Advertisement
Advertisement
20:02 07 10 2008
ana sayfa
Advertisement
XXS Mağazası - Araç-Gereç Üzerine Bir Mağaza, Hamburg
E-posta Salı, 02 Ekim 2007



Hamburg’da Innenstadt, at Spitalen Hof 8 adresinde bu yılın başlarında açılmış olan yeni ve ilginç XXS Mağazası, özellike Taşınabilen Araç-Gereçler üzerine aradığınız bir çok şeyi bulabileceğiniz bir mekan olarak dikkatleri çekiyor. Hamburg'daki  Etronixx-Trading GmbH şirketi için çalışan Spine Architects firmasının tasarımı olan minimalist tarzdaki mağaza ve showroom'unda kelimenin gerçek anlamıyla bembeyaz yüzeyler ve satışa sunulan araç-gereçlerin dışında hiç bir şey göremiyorsunuz. Yer değiştirebilen ve adeta havada  asılı gibi duran ışıklandırma üniteleri yapısal anlamda mekanın duvar ve tavanlarında kendileri için hazırlanmış olan küçük yuvalara yerleşmişler ve bu yuvalar veya dolapcıklar tüm mekanı çepeçevre sarmaktalar. Müşteriyi yönlendirmenin, hatta -olumlu anlamda - yaptırım boyutunda etkilemenin mükemmel bir örneği olarak beliren mağazada, müşterinin dikkati doğrudan ürünler üzerinde yoğunlaşıyor ve yan unsurlara dağılmıyor.   



Bir Alman-İngiliz ortaklğı olan Spine firması Boris Bähre, J'orn Hadzik, Jan Löhrs ve Neil Winstanley'in 2001 yılında Tel-Aviv, İsrail'deki, Rabin Meydanı için açılan uluslararası tasarım yarışmasında bir ödül kazanmalarıyla başlamış. Çeşitli alanlardaki çalışmalarıyla tanınan tasarımcılar, konut tasarımından, toplumsal anlamda sosyal yaşam alanlarının tasarımlarına kadar uzanan, TV show tasarımlarından, özel konut ve mağazaların tasarımlarına kadar çeşitlenen alanlarda eserler vermiş bulunmaktalar. Spine Mimarlık, Eylül ayında  Menlo Park, San Francisco'da bir ofis açmış bulunuyor. By Tuija Seipell   

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   adresinden ulaşın. ) 



  



Etiket:
 
Günün Reklamı - Harley Davidson
E-posta Çarşamba, 26 Eylül 2007





Etiket:
 
Ayakkabı reyonunda görünce denemek için can atmaz mısınız?
E-posta Perşembe, 27 Eylül 2007


Çalışmalarını Toronto’da sürdüren 25 yaşındaki graffiti sanatçısı Matthieu Missiaen  , belki de aradığınız o çok nadir bulunanı ve türündeki tek örnek olanı yaratmış bulunuyor. 

Parisli sanatçı tamamen el işi olarak üretilen ayakabılarını Ndeur markası ile satmakta. Koleksiyonu meydana getiren seri, baştan çıkarıcı yüksek topuklu ayakkabılardan başlayarak, eski tarz okul tipi, ayakları bileğe kadar saran, yüksek konçlu ayakkabılara kadar farklı ayakkabılar içeriyor. Tüm ayakkabılar son derece kaliteli ve özel deri malzeme kullanılarak hazırlanmış olup, üzerlerinde sanatçının sokak tarzından esinlenerek ve yağlı boya ile çalıştığı görüntüler yer almakta.          

Sonuçta sağlanan etki ise, hepsi birbirinin benzeri olan ve yüksek fiyatlar ödeyerek satın almış olduğunuz, siyah, kişiliksiz ayakkabılarınızın yarattığı sevimsiz tadı silip süpürecek, zevkinizi okşayacak, stil ve tarz sahibi ayakkabıların yarattığı ferahlık duygusu oluyor.  

Öyle görünüyor ki, bu düşüncemizi paylaşan başkaları da var. Günlük giysiler satan The Rage (13 Kensignton Avenue, Toronto, ON, Canada) isimli butikte ayakkabı koleksiyonunu satışa sunmasından kısa bir süre sonra birçok yayında kendisinden övgüyle bahsedilen Missaien, ayrıca Toronto'daki Vans Ayakkabıları fuarına da katılmış bulunuyor.
 

Tamamen kendisinin elleriyle ürettiği ayakkabıları giymenin verdiği haz ve ayrıcalık duygusuna ilaveten, Missiaen'in tüm işleri tek örnek olarak hazırlanmaktalar. The Rage'in Etsy site'sine girerek ayak ölçülerinizi ve elde yapılma özelliği ve görünümü taşıyan hangi model ayakkabıyı istediğinizi belirtmeniz yeterli. Tasarım ayakkabılar klasmanında oldukça makul fiyatlarla  - $120 - $180 - satılan Matthieu Missiaen ayakkabılarını , aramızdaki ayakkabı meraklıları , hemen edinerek, gerekli bir kültürel yatırım yapmanın mutluluğunu yaşayacaklar. L.Harper

 
therage.etsy.com adresinden satın alabilirsiniz.

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )
  



Etiket:
 
Bruno 9Li (Brezilya)
E-posta Çarşamba, 26 Eylül 2007

  

Brezilya’da yaşayan ve çalışmalarını orada sürdüren sanatçı Bruno 9Li olağanüstü yetenekleri olan bir sanatçı.
 

Adeta büyücülerin dünyasından çıkagelmiş gibi duran görünümler, kendi yakın çevresini oluşturan yaşam alanında edindiği izlenimlerle birlikte, Bruno’nun eserlerine ilham veren unsurlar olarak belirmekte; bunlara bir de Art Nouveau dönemin özelliklerini eklersek, ortaya özgün ve özel bir dünyayı yansıtan, kağıt üzerine mürekkeple çalışılmış eserler çıkıyor. Sadece belli başlı birkaç renk kullanılmasına rağmen, yaratılan eserler son derece canlı ve hayat dolu. Hazırlamış olduğu son seride Bruno, yine aynı renkleri kullanmış gibi duruyor. Ancak bu durum, çalışmanın farklılığını asla sınırlamadığı gibi, her bir eser kendi içinde muhteşem bir özgünlük sergilemekte. Geometrik formların, tanımlayıcı ve belirleyici ifadeyle uyum içinde bütünleşmesi, eserin hayat kaynağını oluşturmakta.  
 



Sanatçının geniş ve büyük formatta ifade bulan eserleri, o rengarenk görünümleriyle son derece belirgin, özgün  ve cizgi roman unsurlar taşımaktalar.  Andy G






 ( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   adresinden ulaşın. )



Etiket:
 
Advertisement
Büyük Açılış... Arabadan İnmeden Sinema (New York)
E-posta Salı, 25 Eylül 2007



 Bir süre önce sizlere New York’daki  Pong (aşağıdaki resim) isimli küçük bir mekandan söz etmiştik. Tenis oynamak için kiralanabilen ve muhteşem spor performansınızı filme çekebildiğiniz küçücük bir yerdi. Yazımızda ayrıca, birkaç ay sonra Pong’un bambaşka bir mekana dönüşeceği haberini de vermiştik. 

Değişim zamanı geldi ve Pong 
Arabanızla film seyredilebilen bir salona dönüştü. Bir zamanlar bir spor salonu olan mekana, üzeri açık bir 1965 Ford Falcon ve bir geniş ekran  yerleştirildi. Film düzeni 1960’ların filmleriyle başlayan ve kronolojik olarak her gece değişen ARABALI SİNEMADA böylece kırk yıllık bir süre içinde sinemanın yaşadığı değişimi de izlemek mümkün olmakta.  

En fazla altı kişilik seyirci kapasitesi olan salon sayesinde, çocukken seyrettiğiniz tüm o unutulmaz B-sınıfı filmleri yeniden yaşamak için Manhattan’da başka nereye gidebilirsiniz? Matt Hussey

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   adresinden ulaşın. )





Etiket:
 
Pott Mimarlık
E-posta Pazartesi, 24 Eylül 2007



Çoğu mimar, müşterilerinin istekleriyle kendi düşünceleri ve bakış açılarını birleştirme gerekliliği karşısında kaldıkları zaman sıkıntılı anlar yaşarlar. Birçok disiplini bir arada kullanarak çalışmalarını sürdüren  Ingo Pott ise , bu yaklaşımı benimsedikleri takdirde, yaratıcı işler yapanların tasarımlarına yenilikler katabileceklerini ve yaratılarını daha değerli ve güzel kılabileceklerini düşünüyor. Böyle yaratılan her işin özünde, karşılıklı kültürel iletişim ve değişimin yaratıcılığı desteklediği ve arttırdığı felsefesinin yattığını görmekteyiz.        

 
W Ev tasarımında, büyümekte olan bir ailenin değişen ihtiyaçları paralelinde yaratılan yaşam alanlarının bir araya getirilmesi ve aynı zamanda bireysel anlamda özel yaşam alanlarının ayrıştırılması üzerinde durulmakta. Pott Mimarlık, çalışmalarında, doğuya özgü bir duyarlılıkla, zaman ve mekan kavramlarını esas alıyor. Yapının kendisi ve içinde konumlandığı çevre bir bütün olarak düşünüldüğünden, burada gördüğünüz de dahil,  her bir yapının, yani özel evin, bulunduğu konumdan başka bir yerde inşa edilemeyeceği anlaşılmakta. Mimar Urlich Hamann evi kolaylıkla ait olduğu çevrenin içine konumlandırmış ve belki de böylece bundan sonra gelecek olan projelerin esaslarını da hazıralamış olmuş. 




Benzeri başka bir proje olan L Ev ise, bir tepenin yamacındaki eğimli arazi üzerinde koruluk bir alan içine konumlandırılmış bulunuyor. Ailenin, Berlin’in epey uzağındaki bu dingin ve huzurlu çevreyi seçmelerindeki en önemli etken, iş ve şehir ortamını arkada bırakmak olduğundan, çevreyle tam uyum içinde, iç ve dış mekanların adeta birbirlerine doğru akarak bütünleştiği mekan yaratılmış.

 
İçeriden bakıldığında çevreyi saran geniş açık alanların çimen örtüsünün hafif meltemle dalgalanması, zamanın akışını hatırlatıyor. Gün uzayarak geceye bağlanırken değişen ışığın yarattığı etkili ve belirgin farklılıklar ve aynı çerçevede düşündüğümüzde, mevsimlerin değişmesi, insanın doğayla bütünleşmesini sağlamakta. 2006 yılında HamannPottArchitekten (şimdiki Pott Mimarlık) ve mimar, Urlich Hamann, tarafından tamamlanan L Ev, aynı zamanda ekolojik kaygılar da dikkate alınarak inşa edilmiş olup, örneğin, kaynakların sadece gerektiği kadar kullanılmasına da özen gösterilmiş bulunuyor. Andew J Weiner

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )





Etiket:
 
Mutfak Klübü
E-posta Perşembe, 20 Eylül 2007



Stuttgart’dasınız ve cool bir parti mekanına ihtiyacınız var. Veya, belki de eski evinizi ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Her durumda da Berlin’deki mimar üçlüsü ile -  Thorsten Blatter, Andreas Blödow and Georg Schmidthals – görüşmeniz gerekecek ve olay patlayacak. Mimarlar Stuttgart’da eski bir evi alarak  Die Blaue Caro’yu (Almanca Mavi Pırlanta demek oluyor) yaratmışlar ve mekan sürekli değişim halinde olan geçici bir klüp olarak faaliyet göstermekte.  



Kendi aralarında mutfak klübü olarak da adlandırdıkları klübe daha dikkatli baktığımızda, mekanın gerçekten de mutfak ortamını çağrıştırdığını düşünüyoruz. Şöyle çalışmışlar: Duvar ve zemin döşemeleri için mavi ve beyaz karolar kullanılarak oluşturulan ortamın, duvarlardan ileri doğru uzanan küçük raflarına yine küçük objeler yerleştiriliyor. Sonra, mekana üstün kaliteli bir ses sistemi ( Logitech) döşeniyor ve de ilginç mutfağınıza birkaç eğlenceyi seven arkadaş davet ediliyor. Zaten bütün güzel davetler mutfakta başlayıp mutfakta bitmezler mi. Mekanda gerçekletirilen her etkinlik için Die Blaue Caro’nun alan düzenlemesinde farklı değişiklikler yapıldığından, değişim düşüncesi sürekli gündemde kalmaya devam ediyor. Değişimler için farklı objeler ve eklektik kombinasyonlar kullanarak farklı tarzlar yaratan üçlü, mekanın sürekli değişim geçiriyor olmasını ve yeniden düzenlenmesini amaçlamaktalar. Dolayısıyla, Die Blaue Caro’yu hala mutfak görünümündeki bugünkü haliyle hemen görmekte fayda var. Tuija Seipell

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
Kağıt Oturma Ünitesi
E-posta Çarşamba, 19 Eylül 2007



Bilgisayarlar tüm zamanların en etkin ağaç-tasarrufuna yönelik icatları olarak hayatlarımızda yerlerini almış bulunuyorlar, ama yine de “kağıtsız ofis ortamı” bizler için hala bir hayal olmakta ve ağaçlar her zamankinden daha büyük bir hızla kesilmeye devam ediliyorlar. Vancouver, Kanada’daki  Molo Design isimli tasarım şirketinden ödüllü yaratıcı mimarlar Stephanie Forsythe ve Todd MacAllen bu durum karşısında cesaretlerini kaybetmemeyi başararak, kağıdın ofis ortamında ciddi anlamda işe yarayabileceğini kanıtlamış bulunuyorlar. 

Olağanüstü kağıt mobilyaları ve beyaz “yumuşak” duvarları bir araya getirerek birleştirmek, sadece eğlenceli olmakla kalmıyor, değişime uygun olduklarından, yeni konumlar için elverişli seçenekler de sunuyorlar; ve, aynı zamanda çevre dostu olmak gibi, bir de artı özellikleri bulunmakta. Aslında Molo, daha büyük bir kuruluş olan  forsythe-macallen.com’un bir birimi olarak faaliyet gösteriyor. Forsythe ve MacAllen ikilisi, yaratıcı ve yenilikçi ev ortamı ve yaşama alanı proje ve uygulamaları ile, yine bu çerçevedeki etkinlikler alanındaki tasarımlarıyla dünya çapında tanınmaktalar. Molo Design şirketinin ilk atölye ve seminer çalışması 2008 yılının başlarında Milano, İtalya’da gerçekleşecek olup, etkinlik, Milano’da bu yılın Salone del Mobile fuarında ön tanıtım anlamında sunulmuş bulunuyor. Tuija Seipel

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
Advertisement
Hollanda Vergi Dairesi
E-posta Çarşamba, 19 Eylül 2007



Kabul edelim, vergiler hiç bir zaman mimari anlamda esin kaynağı olmamıştır. Yoksa, oldular mı?



Holandalılar ise kesinlikle böyle düşünmekteler. Burada gördüğünüz, bir gölün içinde konumlanmış, adeta eski bir kule yapısının parçalarına benzeyen bir dizi yapı, aslında Hollanda Vergi Dairesi Merkezi olarak inşa edilmiş bulunuyor.

İlk olarak 1960’lı yıllarda inşa edilen Walter Bos yapı kompleksi, o zamanlar dört sıkıcı ofis mekanını çevreleyen daha da sıkıcı park alanlarından oluşmaktaydı. Yenilenme süreci kapsamında, dört ofis bloğunu hepsiyle bitişik nizam olabilecek şekilde konumlanan bir başka blokla bütünlemeye karar verirler.   

Ama, kulelere benzeyen ofis bloklarını birbirine eklemek amacıyla ortaya kocaman bir beton yığını dikmek yerine, onu olduğu gibi yerin altına doğru konumlandırırlar. Sonuç ise yere gömülü büyük bir yapıyı örten su ile, yer yer suyun yüzeyinden yükselen konik yapılar olur.   
 

Yerin altında uzanan, suyun altına doğru batmış gibi duran iki bahçe, aynı zamanda yerin üstünde yükselen girintili çıkıntılı yapılar olarak  konumlanmayı da başarır. Su ise, estetik olarak çok hoş olmasının yanı sıra, kuleler için serinletme sistemi işlevi gördüğü gibi, vergi işlemleri üzerinde oynamak isteyen yabancılara karşı da güvenlik sistemi oluşturmaktadır.
 

Yaratılan etki ise, keskin hatlı ve sert, çelik kale biçimli yapılarla, daha doğal, adeta kendiliğinden delinmiş gibi duran, organik görünümlü, daha yumuşak hatlı, dairesel ve toprak renkleri taşıyan birbirine zıt ve şaşırtıcı iki farklı anlayışın adeta çarpışarak birbirini tamamlamasını ifade etmektedir. Doldurduğunuz vergi beyannamelerinizin böylesine güçlü bir tasarım için esin kaynağı olacağını kim bilebilirdi? Kesinlikle biz bilemezdik.  Matt Hussey


( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Ö. Evi, Bodrum
E-posta Pazartesi, 17 Eylül 2007


Türkiye, Bodrum Antik Çağın Yedi Harikasından birine ev sahipliği yaptığı gibi, Herodotus'un da doğum yeridir. Aynı zamanda, Cannes, Fransa için ne ifade ediyorsa, Bodrum da Türkiye Için aynı şeyi ifade eder. Dolayısıyla, burası deniz kıyısında apartman kuleleri inşa edilen bir yer değildir.  

Ö. Evi bir yandan çevresiyle mükemmel bir uyum içinde konumlanırken, öte yandan şehirden uzak bir dinlenme ve tatil ortamının gerektirdiği modern düşünce çerçevesinde oluşturulmuş bir mekan olarak belirmekte. Akdeniz dünyasında yapılarda iri ve masif taş parçalarının döşenmesi ne kadar yaygın ise, zeminden tavana yükselen pencerelere de o denli rastlanmaz.  
 





Binayı oluşturan üç birim birbirlerine kutu biçimindeki cam bölmelerle bağlanırken, içlerine alabildikleri kadar gün ışığını da taşıyorlar; aynı zamanda yapının daha çabuk serinlemesini de sağlamaktalar. Ancak yapı, bu özelliğiyle, bölgedeki binalarda doğal ısı ayarlaması amacıyla  uygulanan beyaz boyalı büyük beton yapılaşmanın aksine bir görüntü veriyor. Yapının iç mekanındaki merkezi konumlanmış ortak yaşam alanında ayırıcı duvarlara rastlamamaktayız. Onların yerine büyük bir geniş alan içinde mobilyalar ve küçük ayırıcı elemanlar kullanılarak, özel köşeler ve konumlar yaratılmış. Bölgenin kültürel ve mimari geleneğine uygun ve saygılı, ama aynı zamanda tepelerin arasında 'dönem' iddiasında olmayan, yapmacıksız özelliklerle bezeli güzel bir mekan.   Matt Hussey

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




Etiket:
 
Dünyadaki En Özgün Mağazalar Nerede?
E-posta Cumartesi, 15 Eylül 2007



Berlin’in uzak muhitlerinden Barselona’ya, Rio’ya ve Rotterdam’a kadar, moda dünyasının pırıltılı mağazaları Coolhunter’ın “görülmesi gereken yerler” olarak tanımladığı mekanlar arasında en üst sıralarda konumlanmış bulunuyorlar.



Aynen en iyi müzeler gibi, en iyi butikler de ziyaretçilerini beklemekteler. Ziyaretçilerin beğeni ve hayranlıkla bakındığı, kendilerini rahat hissettikleri bir ortamda, hatta – mekanın tasarımına bağlı olarak - biraz da şımartıldıklarını düşünerek dolaştıkları, istedikleri nesneyi görüp hemen satın aldıkları sıradan alışveriş sürecinden farklı bir deneyim yaşamalarını sağlıyorlar. L.Harper.



( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )





Etiket:
 
Balenciaga Lego Karşılaşması - Paris
E-posta Cumartesi, 15 Eylül 2007

 

Son zamanlarda en çok konuşulan konulardan biri de Balenciaga’nın 07 sonbahar koleksiyonu.
–yeni “IT”
ayakkabılar, ki bunlar klasik Balenciaga tarzından  çok farklılar; sanki Danimarka’da küçük bir çocuk tarafından yapılmış gibiler. İnsan böye bir ayakkabıyı neyle giyer? Gri yün taytlarla herhalde.

Sarah V.










(
Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )


Etiket:
 
<< Başa Dön < Önceki 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 Sonraki > Sona Git >>

Advertise With Us
Advertisement