Nintendo Wii: Seni Unutmadık |
Cumartesi, 01 Eylül 2007 |

Son zamanlarda eski video oyunlarındaki kahramanlar yeniden gündeme gelmeye başladılar. T-shirt’lerden ayakkabılara, bir çok şeyin üzerinde Mario’yu, Küçük Eşek Kong’u ve hatta onların rakibi olan Sega’nın Sonic Kirpisini görmekteyiz; bu karakterlerin komik yüzleri, yine kendileri kadar komik giysilerin üzerinde beliriyor.Bu akım hızla yayılırken video oyun devi Nintendo, en son yaratıları olan Wii Bebeği İtalya’da meraklılarına sunmuş bulunuyor. Sözkonusu ilginç duvar ilanı birçok kendinden yapışan not kağıdından oluşturulmuş. Her notun arkasındaki mesajda o mesajı elinde tutan kişiden 80’li yılların klasik oyunları arasında bulunan Wii oyunlarını yeniden canlandırma konusunda katkıları rica edilmekte. Kendinden yapışan not kağıtlarından yapılan ilanla hoş bir sunum ortamı yaratılmış.
Yol kenarlarındaki ilan panoları birbirini takip eden ardışık konumlarıyla iletmek istedikleri mesajın bir panodan diğerine geçip, bağlanarak iletilmesini ve güç kazanmasını sağlarlar; yöntem olarak bu uygulama yeni bir şey değil. Ancak, iletilen mesaj yukarıdaki kampanyada görüldüğü gibi keskin ve etkili ise, sürücüler, koltuklarında şöyle bir doğrulup, dikkat kesilmekteler.
Eski bir yöntem olan sayfaların çevrilerek animasyon ortamının kurgulanması sonucu hareket ortamı sağlanıyor ve hızla giden bir arabanın hızına paralel olarak insanın algılama yetisinin özellikleri sayesinde her bir imaj kendi başına bir seri imaja bağlanıyor. Kelimenin tam anlamıyla, hızlı giden bir sürücü için hayat bir saniye içinde geçip, bitiyor. Andy G
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Yavaşlayalım |
Cumartesi, 01 Eylül 2007 |

Yol kenarlarındaki ilan panoları birbirini takip eden ardışık konumlarıyla iletmek istedikleri mesajın bir panodan diğerine geçip, bağlanarak iletilmesini ve güç kazanmasını sağlarlar; yöntem olarak bu uygulama yeni bir şey değil. Ancak, iletilen mesaj yukarıdaki kampanyada görüldüğü gibi keskin ve etkili ise, sürücüler, koltuklarında şöyle bir doğrulup, dikkat kesilmekteler. Eski bir yöntem olan sayfaların çevrilerek animasyon ortamının kurgulanması sonucu hareket ortamı sağlanıyor ve hızla giden bir arabanın hızına paralel olarak insanın algılama yetisinin özellikleri sayesinde her bir imaj kendi başına bir seri imaja bağlanıyor. Kelimenin tam anlamıyla, hızlı giden bir sürücü için hayat bir saniye içinde geçip, bitiyor. Andy G
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Mr. CityMen |
Salı, 26 Eylül 2006 |

Yetmişli yıllarda Roger Hargreaves sayesinde çocuklar ve büyükler baştan başa pembelere bürünmüş Bay Adam ve Küçük Bayan kitaplarıyla eğlenceli zamanlar geçirmişlerdir. Bugün ise, Filistinli animatör Eric Lerner bir dizi karakter yaratarak bunların oynadıkları filmler hazırlamış. Tasarladığı Mr CityMen muhteşem bir animasyon örneği olarak CGI yöntemiyle hayata geçmiş bulunuyor.
Asık yüzlü ve sıkıcı şehir ortamları bu sevimli ve rengarenk karakterler sayesinde adeta yeniden canlanıyorlar. Avangard üslupta, sessel düzenek eşliğinde daha da anlamlı kılınan bu karakterlerle yaratılan animasyonlarda, karakterler çeşitli maceralar yaşarlarken seyircileri de kendilerine bağlıyorlar; hatta onları o kadar etkiliyorlar ki, izleyiciler karakterlerimize karşı sıcak duygular geliştiriyorlar.
Bir anlamda, bir terapi seansı gibi bir durum; sadece animasyonla gerçekleştirilen bir terapi seansını andırıyor. Oyuncular arasında bulunan Bay Elveda, Bay Talih, Bay Korkmuş, Bay Hayalci ve tuhaf bir ismi olan Bay Batan Güneş ve diğerleri çok hoş tasarlanan görüntüleriyle ekranları süslüyorlar. Sevimli, akıllıca ve pırıl pırıl bir iş. Andy G
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Stefan Sagmeister – “Herkes Daima Kendisinin Haklı Olduğunu Düşünür” |
Cumartesi, 01 Eylül 2007 |

Hepimiz şu eski atasözünü biliriz: “yaşlanmak demek, bilgelik demektir”. O zaman, maymunlar yaşlandığında ne oluyor ? Grafik tasarımcı Stefan Sagmeister ise maymunların bizim onlar hakkında düşündüğümüzden daha farklı yaratıklar oldukları kanaatinde.Ününü albüm şeklindeki eserlerine borçlu olan Sagmeister – Lou Reed’s Set The Twilight Feeling (Lou Reed Sabah Yıldızını Yaktı) ve The Rolling Stones’s Bridges to Babylon (Rolling Stones’un Babil Köprüsü) isimli albümler – İskoçya’da gerçekleştirilen Altı Şehrin Tasarım Festivali’ni, takriben 15 metre yükseklikteki eserlerleri ile renklendirdi. Eşi bulunmaz eserler Glasgow, Edinburgh, Inverness, Aberdeen, Dundee ve Stirling’de üç buçuk hafta süreyle sergilendiler. Bu etkinlik sayesinde tasarım ve mimarinin İskoçya’da ne kadar önemli olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Fotoğraflar ; Epic Scotland
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Middlehaven İçin Will Alsop’un Master Planı |
Perşembe, 26 Nisan 2007 |

Bizlim gibi herşeye şüpheyle yaklaşanlar, büyük vaatler içeren projelerden söz edildiğini duyduğumuz zaman daha çok şüphe ederiz. Üstün kalite, etkileyici tasarım, heyecan verici ve baş döndürücü gibi ifadeler önceleri bize pek bir şey ifade etmez. Ancak Middlesborough’daki (İngiltere’nin kuzey-doğusunda) rüya binaları istisna olarak kabul etmek isteriz. Muhteşem planları ile sözkonusu yapılar Middlehaven limanlarını ve uzun kıyı şeridini yeniden canlandırmış gibiler.
Kendi programları içinde çalışmalarını gerçekleştiren şehrin yöneticiler Tees Vadisi Yeniden Canlandırma Programı ile İngiltere’nin en büyük şehircilik şirketlerinden biri olan BioRegional Quintain şirketi arasında yapılmış olan anlaşmayı gündeme getirdiler. Öyle anlaşılıyor ki, bu yatırım Midlllesbrough’ya GBP 200 Milyon getireceği gibi 1000 yeni istihdam imkanı da sağlayacak. En iyi mimarların tasarladığı 750 daire, mağaza, şık barlar, cafeler ve restoranlar ile lüks bir otel kazanılmış olacak.

Öyle umuyoruz ki, bu aynı zamanda cesur mimar Will Alsop ’un master planında gördüğümüz çılgın tasarım “Robinsonlarla Tanışma” isimli yeni yapıların da inşasına başlama anlamına gelir.
Alsop, hepsi de Londra’da bulunan Palestra Binası, Goldsmith College’daki Peckham Kütüphanesi ile Ben Pimlott Binalarını tasarlamış olup, Marsilya’daki Hotel de Department des Bouches du Rhone ve Toronto’daki Sharp Centre for Design binalarını da tasarlayan mimardır. İnsanın içini açan, eğlenceli binalar tasarlamasıyla ünlüdür; parlak ve güçlü renkler, olağanüstü formlar ve açılar kullanır.
Middlehaven planları sadece bizlerin dikkatini çekmekle kalmamış. Mart ayında Tees Vadisi Yeniden Calandırma Programından bir ekibin yönetiminde şehir planlamacısı BioRegional Quintain ve Egret West şirketi mühendisleri bir ödül kazandılar: MIPIM (Mühendislik Bülteni) Gelecekteki Projeler Ödülü’nün “Büyük şehir projeleri” kategorisinde ödül aldılar. Ayrıca, irili ufaklı başka projeleri de ödül kazanmış bulunuyor: Bunlar arasında Bursa, Türkiye’de Ova Arazisi Üzerinde Plan çalışmalarıyla ve Londra’daki King’s Cross İstasyonu çevre çalışmaları sayılabilir. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşin
|
Kamuflaj Ev |
Pazartesi, 21 Mayıs 2007 |

Kamuflaj veya gizlenme amaçlı renk kullanımı canlıların çevrelerinden ayırtedilmemeleri ve böylece farkedilmemeleri için geliştirdikleri ve milyonlarca yıldan beri uyguladıkları bir yöntemdir.
İnsanların binlerce yıldan beri yapageldikleri binalar ise hiç bir zaman içinde bulundukları ortam içinde erimek kaygısını taşımamışlardır. Hatta, doğayı alt etmek, onu yenmek gibi bencilce bir tutkuyla binalarımızı çevreleri içinde hemen farkedilebilir şekilde inşa etmişizdir. Tabi ki, binalarımızı tasarlarken doğadan ilham alırız. Ama nadiren doğayı taklit ederiz.

Bir anlamda, The Cool Hunter sitesinin kapısına gelen bir örneğe kadar böyleydi. Çalılar ve tomurcuk vermiş bodur bitkiler arasında konumlanan bu, ev çevresindeki yeşillikle uyumlu bir bitki katıyla sarmalanmış. Evi saran bitki örtüsü gün ışığının içeri süzülmesine izin veriyor. Ama aynı zamanda içerideki ışığın dışarı yansımasına da imkan tanıyor. Böylece ev gündüz konumlandığı çevrede kaybolurken gece belirginleşiyor. İnsan eliyle yaratılan ile insan eliyle yaratılmamış olanın arasındaki sınırı ortadan kaldıran bir durum.

İçeride, organik ve doğal malzeme kullanılmış. İç ve dış kısımlarda ahşap paneller ve ahşap aksam kullanılmış olup, pastel renklerin kullanıldığı odalarda birbirini kesmeyen açılar ve ahşabın hat çizgileri yumuşatılarak birbiriyle hemhal olmuş bir bütünlük yaratılmış. Belki de binanın duruşu en etkileyici özelliği. Yapı olarak tamamen insani özellikler taşımasına rağmen içinde varolduğu alanı bastırmaya çalışmıyor. Çevesindeki bitkiler büyüdüğünde tek katlı olan evi yutacaklarmış izlenimi veriyor; bu arada eve biçimini veren malzemeler giderek koyu bir renk alacaklar ve bir şekilde evin hatlarını belirleyecekler. Doğayı esas alarak geliştirilmiş bir fikir – aynı zamanda doğa ile birlikte değişerek onun bu yönünü taklit eden bir düşünce. Bizce, bu ev çok daha fazlasını hak ediyor. Matthew Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşin

|
Elips Ev 1501 |
Perşembe, 05 Temmuz 2007 |

Burada, The Cool Hunter sitesinde tasarımın en özgün ve en etkileyici örneklerini sunmaktayız. Evlerden otellere, duvarlardan şarap kavlarına kadar kapsamadığımız pek bir şey kalmadı. Her zaman şu varsayımdan hareket ediyoruz: Eğer biz bir şeyi beğenmişsek, belki siz de beğenirsiniz.
Ama, bazen öyle anlar olur ki, çok emin değilizdir. Ve eğer sevmediğimiz bir şeyse, niçin onu sizlere sunuyor olalım? Antonino Cardillo ’nun tasarladığı bu yeni evi beğendik ve etkilendik. Bu yapı daha çok müzeye benzeyen o bomboş mekanları mı düşündürüyor? Veya, yanyana getirildiklerinde formların ve şekillerin nasıl birbirlerini etkilediklerini gösteren o sivri örneklerden biri mi?
İtalya’nın bir yerinde, bir yamaç üzerinde inşa ettiği bu ev ile Cardillo, doğu ve batıya doğru adeta akarak uzanan ve öylece somutlaşmış bir elips yaratmış. Aynı zamanda bir yamaca yayılarak yapışmış gri bir oluşuma benziyor. İçeri girdiğinizde sizi ortadaki salonu boydan boya geçen devasa bir kavis karşılıyor; bu konum evin diğer kısımlarını öncelikle keskin ana hatları ile algılamanıza sebep oluyor. Yumuşak hatlarla belirlenen dış görünüm ise, iç mekandaki insanın hayalgücünü zorlayan ortamı ustaca saklamakta.

Diğer odaların açılımları ortadaki geniş ve etkileyici alana bağlanıyor. Bir uçta mutfak, öbür uçta konuk odası var. Loş ve helezoni merdivenlerle üst kata ulaştığınızda tam ortaya konumlandırılmış yatak odasının yapısal olarak iç mekanın genel ortamına uyumlu ve minimal varlık izi gösterir şekilde yerleşmiş olduğunu görüyorsunuz. Herşey hayranlık uyandırıcı bir bütünlük sergilemekte. Aynı zamanda, peki, ama, insanlar nerede, diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ortam, özgün ve kendinden emin tarzıyla buranın yaşamak için değil, içinde bulunmak için varedilmiş bir mekan olduğunu söylüyor.
Fakat, böyle bir yerde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Dış duvardaki derin oyuklar dış dünyayı gelişigüzel bir armoni ile içselleştiren mekanlar olmuş. Dışarıda orman ve dağlar. İçeride geometrik biçimler almış beton bloklar. Ancak pencerelerin ne kadar akıllıca konumlandırıldığı hemen farkediliyor; öyle kritik noktalarda bulunuyorlar ki, günün değişik zamanlarına özgü farklı ışık oluşumlarının evin değişik yerlerine ulaşmasını veya yansımasını sağlıyorlar. Güneşin hüzmeleri doğrudan ana salona ulaşırken, dışarıdaki ağaçlardan kırılarak geçen ışık, yan pencerelerden içeri süzülüyor. Böylelikle dışarıdaki hava koşullarına göre içeride sürekli ve anlık değişimler gösteren ambiyans yaratılmış oluyor.
Bütün bunlar olurken, yapı kendi özduruşunu korumakta: renksiz veya hafif griye çalan bir renk. Heyecan veren bir ev; özgünlüğünden dolayı insanı kendine aşık eden, öte yandan mesafeli duruşuyla nefret duyguları yaratan bir yapı. Ya biri, ya öbürü; biz karar veremedik. Matt Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşin )

|
|
Blok Balkonlar, Ofis Mimarları |
Salı, 17 Temmuz 2007 |

Dıştan bakıldığında bir göz yanılgısına benzeyen bu bina, ikamet için yapılmış olup özellikle küçük ve genç aileler düşünülerek tasarlanmış. Slovenya’nın kıyı şeridinde konumlanan binalar, kolay elde edilebilir olma özellikleriyle genç ailelerin ilgisini çekmekteler. Ofis Arhitekti isimli ekibe ulusal tasarım ödülünü kazandıran bu iki apartmanın her birinde 30 daire bulunuyor. Daireler değişik büyüklükte olup, stüdyo daireden başlayarak, üç yatak odalı olanlara kadar değişiklik gösteriyor.
İç mekanlar küçük sayılabilir, ancak özgün planlarla hazırlanan çokgen balkonlar dış görünümü ilginç bir hale getirirken, dairelerin daha fazla deniz manzarası almalarını sağlıyor. Dışarıdan izlenebilen yapısal unsurlardan anlaşılabileceği gibi, iç mekanda daha çok yaşama alanı olmasına imkan veriyor ve her dairenin sınırlı alanını en iyi şekilde değerlendirerek, dairelerin metrekare fiyatlarının düşük bir seviyede kalmasına yardımcı oluyor.
Ofisleri saran güneşlikler için kullanılan rengarenk brandalar blok yapının yeknesaklığını kırıyor. Bu özellikleri ile her bir ünitenin dışarı doğru bir hayli yer kazandığını görüyoruz.; ayrıca yan cephelerde yaratıcı bir şekilde kullanılan paneller, hem özelliğin korunmasında, hem de hava akımı sağlamada işlevsel bir rol üstlenmişler. İçten bakıldığında, branda paneller her bir dairenin kendine özel olarak, adeta müstakil gibi algılanmasını sağlıyor. Denize bakan apartman blokları, Slovenya’nın Akdeniz iklimine uyumlu inşa edilmişler. Andrew Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşin )
|
SOKAK GEZGİNİ - Izzy Hayes, Montreal |
Çarşamba, 28 Mart 2007 |

Izzy Hayes 25, Fashion design student
Adı Soyadı - Izzy Hayes.
Yaşı? - 25.
İşi? - Moda Tasarımı öğrencisi.
Şu an neye bayılıyorsun? - Sonunda baharın Montreal’e geldiğine bayılıyorum.
Sana kim ya da ne ilham verir? - Montreal sokaklarındaki insanlar ve hava.
Bu aralarokuduğun kitap var mı? - Evet, André Castelot tarafından Fransızca yazılmıs Marie-Antoinette’in otobiyografisini okuyorum.
Dergi, gazete okur musun, eğer evet ise hangileri? - Nylon, Jalouse, Adorn ve Lula.
Düzenli girdiğin websiteler var mı? - Flickr’a her gün giriyorum. Ayrıca ilham kaynaklarımdan hel-looks websitesine girmeyi de çok seviyorum.
Hangi TV programlarını izlersin? - Televizyon çok izlemem ama Project Catwalk’u seviyorum.
iPodunda kimleri dinliyorsun? - iPodum yok, küçük disk çalarım var. Ve şu an içinde The Marie-Antoinette film müziği, Feist, The Animals ve Bob Dylan var.
En ilginç alışveriş deneyimin neydi? - Montreal’de bir ikinci el dükkanındaydım ve sadece 3 dolara vintage Pucci marka bir elbise buldum.
Kendin hakkında rastgele birşey söyle? - Çamaşır yıkamayı severim.
Eğer gardrobunu dünyadaki herhangi bir tasarımcının koleksiyonu ile doldurabilseydin, bu kim olurdu? - Anna Sui
Montreal’de gezilmesi şart 3 yer neresi?? - St-Laurent Sokağı, metro turu ve müthiş içkiler için Gogo.
Eğer birisi seni filmde canlandırsaydı bu kim olurdu? - Parker Posey.
Onsuz yaşayamayacağın şey? - Dikiş makinem.
Senden sonraki kişiye ne soru soralım? - “Gardrobunu nasıl düzenlersin?”
(Izzy’nin bütün kreasyonları için burayı tıklayın.)
See all her looks here

( Biliyoruz ki en parlak fikirler en sıradan yerlerde çıkabilir. Biz bu bölümde dünyada sokak modasını etkileyen yüzleri inceliyoruz. Bu moda belirleyicilerinin (trendsetter) bize anlatacak çok ilginç hikayeleri var. Dünyadan örnekleri gördünüz ve soruları çözdünüz. Sizin de Türkiye'den ‘SOKAK GEZGİNİ: Sokakların sahneye taşındığı yer’ bölümümüzde yayınlanacak fotograflı haberleriniz varsa bize göndermek için
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
ye tıklayın.)
|
SOKAK GEZGİNİ - Alma Hosic, Saraybosna |
Perşembe, 29 Mart 2007 |

Alma Hosic, 28. Lives: Munich/Sarajevo
Adı Soyadı - Alma Hosic
Yaşı ? - 28. Münih / Saraybosna’da yaşıyor.
Ne iş yapıyorsun?- Sanat Tarihi, Güzel Sanatlar ve Fars Edebiyatı okuyorum.
Şu an neye bayılıyorsun? - Sanat ve Sevdah (Sevdah – geleneksel Boşnak müziği).
Kim ya da ne sana ilham verir? - Saraybosna’da Ezan’ın sesinin klise çanları ile karışması. (Saraybosna’da 100 metre yüründüğünde hem cami, hem sinagog hem de katolik ve ortodoks kliseleri bulmak mümkün.)
Şu an hangi kitapları okuyorsun? - Daha yeni bitirdiklerim; Jami’den ‘Joseph ve Zuleiha’ ve ‘Aşk Antolojisi – Ünlü şairlerden mektuplar’...
Dergi, gazete okur musun, eğer evet ise hangileri? In Style (Almanca), Cosmopolitan, (Almanca), Odjek (Boşnakça)Düzenli girdiğin websiteler var mı? - Internet fanatiği değilim ama bazen şu sitelere girerim: www.dijaspora.com, www.damirimamovic.com, www.saray.net
Hangi televizyon dizilerini takip ediyorsun? - Televizyon izlemem.
iPodunda kimleri dinliyorsun? - Beethoven, Damir Imamovic Trio, Jeff Buckley, Lenny Kravitz, Schopenhauer...
Eğer gardrobunu dünyadaki herhangi bir tasarımcının koleksiyonu ile doldurabilseydin, bu kim olurdu?- Değişik tasarımcılardan giyinmeyi tercih ederim, zaten bir favorim yok.
Son 12 ayda gezdiğin en ilginç yer neresi? - Roma (İtalya), Barcelona (İspanya) ve Dubai (BAE). Antik ve kültürel tarihinden dolayı Roma bana daha özel geldi. Dubai’de modern mimari var. Barcelona ise kendince özgün.
Münih ve Saraybosna’da gezilmesi gereken 3 yer nereleri? Münih: Pinakothek der Moderne, Königsplatz, Platzl Saraybosna: Bascarsija, Bijela tabija, Zemaljski muzej
Eğer birisi seni filmde canlandırsaydı bu kim olurdu? - Öyle biri yok. (Bizce Monica Bellucci ’ye çok benziyor.)
Senin içinde olduğun uçak motoru bozulup düşmeye başladı. Son bir SMS yollamak için vaktin var. Kime ne yazardın? - Son dakikalarımı herhangi bir mesaj yollayarak harcamazdım.
Senden sonraki kişiye ne soru soralım? - “Neden insanlar herşeyi tanımlamaya ihtiyaç duyar ?”
(Alman Gunnar Hämmerle tarafından TheCoolHunter için fotoğraflandı)
( Biliyoruz ki en parlak fikirler en sıradan yerlerde çıkabilir. Biz bu bölümde dünyada sokak modasını etkileyen yüzleri inceliyoruz. Bu moda belirleyicilerinin (trendsetter) bize anlatacak çok ilginç hikayeleri var. Dünyadan örnekleri gördünüz ve soruları çözdünüz. Sizin de Türkiye'den ‘SOKAK GEZGİNİ: Sokakların sahneye taşındığı yer’ bölümümüzde yayınlanacak fotograflı haberleriniz varsa bize göndermek için
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
ye tıklayın.)
|
|