değil. Bunu istemeyiz çünkü bizim popülaritemizin de sonu olabilir, heyecanımızın da. Ama, yine de kabul etmek gerekir ki, akmakta olan trafiğin içinden adeta onun bir parçası değilmişcesine süzülmek müthiş bir duygu olmalı. Dahası, hemen hemen her yere park edebilme imkanına sahipsiniz. Hem de bunu yaparken işgüzar bir trafik polisinin peşiniz sıra sizi takip etmediğini de biliyor olacaksınız.
Artık, motorsiklet tutkusu daha da cazip bir hale gelmiş bulunuyor. İngiltere’de tasarlanan Nexx Kaskları 2007 yılı için piyasaya verdikleri koleksiyonlarının başarısıyla gurur duymaktalar. Hele içlerinde bir tanesi var ki, çok özel. Nexx Cross Aluminyum isimli olan bu kask, aslında bir bisiklet kaskına benziyor ve iç aksamı istendiği zaman çıkarılabiliyor. Böylece kaskınızı tekrar taktığınız zaman burnunuza bir futbol takımının soyunma odasındakine benzer kokular gelmiyor. Ayrıca görünüşü de çok hoş.
Serideki diğer kasklar da birbirinden ilginçler, Integral X10 , mesela. Ama bizim kişisel tercihimiz Nexx Open Face (Nexx Açık Yüz) isimli model. Şöyle düşünün, bunu taktığınız zaman ana caddede seyrederken kendinizi aynen Top Gun filminde gibi hissedeceksiniz. Hafif olması nedeniyle taşınması kolay olan bu kask son zamanlarda gördüğümüz tüm kaskları geride bırakır. Serideki diğer iki kask ile birlikte sunulmakta olan bu kaskı diğerleriyle karşılaştırırsak bunun daha akıllıca tasarlandığını düşünebiliriz. Sanki diğer kaskların sentezi gibi; ve insan bunu taktığı zaman başına bir top güllesinin yarım küresini geçirmiş gibi görünüyor. Cazip.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Justice – D.A.N.C.E |
Salı, 12 Haziran 2007 |
 Parisli elektronik dehaları Gaspard Auge ve Xavier de Rosnay ’ın ortaya çıkışıyla, Jusice pogo-seslerini, geçen yıl çıkardığı Simian’nın ‘Never Be Alone’ (Asla Yalnız Kalma) isimli remix’inde kullandı. Justice’ın remix yapan parmakları aynı zamanda NERD, Soulwax ve Franz Ferdinand gibi starların da ses sistemlerini düzenlemiş bulunuyor. Şu sıralar hayranlarını peşinden koşturmakta olan oldukça iddialı ‘+’ isimli albümlerinde hepsini dinlemek mümkün.
Grubun yeni çıkardığı single’ı ‘D.A.N.C.E’ Jackson 5’den taşıdığı izler ve çocuk şarkısı olan “Do the D.A.N.C.E / 1 2 3 4 fight/ Stick to the B.E.A.T/Get ready to ignite” (Haydi D.A.N.S. edelim / 1 2 3 4 hücum / B.E.A.T’den vazgeçme / Ateşlenmeye Hazır Ol ) gibi parçalarda kullandığı seslerle bir elektonik müzik şöleni sunmakta. Grup diskolardan gelen taleplere yetişmekte zorlanıyor.
D.A.N.C.E’ın yayınlanmakta olan klibinde karanlık bir klüp ortamında danseden iki beden görüyoruz. Onlar hareket ettikçe, T-shirtleri aynen bir projeksiyon ekranı gibi türlü çeşitli grafik tasarımlar yansıtıyor. Tüm bu grafik tasarımlar ve desenler ise Justice’in sanat direktörü Ed Banger’in eseri.
Klip yayınlanmaya başladıktan sonra üzerinde grafik tasarımlar ve desenler bulunan t-shirler satışa sunulmaya başlandı (Colette, Paris). Böylece tüm müzik tutkunları ve moda izleyicilerinin talepleri karşılanmış oluyordu.Fransız elektronik müziğinin başına gelebilecek en güzel şey Justice olmalı; Daft Punk’dan beri ve onun yeni yaratılarını takiben ortaya çıkan single’ları düşünürsek, durumun biraz daha böyle devam edeceği söylenebilir. Şu an için, aynen Justice’in dediği gibi, ‘herşey yolunda gidiyor.’ Nick Christie
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
5 inç – CD’lerinizi ve DVD’lerinizi istediğiniz gibi hazırlayabilirsiniz |
Pazartesi, 18 Haziran 2007 |

Mixtape yöntemini John Cusack “High Fidelity” isimli sinema filminde kullandığında artık yöntem ölümsüzleşmişti. Şöyle diyordu,”Upuzun bir bant hazırlamak müthiş birşey; adeta herşeyi parçalara ayırıp sonra tekrar, ama başka bir biçimde birleştirmek ve ortaya yepyeni bir şey çıkarmak; bunu gerçekleştirmek zor bir iş ve göründüğünden çok daha uzun zaman alıyor.” Ve haklıydı. Bir mixtape hazırlamak uzun zaman alır. Şarkı seçimi ile başlayan süreç, ezgi dizisinin sıralanması ve listelenmesi ve sonra dikkatleri çekecek bir giriş şarkısının seçimi ile devam eder; ama çalışmalar henüz bitmiş değildir; şarkı destesinin ortalarına doğru daha hafif ve yumuşak geçişe yol veren parçalar bulunur ve müthiş bir patlamanın yaşandığı son parça seçilir. Bütün bunlar birbirine içsel olarak bağlı bir dizi sürecin sonucu oluşur. Artık, mixtape dediğimiz bu gizemli olaya bir başka boyut daha eklenmiş bulunuyor: 5inch.com adını verdiğimiz bu özellik, CD-mixtape’in birbirinden çok farklı tasarımlarla bezenerek zenginleşmesini sağlamakta. Bu uygulamada Hong Kong’daki sokak seslerinin yanı sıra, aşk duygularıyla yanan kalplerin sesini de izleyebiliyorsunuz; buradan devamla suşi yemenin vazgeçilmez keyfinin müzikle ifade edilebildiğini de görüyorsunuz. Bir anlamda CD mix’lerini bir üst aşamaya taşımak oluyor. Böylelikle mix’le daha da kişiselleşebiliyor ve mükemmele yaklaşıyorlar.
Siz kendiniz için birkaç tane hazırlayabilirsiniz. Örneğin ütü yaparken dinleyebileceğiniz bir mix’iniz olabilir; sonra hayatınızın aşkı için özel bir mix olabilir; hatta otobüste giderken gözlerini sizden ayıramayan o hiç tanımadığınız kişi için bile bir tane yapabilirsiniz. 5inch.com ile, ki ona şu adresten ulaşılabiliyor: http://5ich.com, sıkıcı, yeknesak, fabrikasyon CD lerden kurtulabilirsiniz. Üzerinde florasanlı kalemle içindekilerin ne olduğu yazan veya eciş bücüş elyazısıyla bir şeylerin karalanmış olanlarından söz etmekteyim. Hepsini bir tarafa atıp 5inch.com’a merhaba diyebilirsiniz. İnsanlar kaset bantlarının ölümüne üzülüyorlar, ama 5inch CD-format mix’i yepyeni bir hayat sunmakta. Beğendiğiniz müzikleri seçmeye hemen başlayın. Nick Christie
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|