Çocuklar için Küre Otel – Kozaların İçinde uyumak |
Cuma, 22 Eylül 2006 |

Çocukların yeni bir deneyim edinmeleri amacıyla başka bir kainatta bir gece geçirmelerine olanak sağlayan bir otel olarak Belçika’da tasarlanan Çocuklar İçin Küre Otel hizmete girmiş bulunuyor. Atomium ismiyle tanınan otel, bir demir molekülü formunda tasarlanmış ve dokuz alüminyum kürecikten oluşuyor (aslında proje olarak 1958 Dünya Fuarı için yapılmış). Yapı, elden geçirilerek yeniden hayata döndürülmüş ve gece kalınabilmesine imkan sağlayacak şekilde değişiklikler uygulanmış. Böylece meydana gelen çocuklar için küre otel, şaşırtıcı bilimsel fuar projelerinin ve orijinal kürelerin varolduğu bambaşka bir dünya sunmakta.
Çocuklar, aralarından seçebilecekleri birçok etkinlik ile meşgul edilerek, burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorlar. Etkinlikler arasında film gösterimlerinin yanısıra, yapının en tepesindeki restoranda da, eminiz, zaman geçirmekten hoşlanacaklar; çünkü burası muhteşem bir panorama ile Brüksel şehrini sunmakta. Billy T
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )


|
Pontiki |
Cuma, 01 Eylül 2006 |

Dikkat: Yeni bir oyuncak çılgınlığı hızla yayılıyor. Pontiki isimli oyuncak, başının şeklinden dolayı ismi Bay Patates olan karakterin türlü çeşitli versiyonlarını içermekte. Kült plastik oyuncağı hatırlayamayanlar için tekrarlayalım, bir zamanlar çocukların olmazsa olmazı mertebesine çıkan bu oyuncak, Bay Patates’e uygun çeşitli yüzlerin değişik uygulamaları şeklinde oluyordu.
Pontiki, daha şirin ve daha gelişmiş bir versiyon olarak tekrar hayatımıza dahil oluyor. Tahmin ediyoruz ki, çocuklar arasında hızla yayılırken, yetişkinler arasında da aynı hızla popüler olacak. Pontiki küçük topa benzeyen vücutlara (yumurta şeklinden araba şekline kadar her şekilde olabiliyorlar) değişik eller, bacaklar, gözer ve ayaklar vücut üzerinde özellikle açılmış deliklere kolaylıkla takılabiliyor . Böylece kendi sanatsal oyuncağınızı yaratmış oluyorsunuz. Billy T
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Cartier Hindistan'da Fillerle Polo Maçı Düzenledi |
Dünyanın en büyük showu - LE REVE (Las Vegas) |
Cuma, 09 Aralık 2005 |

Şöyle düşünün, hayatınızda gördüğünüz en hayret verici, insanın aklını başında alan en şaşırtıcı gösteriye tanık olacaksınız. Şimdi, bu imajı zihninizden çıkarın ve bu saydığımız özelliklerden daha da görkemlisiyle, daha da büyüğü ve daha da cesurca sergileneniyle karşılaşacağınızı hayal edin. Le Reve – Dünyanın en büyük show’u , kelimenin gerçek anlamıyla, öyle. 2087 koltuklu ve kocaman kubbeli bir salonda, Wynn Hotel’in adeta kutsal bir mekana benzeyen muhteşem tiyatrosunda sahneleniyor. Wynn Hotel, Las Vegas’ın en pahalı ve şık oteli olup, Le Reve ise, daha önce benzerine rastlanmamış bir gösteri olarak kendine uygun bir mekanda gözler önüne serilmekte. Sözünü ettiğimiz muhteşem güzellikteki, akıllara durgunluk verecek özellikte bir gösteri; içinde neler yok ki; akrobasi, su akrobasisi, müzik, kostüm, uçuşlar, ışık oyunları ve... bütün bunlar muazzam bir denize dönüştürülmüş sahnede gerçekleşiyor.
Cirque du Soleil’in önceki kreatif direktörü Franco Dragone tarafından tasarlanarak yaratılan Le Reve, hem estetik hem de mekanik açılardan en şık ve güzel sahne tasarımını kullanarak yarattığı su dünyasını pırıl pırıl ışıklar ve egzotik yaratıklar ile süslemeyi başarmış.
Fransızca ‘Rüya’ anlamına gelen Le Reve’i izlediğim zaman onu aynen önceden tahmin ettiğim gibi buldum. Gösteri, Wayne isimli karakterin rüyalarını konu etmekte. Bu rüyalardan hareketle, rehberi Morpheus’un önderliğinde rüyasının içinde dolaşmaya başlayan Wayne, bu gizemli dünyada gerçekleştirdiği gezisi boyunca gerçekten uçan melekler görüyor. Franco Dragone işlediği öykünün çerçevesinde insan tabiatının iki farklı cephesini sergilemekte. Onun sanki kolayca oluyormuş gibi duran bu müthiş ve büyük başarısını izleyerek şaşıp kalıyorsunuz.
Öykünün kurgusu da çok ilginç; insanı büyüleyen efektlerin etkisinin yanı sıra öykünün kendisi de son derece sürükleyici ve her sahnede bambaşka bir gizemle seyirciyi alıp götürüyor. Bir milyon litre suyla sahnede kurulan havuzda sahnelenen gösteride, havuzun kendisi de oradaki güçlü ışıkları yansıtarak daha da kuvvetli hissedilmelerini sağlamakta. Böylece elde edilen ışık ortamında, yine ışık oyunlarıyla yağmurlar yağıyor, karlar yağıyor ve hatta yangınlar çıkıyor; karşımızda adeta 50’li yılların filmlerinden birinin canlandığına tanık oluyoruz. Adeta bir moda dergisinden çıktıkları izlenimi veren oyuncular yüzüyorlar, dans ediyorlar ve uçuyorlar; bütün bunlar orada yaratılan su dünyasında ve gerçekmiş gibi canlandırılmaktalar. Birbirinden farklı kostümlerin kullanıldığı gösterimde klasik modellerden, doğaüstü yaratıkların giydikleri kostümlere kadar türlü çeşitli örnek bulmak mümkün. Sözkonusu geniş kostüm yelpazesi seyircilerin daha da çok büyülenmelerine sebep oluyor. Show’a eşlik eden müzik ise başka bir güzellik. Müziğe hakim olan dramatik ve teatral unsurlar sahnelenmekte olan eseri daha da parlak ve etkileyici kılıyor. Ses, görüntü ve görsel efektler sayesinde, show’u izlerken seyirciler adeta nefessiz kalıyorlar, dilleri tutuluyor. Gerçekten de, gösteriyi izlediğim sırada, çevremdeki diğer seyircilerden ve etraftan duyduğum, yürekten kopup gelen ‘ahhh’lar’ ve ‘Aman, Tanrım’lar’ hala kulaklarımda yankılanıyor.
Gerçekleştirilmesi için 175 kişiye yakın teknisyenin hep birlikte 68 oyuncuya destek verdiği gösterideki bütün uçuşlar, yüzmeler, yok olmalar ve daha birçok olgunun gerçekleştiği Las Vegas Show’unun maliyeti takriben $ 40 milyon olarak belirtiliyor. Büyük bir başeser olan gösteriyi baştan sona nefesimi tutarak izledim. Her detayını tane tane anlatmaya kalksam bile, gerektiği gibi tanımlamam mümkün değil. Le Reve, Las Vegas Show tarihini yeniden yazıyor ve ilk fırsatta izlenmesi gereken bir gösteri. BillyT.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
|
Casusluk Sanatı |
Cuma, 31 Ağustos 2007 |

Birçok insan hayatlarının bir döneminde casus olmayı arzu etmiş olabilir. Belki de James Bond filmlerini izleyerek böyle bir istek geliştirmişlerdir; aynen benim gibi. Evet, artık casusluk hayallerinizi gerçekleştirebileceğiniz bir fırsatınız var. Yani, şöyle böyle, ama, var. Londra’daki Bilim Müzesi(The Science Museum in London)’nde (ve Indianapolis Çocuk Müzesi’nde) modern zamanların casusluk sanatıyla ilgili sergiler açılmış bulunuyor.
Jump Studios tarafından tasarlanan ve adeta bir show gibi düşünülmüş olan serginin konsept olarak amacı, casusluk tekniklerini anlatmak ve casus kimliği çevresinde modern toplumlarda oluşturulan algılara açıklık getirmek. Ancak, çocuk ruhlu olanlar için de, kasa kırmak veya çöplerde ipucu aramak gibi oyunlar da sahneleniyor. Bu maceralara isteyenler katılabiliyorlar.

Bir çok rollerin üstlenilerek durum tiyatrosu tarzında sahnelenen oyunlarda farklı kimlikler alıyor ve yedi ayrı aşamadan geçerek bazen casus, bazen dedektif gibi çalışarak, hafif karanlık bir organizasyon olan OSTEK Birliğinin sırlarına ulaşmaya çabalıyorsunuz. Evet, ne düşündüğünüzü biliyorum. Bunlar sadece çocuklar için, diyorsunuz. Yanlış! Sergi ve gösteriler her yaştakiler düşünülerek hazırlanmış. Dolayısıyla kendinizi olayın dışında düşünmenize gerek kalmıyor. Hatta otuzlu yaşlarınızın ortalarında olsanız bile.
Londra veya Indianapolis’de olamayanlar için söyleyelim, bu sergi bir dünya turuna çıkacak. Matthew Hussey (ayrıca bakınız The Boring Store )
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Dijital Origami |
Pazar, 02 Eylül 2007 |

Origami sanatının güzelliği, daima içinden yetiştiği kültür ve geleneklerin güzelliğini yansıtmıştır. Sydney Teknoloji Üniversitesi ise aynı geleneği dijital ortama taşıyarak, adına dijital origami diyebileceğimiz sanatı yaratmışlar. Öğrencilerin parametrik modeller, dijital üretim ve malzeme bilimi konularındaki çalışmalarını yönlendiren ekip, sonunda Japon sanatının bu çok eski geleneğinden beslenen sanatı adeta yeniden yaratarak muhteşem bir eser ortaya çıkarmış bulunuyorlar. Estetik anlamda ulaştıkları mükemmeliyetin ifade bulduğu eser, onların başarısı. Dijital Origami sergisi sürekli olarak kendini yenilemekte olan bir etkinlik olduğundan, burada eski gelenekler yeniden ele alınarak yorumlanıyor ve dijital parametrelere göre adeta yeniden yaratılıyorlar.

Chris Bosse’nin denetiminde çalışan Teknoloji Üniversitesi tasarım öğrencileri tam 3500 adet karton molekül kullanarak küçük parçalardan yola çıkıp, büyük parçalar yaratma yöntemini uygulamalı olarak incelediler, öğrendiler.Sonuçta şık ve zarif görüntü veren yapıtlar ortaya çıktı. Mekan ve boşluk içinde küçük parçaların değişik konumlandırılmaları ve düzenlenmeleriyle yaratılan kemerler, duvarlar içinden geçen tüneller ve geleneksel yapılar inşa edildi. Bir odada bir dolu geometrik biçimli kağıt ve kartonun önce birbirleriyle birleştirilerek tavanlara ve duvarlara bağlanmalarıyla muhteşem yapılar oluşturuldu. Kuvvetli neon ışıklarıyla daha da parlak bir görünüm kazanmaları sağlanırken, ışık aynı zamanda açıları daha da keskinleştirdiğinden, yapının bütünü daha güçlü bir şekilde vurgulanmaktaydı.

Bosse, projenin amacını açıklarken şöyle diyor: “Belli bir modülün uygun olup olmadığınu önce sınıyoruz; tabiatı kopyalayarak oluşturulan modülün mimari mekan yaratma yetisini görmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken en küçük parçanın sağladığı iradenin o büyük iradeyi oluşturmada önemli katkısı olduğu varsayımından hareket ediyoruz.” Andy G. Ayrıca bakınız ; WALL ART
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Kızıl Haç’ın mobil ilan panosu |
PLAYAWAY – Kitapkurtları için IPOD |
Cuma, 31 Ağustos 2007 |

Hayatın temposuna yetişmek için koşuşturan zavallı şehirliler için bulunan en son çözüm: Dijital audio olarak en çok satanlardan klasiklare kadar en sevdiğiniz tüm kitapları içinde barındırabilen iPod benzeri bir gereç. Artık kimsenin “Savaş ve Barış”ı okumamış olması için geçerli bir özürü olamayacak – Metroyla işe giderken veya sabah spor yaparken, onu size okuyan bir anlatıcı/okuyucuyu dinleyebilirsiniz. İsmi playaway digital olan gereç 6 – 20 saatlik kapasiteye sahip ve öyle tasarlanmış ki, audio’yu dinlemeye ara verdiğiniz zaman yerinizi kaybetmemeniz için kullanabileceğiniz tam 50 adet işaret komutu bulunuyor; böylece okuyuş boyunca ara verip, tekrar başlarken yerinizi kolaylıkla bulabiliyorsunuz.
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Fur Kuaför, Melbourne |
Salı, 17 Temmuz 2007 |

Bazıları sadece saçlarının kesilmesiyle yetinir ve kuaförünün birkaç konuda birkaç söz söylemesi onlar için yeterlidir, ama biz daha fazlasını istiyoruz. Eğer saç stili yaratanların gerçekten bir tarzı, bir stili olsaydı veya stil kavramına sahip olsalardı, kuaför salonları bu kadar sıradan ve sıkıcı yerler olur muydu? Yakın çevrelerimizde şık, değişik ve hoş kuaför salonu arayışımız sonucu bu özellikleri taşıyan bazı noktalara ulaştık. Bunlardan biri Melbourne’da şehir merkezindeki Fur Kuaför isimli mekan. Burası Fur markasının ikinci salonu aslında; birincisi Greville, Prahran’da bulnuyor.
Bu yeni salon Fur’ün yaratıcı direktörü Frak Valvo’nun kendi özelliklerini yansıttığı, daha net olursak, Melbourne’un en şık giyinen kişilerinden biri oluşunu borçlu olduğu zevk ve birikimini aktardığı mekan. Fur’un stilistleri yeteneklerini Six Degrees isimli şirketle birleştirerek gerçekte olduğu gibi 24 metre kareden çok daha büyük gözüken salonu yaratmışlar. İç mekan eklektik anlayışla oluşturulurken, duruma göre, aynı anda birden yedi müşteriye kadar hizmet verebilecek şekilde değişime hazır şekilde yapılandırılmış.
Öyle bir yer düşünün ki, duvarları tekrar kullanımlı basket sahasından yapılmış – ki, bunlardan biri kocaman bir çekmeceler topluluğunun tümünü saklıyor. Bunlar yetmezmiş gibi, bu ortama bir de 70’lerin disco kisch anlayışını katın; esnek ve kolayca yer değiştirebilen oturma üniteleri, döner aynalar ve işte karşınızda yepyeni bir kuaför salonu ve yepyeni bir deneyim. Fur’ün kendisine özel olarak tasarlanmış ışıklandırma ve ses düzeni (BOSE sistem kulanmışlar) burada geçirdiğiniz süre boyunca alacağınız keyif katsaysını kesin arttıracak. Tuija Seipell. Ayrıca bakınız ; Pimp and Pinups
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
Katie Noonan |
Cuma, 13 Temmuz 2007 |

Aussie Band George grubunun assolisti Katie Noonan, yakında ilk solo albümü ‘Skin’i (Ten) çıkarıyor. George’un ‘Polyserena’ isimli, hem eleştirmenler açısından hem de ticari anlamda başarılı olan albümü ve onu takip eden, yine aynı başarıyı yakalayan ‘Unity’sinden sonra Katie’de bir albüm hazırlamış bulnuyor. Katie, deneyimi ve güçlü birikimi sayesinde, bir sanatçı olarak artık tek başına da varolabilecek.
Single’a adını veren parça ‘Time to Begin’ de (Başlama Zamanı) Katie, rock ve caz arasında sınırları, geçişleri hissedilmeyen gidiş gelişler katmış; geçmişteki şarkılarına yeniden hayat vererek, dans ezgileri taşıyan flütler, bas gitarlar eşliğinde olağanüstü bir şölen sunuyor. Her zaman olduğu gibi, müzik Katie’nin sesine yoğunlaşmış. Kolay kolay unutulmayacak bir ses ve ‘Time to Begin’i söylerken uzaktan insanın aklına Janet Jackson’ın Velvet Rope dönemleri geliyor.
Bu, Katie Noonan’ın kariyerinde bir dönüm noktası; meşhur bir pop şarkıcısı olarak daha da parlayacak bir ses. Bu başarıyı devam ettirebilmesi için onun hem kendisinin hem de dünyada ancak çok az insanda rastlanabilen sesinin kıymetinin bilinmesi gerek. ‘Time To Begin’ ile kazandığı başarının üzerine ‘Skin’in de 2007 yılının en çok satanlar listesinde olacağından şüphemiz yok. Nick Christie
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|