Advertisement
Advertisement
21:28 07 09 2008
ana sayfa
Advertisement
Hotel Particulier De Montmarte, Paris
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007



Birçok unsuru bünyesinde birleştiren olağanüstü bir otel. Bu otelin teatral ortamı, sürprizler, lüks ve konforu bir arada ve ahenk içinde birleştirmiş. Otelimiz, Paris’in tarihsel bir bölgesinde, sanatın nabzının attığı yerde ve gece klüplerinin biribiri ardısıra dizili olduğu muhitte, Montmarte’da konumlanmış. Hotel Particulier de Montmartre kesinlikle büyümeye kararlı bir işletme. Morgane Rousseau ve Fréderic Comtet  ise projenin arkasındaki, onu tasarlayan ve yaratan iki büyük beyin. Mathieu Paillard’ın yardımlarıyla yarattıkları bu olağanüstü otelde sanat ve konforu bir araya getirmişler.



Sahipleri, tanınmış sanatçılar, tasarımcılar, heykeltraşlar ve mimarlarla çalışmışlar ve sonuçta sıcak, samimi, bu beş odalı, olağanüstü güzellikte atmosfere ve karizmaya sahip  otel meydana çıkmış.



Dikkati çeken odalardan biri “sebze odası” adını taşıyor ve New York doğumlu, Paris’de yaşayan çağdaş sanatçı Marine Aballea’nın eseri. Tasarımını ancak yorumlayarak çözebileceğimiz bu eserinde, asma bahçeler, ağaçlar ve güneş ışığı ile gölge oyunlarını işlemiş. Diğer odalardan biri olan ve kendi başına apayrı bir ünite gibi duran bir süit ise diğer sanatçıların birlikte tasarlayıp yarattıkları bir eser. Sanatçılarımız: Fotoğraf sanatçısı olan Natacha Lesueur (odanın temasını belirlemiş: Saçlardan bir perde); Resam Philippe Mayaux (Pencere konusunu işlemiş; moda ve tekstil küratörü Olivier Saillard (Şiirler ve şapkalar konusunu çalışmış); ve grafik ressam ve yaratıcı direktör Pierre Fichefeux (Kulaklı ağaç çalışmasını yapmış.)




Chanel, Colette ve Paul& Joe için çalışan ve özellikle butik işler yapan Finlandiyalı Mats Haglund özel oturma odasını yaratmış. Çıkış noktası olarak otelin sahiplerinin kişiliklerini gözönüne almış ve salonda Arne Jacobsen, Mies van der Rohe ve Alvar Aalto gibi isimlerin klasik eserlerini kullanmış.



Konuklar otelin her penceresinden bahçeyi görebiliyorlar; bu bahçe Louis Bénech tarafınan tasarlanmış. Louis Bénech ise dünyaca tanınmış Tuileries Bahçelerinin yenilenerek canlandırlmasını gerçekleştiren bahçe ve açık alan mimarıdır.



Böylesine yoğun sanatsal ve tasarım olarak zenginliklerle dolu olan The Hotel Particulier de Montmartre konukları kolayca kendisine çekeceğe benziyor. Ancak oteli yaşayabilmek için Montmartre’ın gece klüplerini bir kenara bırakınız ve bir zamanlar Montmartre’ı kendine mesken tutmuş olan bu muhitin eski sakinlerini düşününüz: Salvador Dali, Claude Monet, Pablo Picasso ve Vincent  van Gogh gibi. Ve... Junot Caddesi ile Lepic Sokağını bağlayan gizli yolu keşfetmeyi ihmal etmeyiniz.  Büyücü’nün Taşına doğru devam ederek buradaki demir kapıların sizin için açılmasını dileyiniz. Tuija Seipell



(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Lux 11 Otel - Berlin
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007



Berlin,
UNESCO’nun Yaratıcı Şehirleri listesinde bulunan şehirlerden biridir ve oldukça önemli ve güçlü bir yaratıcı alt-kültüre sahiptir. Ancak şehrin şık ve zarif özelliklerinin farkedilmesi zaman alır, ilk bakışta pek anlaşılmazlar, çünkü Berlin şehrinin albenisi ve hatta seksapeli, Paris veya Roma gibi insanı anında yakalamaz. Ve... Sabah saat 11:00’den önce birşeyler yapmayı planlamayınız – o saate kadar şehir ölüdür.      

Şansımız vardı ki, hareketin nerede merkezlendiğini biliyorduk. Berlin’in Mitte semtine (Almanca, orta veya merkez anlamına geliyor) yöneldik. Burası, bir kısmı eski Doğu Berlin’e ait olan tarihi bir bölge. Şu günlerde ise, neredeyse SOHO’dan bile şık ve zarif oduğu kadar, bir anlamda orayı da anımsatmakta. Yenilenen ve restore edilen binaları, tasarımcı elinden çıkmış, türünün tek örneği sayılabilecek kadar özgün mağazaları, cafe’leri, fırınları, restoranları, barları, sanat galerileri, atölyelerinin yan sıra, bu semtte atan yaratıcı nabzın kendine doğru çektiği tasarımcılar, mimarlar, fotoğrafçılar ve sanatçıları ile bambaşka bir dünya. Mitte semti aynı zamanda Berlin’in kalbi de sayılmakta; görülmesi gereken belli başlı tüm adresler, yerler ve mekanlar ve birçok medya şirketi semt sınırları içine konumlanmış bulunuyor.    



Mitte’de Lux 11’de kaldık. Lux 11, sosyalist amaçlar için çalışmış olan ve bugün ismi caddede yaşayan, Rosa Luxemburg’a bir selam anlamı da taşımakta. Otelin ismi aynı zamanda lüks ve ışık kavramlarına da gönderme yapmakta (lux kelimesi, Latince ışık, demektir). Lux 11, 2005 yılında yenilenmiş bir binada açılan 72 odalı şık bir apartman otel olup, 19. yüzyılın sonlarına doğru şık ve kalburüstü kimselerin ikamet ettiği zarif bir rezidans binasıydı. Daha sonra, iş yerine dönüştürülen yapıda, bir zamanlar Soğuk Savaş günlerinde ofisi bulunan KGB’nin, buradan Moskova ile doğrudan iletişim kurduğu söyleniyor. Bu anlatımın doğru olup, olmadığını bilmiyoruz, ama, öykü olarak hoşumuza gitti.              

Otelin genel anlamda konsepti ve iç mekan düzenlemesini Londra’lı mimarlar
Giuiana Salmaso ve Claudio Silvestrin tasarlamışlar.  Öyle bir ortam yaratmayı başarmışlar ki, burada tertemiz, minimalist ve işlevsel tarz ile titiz ve ince düşünülerek oluşturulmuş detaylar muhteşem bir uyumla içiçe geçmişler. Beyaz duvarlar, doğal ahşap malzeme, Çin yeşili beton, deri perdeler, sert kumaş kullanılan mobilya döşemelerinin de katılmıyla sağlanan bütünlük ancak yaşanarak hissedilebilir.                        

Mekanın sadeliğini sevdik – insanı rahatsız eden fazlalıklara yer verilmemiş olması; odalarda yatak örtüsü ile perdelerin aynı kumaşlardan olması gibi sıkıcı tasarımların bulunmaması gibi... Odamızdaki küçük mutfak da pek hoştu (otelin büfe kahvaltısını pek tavsiye edemeyeceğiz) ve bu mutfağı, otelden hemen bir blok uzaklıktaki Dircksenstrasse üzerinde Bio Organik Süpermarket’ten aldığımız yiyeceker ve ürünlerle dodurduk. En iyi kahveyi ise, Rochstrasse’deki  (burası da bir blok mesafede) Buscaglione’de içtik ve en iyi çorba için (otelin karşısındaki)
Kultur’e geçmemiz yeterli oldu.      

Neleri Seveceksiniz
: Konum, konum, konum. Herşey Mitte’de.          
Neleri Sevmeyeceksiniz: Havalandırmanın olmayışı, sönük ve cansız yastıkları ve İnternet erişiminin pahalı oluşunu (5 saati 12 Euro)   

(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Berlin’in “Yüzme Gemisi”
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007



Şöyle bir gözünüzün önüne getiriniz: Berlin’deki Spree nehrinin orta yerine bir dizi havuzun yerleştiğini hayal ediniz. İlginç geliyor, değil mi? Aslında, bu havuzların suları oldukça ılık, özellikle de bir tanesi 24 derece. Bir diğeri ise buz gibi ve su sporları yapanlar sıcak havuzdan çıktıktan sonra hemen soğuk havuza atlamaları yönünde teşvik edilmekteler; ani adrenalin yükselmesi için denemeye değer. Eskiden nehirlerde kargo taşımakta kullanılan bu 32,5 metre boyunda, 8,2 metre eninde ve iki metre derinliğindeki yük gemileri, artık havuz olarak değişik bir işlevle hayatımızda yerlerini almış bulunuyorlar. Çevrelerinde kum döşeli bir güverte, bir bar alanı,bir dans pisti ve kış havasının serinliğinden kurtulmamıza yardımcı olan bir sağlık merkezi yer alıyor. Havuzlarla birlikte tesisin yapılış nedeni insanların tarzı, şahsiyeti olan bir ortamda yüzerlerken kendilerini hala nehirde yüzüyormuş gibi hissetmelerini sağlamak olmuş. Billy T

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
İlginç bir sağlık merkezi... (Yi Spa – Berlin)
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007



Bugüne kadar ünlülerin tercihleri olan çok şık ve pahalı rehabilitasyon merkezlerine sizler de artık rahatça gidebilir, halka açık birtakım yerlerde karşılaştığınız sorunlardan kurtulursunuz. Aslında, sözünü ettiğimiz mekan, düşündüğünüz anlamda bir “rehabitilasyon” değil. Yi Spa - Berlin  zihninizi ve vücudunuzu kısa sürede canlandırıyor ve tüm stres ve gerginliğe bağlı sıkıntılarınızı arkanızda bırakarak hayata adeta yeniden başlamanızı sağlıyor.Mekan, yazar Halil Cibran’ın bilmece gibi ifadelendirdiği sözleriyle açılıyor. “Ruhum ve bedenim birbirlerine aşık olup, birleştiklerinde, ikinci kez doğdum.” Bu ibarede sözü edilenler arasında yüz ve cilt temizliği ile tüm vücut masajı nerede geçiyor, pek farkedemedik ama, insanın kendisini iyi hissettiği o muhteşem denge geçekleşiyor; denemekte yarar var.



 Yi-Spa, alışılmışın dışındaki yapısı çerçevesinde tasarlanan mimarisi ve iç dekorasyonu ie etkileyici bir mekana dönüşmüş. Tasarımcılar, tertemiz, neredeyse kutsallık izlenimi veren beyazlar yerine parlak renkler kullanmışlar (mesela parlak pembe gibi) ve iç mekanı böyle dekore etmişler. Böylece çoğu sağlık merkezinde karşılaştığımız yalın ve minimalist anlayışın karakteristik özelliklerini bir tarafa bırakarak, insanı canlandıran ve içini açan bir üslup benimsemişler. Ahşap zemin döşemesi ve beyaz duvarlar, parlak pembe paravanlarla hoş bir zıtlık teşkil ederken, aynı renkteki perdeler ve kubbe formundaki ışıklandırma düzeni, ortama hareket katmaya devam ediyor. Hayatınızın bir bölümünü yüksek yaşam seviyesi olan Berlin’liler gibi geçirebilmek için tercümesi “kendini iyi hissetme sertifikası” gibi bir şey olan bir adet  “Feel-Good-Schien” alabilirsiniz; biz buna Amerika’da hediye sertifikası, deriz. L.Harper

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Advertisement
Daha Güzel Manzara İçin Perde
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007



Better View isimli, rulo olarak katlanan ve ışığı geçirmeyen perde, Finlandiyalı bir tasarımcı olan ve Fiasko Design Şirketi için çalışan Elina Aalto’nun eseri. Perdenin üzerinde küçük deliklerle çizilen şehir silüetleri arasında elimizde mevcut olanlar Shinjuku, Tokyo, Kallio ve Helsinki. Her perde müşteriye özel olarak ve elde hazırlanıyor.
 

Better View SAUMA’nın  (Kültürel Varlık Olarak Tasarım) bir parçası olarak konumlanmış; SAUMA ise New York’da bulunan Finlandiya Kültür Enstitüsü tarafından düzenlenen gezici sergi olma özelliğini taşıyor. SAUMA’nın sözcük anlamı Fin lisanında “dikiş çizgisi” anlamına geliyor. Sözkonusu sergi Finlandiya’dan modern ve çağdaş 20 tasarım eserini kapsamakta. Geleneksel Fin form ve anlayışına göre hazırlanmış olan bu eserler ile SAUMA işlevsellik, kullanıcının kişisel deneyimleri ve tasarıım sürecinin oluşumunu da incelemekte.  
 SAUMA 28 Ağustos’a kadar Los Angeles Mimarlık ve Tasarım Müzesi’nde olacak. Daha sonra Helsinki’ye ve 2008 yılında da Paris’e geçiyor.  

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Kordona gerek yok – Şarj İstasyonu
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007


Günümüzde ‘kordonsuz’ kelimesi ‘Seni seviyorum’ kadar sık kullanılıyor olsa da, hayatlarımız, her köşede hala kordonlar içinde geçiyor. Cep telefonları ve iPod’lar için şarj aletleri ile başlayan süreç, vibratör ve epilady şarj aletleriyle devam ediyor; her yerde kordonlar, kordonlar, kordonlar. Bu yeni duvara-monte edilebilen şarj istasyonu yukarıda saydığımız gereçlerin etrafındaki, peşlerindeki kordon yığınlarını yok etmiyor; onları sadece gözlerden uzaklaştırıyor. Tüm kordonlar zarif bir kutuya benzeyen istasyonun içinde duruyor. Kullanım için gereçlerin yerleştirildikleri bir kaç yuvadan uçlarını uzatmaları yeterli. Marketlerde USD 35 fiyatla satılan istasyonlar, hemen alınıp bir kenarda bulundurmamız gerekenlerden.

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
M- Laboratuvarı
E-posta Cuma, 07 Eylül 2007


 
Eğlence parkının geleneksel tanımını bir tarafa bırakın; Wannado Şehri (Wannado City) pamuk helvaları, içi doldurulmuş kocaman hayvanları, saçma eğlenceleri ve eğlence adına yapılan bir dolu saçmalıkların hepsini çok gerilerde bırakmış. Onların yerine ‘şehir,’ çocuklar için tasarlanan eğlenceleri yeniden tanımlıyor ve bu şehirde herşey şu soru etrafında kurgulanmış bulunuyor: “Büyüdüğün zaman ne yapmak istiyorsun?” 



Wannado Şehri, Meksika’lı Luis Javier Laresgoiti’nin eseri; L. J. Laresgoiti, bir gün işyerine gelen küçük kızının babasının telefonuyla “iş kadını oyunu oynadığını” seyrederken, birdenbire bir aydınlanma yaşar ve aklına müthiş bir fikir gelir. Laresgoiti, birçok önemli şirketin de desteğini alarak, bir rüyalar ülkesi tasarlar; bu ülkede çocuklar, yetişkinlerin yaptıkları işleri yapmaya çalışırlar ve bir anlamda kendilerini sınarlar ve kendilerini tanırlar. Sözkonusu çocuk parkı Florida’nın güneyinde Sawgrass Mills Büyük Çarşısının içinde konumlanmış.



Projeye destek veren her şirket, kendi faaliyet alanına giren konuların ve iş kollarınının  uygulanmasına yardımcı olmuş. Örneğin, Motorola’nın sponsorluğunda konumlanan M-Laboratuvarı yenilikler yaratma ve icatlar için çalışma alanı sağlamakta. M-Laboratuvarı’na gelen her konuk önce beyaz bir laboratuvar giysisi giyiyor ve “M-Mucidi” sıfatını alıyor. Çocukların özellikle birlikte çalışmaları destekleniyor ve hep beraber teknolojik bir oyun oynayarak, zor bir problemi çözmeye çalışıyorlar. Ellerindeki meseleyi çözdükleri zaman, kutlama anlamında “Misyon Tamamlanmıştır” flaması kazanıyorlar. 




Ancak, M-Laboatuvarı, alışılmış ve bugüne kadar bildiğimiz çocuk oyunu ve eğlencesi olmaktan çok uzak. Mekanın tasarımını Motorola ve Gensler birlikte yapmışlar ve çalışmalarının da aynen kendileri gibi  “global anlamda bir tasarım olarak, planlama ve stratejik danışmanlık alanlarına ağırlık veren bir kurum” olmasına özen göstermişler. M-Laboratuvarı ön cephesi ile oradan geçenleri kendine çekiyor – cephede çarpıcı bir şekilde ve yoğun olarak alüminyum ve panelit kullanılmş – ki, cephe, daha ilk bakışta çevreye hakim olan  “sakin ve sesiz kır ortamından” çok farklı olarak hemen kontrast yaratabiliyor. İçeride yedi oda bulunuyor; odaların her biri titizlikle döşenerek, orada yapılması düşünülen işe uygun olarak hazırlanmış. Sonuçta, bir dizi gerçek hayata uygun oda elde edilerek, buralarda her çocuğun gönlünde yatan, en önemli mucid olma rüyasını yaşamaları sağlanmakta.  L. Harper

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
Apple Iphone’u Sunar
E-posta Çarşamba, 10 Ocak 2007

Image

Aslında tüm dünyada ‘ikinci geliş’ olarak algılandı ama bu onun ilk gelişi. Apple iPhone sonunda geldi.

Taşınabilir müzik alanında devrimler gerçekleştiren şirketten şimdi de -şimdilik Amerika’da- bir telefon geldi ve bu telefon iletişim düzenimizi tamamen değiştirecek. iPhone son derece kendi halinde görünümlü bir gereç olup, yüzeyinin büyük bir bölümünü kaplayan renkli görüntü ekranı ile hayatımıza dahil oldu bile. Ekrandan sağlanan görüntü o kadar kaliteli ki, orada beliren imajlar son derece güzel görüntü veriyorlar. iPhone, tek bir ünite içinde birçok fonksiyonu gerçekleştirebiliyor. Steve Jobs’un basına söylediği gibi,”sanatın her halini bu tasarımın sınırları içine almaya çalıştık.”  

iPhone’un fonksiyonları saymakla bitmiyor. Multi-dokunmatik ekran, OS X düzeneği, netleştirme ayarları, üç aşamalı ileri derecede hassas sensor, masa üstü fonksiyonları ve geniş ekran video iPodu. Bir pil ile 5 saat süreli konuşma, video, metin yazımı ve okuma yapılabilen gereç ile 16 saatlik audio playback de gerçekleştirilebilmekte. iPhone istediğimiz herşeyi anında yapıyor. Apple, tek bir ünitenin içine o kadar çok yeni teknoloji yerleştirmiş ki, bu gereçte kullanılan yeni teknolojilerin mülkiyet haklarını korumak için, 200 ayrı patent başvurusunda bulunmak zorunda kalmış. 


Belki de en kullanışlı ve en çok kullanıcı kolaylığı düşünülerek geliştirilen özelliği, Multi-dokunmatik adını verdikleri arama bölümü. Stylus’u olmayan multi-dokunmatik sayesinde bildiğimiz arama düzeninden kurtuluyoruz. iPhone’un tek eksisi  henüz Türkiye’ye gelmemiş olması. IPhone hakkında sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.
 

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Advertisement
6000 USD lık MP3 Müzik-çalar
E-posta Perşembe, 22 Mart 2007

Image

Teknoloji ustası ve sanatçı Gresso aslında African Blackwood malzemeli cep telefonlarıyla anılır. Bu seride tasarlanan telefonlar 200 yaşındaki Afrika Karaağacından yapılmış olup, Gresso’yu sektörde özgün bir konuma taşımışlardır. Tasarımlarda ahşap işçiliği ile teknoloji büyük bir uyum içinde bir araya getirilmiş.

Artık
, Greso kendilerine özgü MP3 müzik-çalarları, The Symphonia Collection  ismini verdikleri seriyi tasarlamış bulunuyorlar. Bu model için de Afrika Karaağacı kullanarak bulundukları çizgiyi devam ettirmekteler; tek değişiklik ön panelde 18 ayar altın yüzey çalışmaları olmuş. Senfoni’nin arkasındaki konsept ise, bu cep telefonlarının herhangi bir işlevsel gereç gibi değil de adeta bir mücevher, bir aksesuar olarak algılanmaları şeklinde ifade buluyor. Detay çalışmaları da bu amacı fazlasıyla gerçekleştirmiş.

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
9 dan 5 e Laptop Gömleği
E-posta Perşembe, 19 Nisan 2007

Image

Yeni bir laptop gömleği almanızın zamanı gelmedi mi? İşte burada ofisinizdekileri şaşırtacak bir örnek sunuyoruz. Bildiğiniz, rastladığınız başka laptop çantaları var mı?

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




 

Etiket:
 
Işıklı Bant
E-posta Cuma, 15 Haziran 2007

Image

Işıklı Çizgiler ve Sihirli Bantlar yansıyarak parlayan reklam alanları olarak kullanılıyor. Bu ürünler sürekli olarak 180-derece ışık yayıyorlar; ışık, gece130 metreden görülebilecek kadar kuvvetli olabiliyor. Bant, tamamen esnek bir malzemeden yapılmış olup, her tür yüzeyin etrafına sarılabiliyor veya dolanabiliyor; istediğiniz şekil ve boyutlarda kesebiliyorsunuz.Işıklı Çizgiler ve Sihirli Bantlar ambiyans amacıyla yapılan ışık düzenlemelerinin olduğu ortamlarda tamamen azalarak soluk hale geliyorlar; aynı zamanda fon yapması için arkadan verilen gösterimlerde de ortama uyum sağlamaktalar. Bantların ardındaki konsept üreticileri Elshine tarafından daha önce de bir mobilya serisi için kullanılmış.  Bantların binbir çeşit kullanım alanı arasında Flashdance tipi saç bantları gibi kullanılabildikleri gibi klüplerde türlü çeşitli şekillerde ve amaçlar için kullanılmaktalar. Anneannemizin doğum günü hediyelerini sarıp, gözlerini kamaştırmak da sözünü ettiğimiz binbir çeşit kullanımdan sadece biri.

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Petersham Çocuk Bakımevleri Cafe'si - Londra
E-posta Pazartesi, 19 Şubat 2007


Image
 

Londra’nın yeşillikler içindeki Batı Yakası’nda, çınar ağaçları arasında konumlanmış bulunan Petersham Çocuk Bakımevlerindeki (Petersham Nurseries)  cafe ve çayevi günlük yoğunluklardan kaçabileceğiniz en mükemmel nokta olarak sizi beklemekte.

Ayrıca, yiyecekler de bir hayli iyi. Hazırladıkları yiyeceklerde yerel olarak sağlanabilen en iyi malzemeleri kullandıkları gibi, meyva ve sebzelerin çoğunu da çevredeki bahçe ve bostanlardan sağlıyorlar.
Ödül kazanmış olan bahçede dolaşarak oradaki bitkileri seyretmenizi tavsiye ederiz.

Ayrıca limon ağaçlarına bakmayı, ya da pilot çalışma olarak bir köşede yetiştirdikleri güzel kokulu baharat ve otları seyretmeyi de ihmal etmeyiniz. Pazar günleri, burada, Pazar günlerinin geçmesi gibi yaşanmakta - doyurucu ve mutlu -. Dahası, komşu masalarda Mick Jagger, Paul Smith ve Madonna’nın oturduğunu farkettiğinizde, şaşırmayın. Matthew Hussey

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )



 


Etiket:
 
<< Başa Dön < Önceki 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 Sonraki > Sona Git >>

Advertise With Us
Advertisement