Park(etme) Günü - San Francisco |
Salı, 22 Ocak 2008 |
|

3üncü PARK(etme) Günü kutlamaları için, San Francisco’lu sanatçılar, kuruluşları Rebar’ın öncülüğünde herşeyi biraz daha ileriye taşımaya karar vererek, tekerlekler üzerinde konumlanan ve pedalla hareket ettirilen Parksiklet’i tasarlamışlar.
Bütün dünyada kutlanan global etkinlik, park noktalarının “PARK(edilen)” alanlara dönüştürülmesi için sanatçıları, aktivistleri ve sıradan vatandaşları teşvik etmeyi amaçlıyor: hedef, herkese açık geçici parkların oluşturulması. Bu sefer, 47 şehirde 180 gibi önemli sayıda geçici park alanı yaratılmış.
Rebar’ın kurucularından John Bela şöyle diyor: “Cadde ve sokakların kullanımlarını yeniden değerlendirme süreci, şehirlerimizde kalıcı değişimler geliştirerek şehirlerde yaşayanların yaşam kalitelerini arttırma yolunda önemli bir adımdır.”
Üç kişilik bir ekiple çalışan, ancak 7 m’lik çim alanı üzerinde çok faha fazla sayıda kişinin keyifle oturabileceği Parksiklet, ayrıca 5 m boyunda bir ağaç ile güneş enerjisi ile çalışan ve fren sistemi için gerekli olan pilleri da barındırmakta.
Saatte en çok 5 mil yapan aracın Fransa Ralli’sine katılması bir hayli güç olsa da, manzaralı bir piknik için olağanüstü imkanlar sunduğu tartışılmaz. Brendan McKnight
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Saf ve Temiz Yenilikler |
Salı, 22 Ocak 2008 |

Burada TCH'da bulunan bizler, son zamanlarda bütün dünyada mimarların kilise yapılarını değiştirerek farklı kullanımlara uygun binalara dönüştürdüklerini izlemekteyiz; sözkonusu binalar arasında evler, perakende satış mağazaları, kitaplıklar gibi çeşitli yapıların yanı sıra, son derece cool kiliseler de bulunuyor.

Bir su dağıtım kulesini başarıyla yaşama alanına dönüştüren, Utrecht'deki Zecc isimli mimarlık stüdyosunun mimarları Marnix Van Der Meer ve Rolf Bruggink, şimdi de biraz daha da aykırı bir tasarım gerçekleştirmiş bulunuyorlar. Burada gördüğünüz gibi eski bir küçük kiliseyi geniş bir eve dönüştürmeyi başarmışlar - bunu yaparken orijinal yapıya saygı duydukları gibi, yapının karakteristik özelliklerini vurgulayarak öne çıkarmışlar.

Tasarım ekibi orijinal özelliklerin birçoğunu olduğu gibi korumayı tercih etmiş - sözkonusu özellikler gotik tarzda yapılmış vitraylı yüksek pencereler ile koro için yapılmış olan orijinal orgu da kapsamakta. Mekana daha çok ışığın girebilmesi için, evin sokağa bakan cephesine Mondrian'ı çağırıştıran bir cam pencere yerleştirilmiş - bir ihtimal, yakınlardaki Rietveld'in ünlü Schroder Evi'ne bir saygı işareti olarak düşünülmüş olmalı. Alt katta konumlanan ve bütünüyle bembeyaz olan yaşam alanının dışında kalan ve üst kata yerleştirilen tüm özel alanlar ise koyu renge boyanmış.

Ve buradan sadece 100 mil uzaktaki Maastricht'de bulunan 800 yıllık Dominiken kilisesi ise, Selexyz kitap mağazaları zincirinin en son birimi Selexyz Dominicanen isimli bir yapıya dönüştürülerek, bünyesinde barındırdığı hem Hollanda lisanında hem İngilizce kitap koleksiyonlarıyla dikkati çekmekte.
Amsterdam'lı mimarlar Merkx + Girod, tasarımlarında kilisenin orijinal karakterine ve karizmasına sadık kalmaya özen göstermişler; öte yandan alış veriş için gerekli olan çalışma alanını da yaratmayı başarmışlar. Mağazadaki kitapların çoğunu taşıyan çok katlı bir çelik konstrüksiyon yapılandırılarak, çapraz tonozlu tavan örtüsü altında uzanan ve yapıyı boydan boya geçen boşluğa yerleştirilmiş.

Helsinki Üniversitesi kampüsünün doğu tarafına düşen Ostrobothnia bölgesinde yer alan Vikkii Kentsel Yerleşim Merkezinin tasarımı için ülke genelinde açılan yarışmayı JKMM Mimarlık kazanmış bulunuyor. Merkezin odak noktasında konumlanmış olan kilisenin kavak yapraklarını andıran çatı örtüsü, inşaatın tamamladığı 2005 yılından günümüze kadar geçen süre içinde gri renge bürünmüş. Tüm Avrupada yeni kilise tasarımı çoğunlukla modernizmi çağrıştırmaz; dolayısıyla, Helsinki sakinleri JKMM şirketinin mimarlarına başvurduklarında, mimarlar fazlasıyla memnun olmuşlar ve bu durumu, yeniden yapılanmakta olan ve takriben 13,000 nüfuslu kentsel yaşam alanının gelişmesine katkıda bulunabilecekleri bir fırsat olarak değerlendirmişler.

Çoğu İskandinav kilisesi, aynı zamanda, çevrelerinde yaşayan insanların toplandıkları sosyal yaşam alanı olarak da işlev görürler. Gayet tabi ki, mekana özgü dinsel unsurlar var olmaya devam eder. Vikkii Kilisesi’nin merkezi alanı ve buraya bağlanan toplantı salonuna dolan ışık ise, burayı adeta bir katedrale benzetmektedir. Mimarlar iç mekandaki hemen hemen her yüzeyde ahşap malzeme kullanmaya özen göstermişler: meşe kapılar, ladin tavan döşemeleri ve duvarlar ile kavak kerestesinden imal edilen mobilyalar burada bulunanlara adeta bir orman ortamında toplandıkları izlenimi yaşatmakta. Kocaman pencereler mekanı daha da genişleterek, yapının çevresini saran kırsal alanla bütünleşmesini sağlıyor. Ancak, kilise burada yalnız değil; kuzey tarafında yeni bir pazar yeri yapılmış ve güneyinde ise bir park konumlanmış.

Tanrı adına inşa edilmiş olan Tanrı’nın evlerini değiştiriyor olarak düşünülseler de, bu mimarların, gerçekleştirdikleri yenilikler hakkında cemaate açıklamalar yaparak, saflık ve temizliklerini kanıtlamaları gerekmiyor. Andrew J Wiener ve Brendan McKnight

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
New Bape - Shibuya, Japonya |
Cumartesi, 19 Ocak 2008 |

Kendileri kadar tuhaf isimleri olan tuhaf mekanlar, örneğin, karmakarışık görünümlü bir butik olan And A, veya ürünlerini sanayi tipi toplu üretim bantları üzerinde sergileyen Beams T ya da Foot Soldier isimli mağazalar, veya Hiçbiryer *Yıkanan Maymun, ‘Meşgul İş Yeri’ gibi Tokyo’da konumlamış bulunan ve giysileri hepimizin daima alışveriş ettiğimiz süpermarketteki devasa buzdolabına benzeyen bir buzdolabında sergileyen Tokyo’daki mağaza – ki, bunların tümü Japonya’nın alış veriş semtlerindeki en son ilaveler olarak karşımıza çıkıyorlar – Tokyo’daki WonderWall’ın kurucusu Masamichi Katayama'nın eserleri. Sadece futurist veya sıradışı olma çabalarından da öte, her biri son derece rafine ve ince zevklere hitabeden perakende satış noktaları olarak tanımlanmakta. Bu arada alışveriş esnasında yaşanan eğlence duygusunu da atlamamak gerek! Katayama hep tüketen bir tüketici olarak beliriyor. Karizmatik bir giyim ve aksesuarlar markası olan *Yıkanan Maymun isimli mağazanın tasarımında Katayama, Japonya'nın cadde ve sokaklarının da ötesinde, alışveriş deneyimlerini Londra ve New York'dakilerle zenginleştirerek sunmayı başarıyor. Lisa Evans
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresınden ulaşın.)
|
İp Askılık |
Cuma, 18 Ocak 2008 |
|

İtiraf etmesi bile yeterince güç, ama, bu gereci biz icat etmedik. Gördüğünüz bu giysi askılığını, bu giysilerin kaybolmasını önleyen harika gereci, bu çamaşır ipinin değişik tavır ve duruşunu, bu koridor aksesuarını – en azından teoride – hepimiz evde kendimiz yapabiliriz. Ancak, sözkonusu potansiyel kabus ile ilgili birkaç endişemiz bulunmakta. Yeni yıl telaşının anıları henüz hafızamızdan silinmemişken, herhangi bir şeyin ipinin nasıl da oraya buraya dolandığını hepimiz iyi biliriz. Bu çerçevede yukarıdaki gereç insanı çileden çıkarabilir. Dışarıda taksi beklerken, ceketinizi kapıp nasıl hızla dışarı çıkacaksınız? Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
ARŞİVDEN SEÇMELER
 Kumarhane Pazarlaması Le Reve (Las Vegas) Hamam Bath & Spa Led Dans Pisti
|
|
Küçük ve kısa Bir Parça Pasta |
Cuma, 18 Ocak 2008 |

Rijeka, Kırımlı mimar, Petar Mišković asla taviz vermediği siyah ve beyaz tutkusuyla tanınır. Aynı zamanda Kırım, Japonya ve Finlandiya'da okuyup, buralarda çalışan Zagreb'li konsept sanatçısı Ivana Franke ile birlikte yarattıkları eserlerle de ünlüdür. 2004 yılında La Bienal di Venezia-Metamorph, Venedik 9. Mimarlık Fuarı için hazırladıkları Kırım ünitesi ile ikili, tüm dikkatleri üzerlerine çekmeyi başarmış bulunmaktalar.
Zagreb'i seven ve oraya bir de bilet sağlayabilenler bugünlerde, Vlaska ve Smiciklasova Ulici'nin caddelerinin kesiştiği yerdeki Importance Galleria Alışveriş Merkezi'nde inanılmaz ikilinin bir başka yapıtını görme keyfini yaşayabilirler. İşte, az kavramının çok olarak düşünüldüğü, hiçbir şeyin her zaman göründüğü gibi olmadığı minik pastane Bir Parça Kek tam da burada bulunuyor. Yan cephesi üzerine yatırılmış bir piramide benzeyen mekanın kendisi ve içindekiler - neon silindir ışıklandırma üniteleri, turuncu tabela ve tezgah - tümüyle perspektifin kısaltılması prensibinden hareketle konumlanmış bulunuyor. Boş bir huniyi andıran alan cool görüntüsünün yanı sıra lezzetli pasta ve tatlı çeşitleri sunmakta. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Zaha Hadid - Nordpark’daki Teleferik |
Cuma, 18 Ocak 2008 |

Bergisel’deki ödüllü Ski Platformunu tasarladıktan sonra, Innsbruck şehri kentin teleferik sistemi Nordkettenbahn için dört yeni istasyon ile sabit bir asma köprü tasarlamak üzere Zaha Hadid’i davet etmiş bulunuyor. Bilgisayara dayalı tasarım ile inşaat ve yapı uygulamaları arasındaki sınırları kaldırarak, bu konuda dünya çapında katkılarda bulunan ZH Mimarlık, büyük buz kütlelerinin formasyonunu ve buz tabakalarının hareketlerini inceleyerek oluşturdukları fikirlerini, otomotiv ve uçak endüstrisinde kullanılan teknolojilere benzer bir tasarıma dönüştürmeyi başarmışlar. Böylece yapının bütününde, değişen oranlarda hareket ve sirkülasyon sağlanıyor.

Yerel halk ve turistler artık şehir merkezindeki yeni Kongre İstasyonu’ndan trene binerek, 20 dakika içinde Seegrube Dağı’nın zirvesine ulaşabilmekteler. Tren, Inn Nehri geçildikten sonra varılan her istasyonu takiben Nordkette Dağına tırmanmaya başlıyor ve yolculuk 1,500 km yükseklikteki Hungerburg İstasyonu’nda son buluyor. Yolcular burada 6,000 m yükseklikteki zirveye kadar giden teleferik kabinlerine aktarma yapıyorlar.

Artık ZH Mimarlık’ın imzası sayılan, tasarımdaki akıcılık ise, burada, yenilikçi ve yaratıcı bir anlayışla kullanılan çift eğimli cam konstrüksiyon ile sağlanmış. Makine düzeni ve termoforming yöntem ve teknolojileri gibi yaratıcı ve yenilikçi üretim yöntemleri olmaksızın sözkonusu tasarım gerçekleştirilemezdi. Her istasyon, adeta kış eriyerek, dağlardan aşağıya doğru özgürce akmakta ve giderek yeni asma köprüye ulaştığında nehre kavuşmaktaymış izlenimi veriyor. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
MacBook Air - Dünyanın en ince notebooku |
Çarşamba, 16 Ocak 2008 |

Apple, MacBook Air isimli yeni ürününü çıkarmış bulunuyor - Dünyanın en ince notebook'u.
Yeni yıl - değişim ve yenilikler dönemi - çözümler ve hedefler düşündüren bir dönem - ve San Francisco, MacWorld'den en son haberlerin duyurulduğu bir dönem. Steve Jobs ilk iPod Nano'yu jean pantolonunun cebinden çıkardığı zaman hepimiz bir oh çekmiştik. Yeni iPhone'u avucumuzun içine alacağımız günlerin hesabını yapmıştık. Ve henüz bu sabah, dünyanın en ince laptop'u bir zarfın içinden çıktığında hayretlere düştük.
Sadece 1,3 kg ağırlığı ile, birkaç milimlik en ince noktasıyla şaşırtan ve en kalın noktası ise sadece 1,5 cm olan MacBook Air doğmuş bulunuyor. Laptop bilgisayarlar giderek küçüldükçe ekran boyutlarından olduğu kadar klavye boyutlarından da fedakarlık yapmak olağan sayılmaktaydı. Mucizevi bir şekile, yeni MacBook Air kilo kaybından dolayı hiç bir başka kayba uğramamış bulunuyor. Tasarımda kullanılan 12 cm'lik LED özellikli geniş ekran daha az enerji tükettiği gibi, görüntü netliği sağlamakta. Ve artık yazarken parmaklarınız şaşırmayacak, MacBook Air'in tam boyutlu ve arkadan aydınlatmalı bir klavyesi var.
Ama, doğal olarak bizi etkileyen tek özellik sadece boyutlar değildir. Herhangi bir yeni Apple bilgisayardan bekleyeceğiniz donanımsal nitelikler ve programların yanı sıra, en cool yeni ilave ise mültifonksiyonel trackpad'inin bulunması oluyor. Tabi ki, Mac'ın iki-parmakla dokunmatik çalışan scroll nitelikli trackpad özelliklerine zaten alışkınız. Burada bizi heyecanlandıran ise, iPhone için yaratılmış olan multi-dokunmatik yeniliklerin MacBook Air'e adapte edilmiş olmalarıdır. Yeni ve geliştirilmiş trackpad sayesinde kullanıcılar iki parmakla dukunarak çalışma (metin/foto boyutlarını küçültmek veya büyütmek için), sayfa çevirme (üç parmağımızı kullanarak birçok sayfayı görebilmek için) ve ardışık görüntülere ulaşma (fotoğraflar için) imkanlarına sahibiz.
Bu yeni yıl için düşündüğünüz hedeflerinizden biri, her zaman olduğu gibi, zayıflamaksa, işe yeni MacBook Air ile başlayabilirsiniz. Dünyanın en ince notebook'u doğdu - MacWorld'ün 2008 duyurularının tümüne ulaşmak için apple.com/hotnews adresine başvurabilirsiniz. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Electric Birdcage – Londra |
Çarşamba, 16 Ocak 2008 |

2007 sonbaharının sonlarına doğru Londra'nın Batı Yakası'nın tam merkezindeki Haymarket semtinde açılan Electric Birdcage isimli mekan, farklı yorum ve değerlendirmelere konu olmaya devam ediyor. Ancak, kesin olan bir şey var ki, oraya giden hiç kimse ilgisiz kalamıyor.
Electric Birdcage olağanüstü nitelikte tuhaf bir karışım ortamı yaratarak Alis Harikalar Diyarında ile Rus Aristokratı isimli kitap ve filmleri, hafif loş bir dinlenme alanını, daha çok gecenin geç saatlerine yakışan kokteyl barını, şık davetlere ev sahipliği yapan bir salonu ve sevimli ve eğlenceli oyunevini bünyesinde buluşturmayı başarmış.
Mekanın sahipleri olan Richard ve Anthony Traviss kardeşler sıradışı ve olabildiğince şık iç mekanlar için kime gidilmesi gerektiğini biliyor olmalılar: Londra'nın sevgili mekan tasarımcısı Shaun Clarkson. Sanatçının elde üretilen eserleri La Pigalle, Covent Garden's Denim, Play Room, Profile, Power's Acoustic Room, The Bloomsbury Ballroom, Atlantic Bar & Grill ve Jerusalem gibi mekanlarda görülebilir.

Electric Birdcage’in Fibonacci tarzı desenle bezeli zemini, ağaç köklerinden yapılmış masaları, devasa pembe eller şeklindeki iskemleleri, şık ve süslü Vegas tarzı aynaları, etkileyici siyah at heykelleri, polimerden yapılmış iki adet saldırmaya hazır panter heykeli, atlı karınca formundaki barı ve pembe tavandan sarkan döküm demir işi kuş kafesi formundaki avizeleri iç mekanı tamamlayan gerçeküstü unsurlar olarak belirmekte. Hatta DJ bile bir kuş kafesinin içinde konumlanmış.
300 kişi kapasiteli mekandaki servis görevlileri retro tarzda uçak kabin personeli kıyafetleriyle hoş ve sevimli görünmekteler; konuklar ise gün boyunca şef Somporn Khamsaenphan'dan Pan-Asian isimli tabağı sipariş edebildikleri gibi, sabaha karşı saat 4'e kadar içki hazırlama uzmanı Chad Shields'in kokteyllerini tadabilirler. Birlikte olduğunuz yedi arkadaşınızla birlikte Electric Birdcage'in kendine özel kocaman bir kasede servis edilen sunumu ise şampanya, Absolut böğürtlen, kayısı şnapı, Cointreau, Absolut Citron, çilek püresi, sakız şurubu, portakal suyu, taze böğürtlen ve frambuaz içermekte. Eğer şu ana kadar anlattıklarımız ilgi çekmemiş olsa bile, bu son belirttiğimiz damak tadına ilgisiz kalmak kesinlikle mümkün değil. Tuija Seipell
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Wolkenturm, Grafenegg (Açık Hava Sahnesi) |
Salı, 15 Ocak 2008 |

Belki de müzik alanında en çok tanınan ülke olan Avusturya'da yeni bir etkinlik doğmakta. Viyana yakınlarındaki alçak tepeler üzerine kurulu Grafenegg'de her yıl yapılması planlanan Uluslararası Müzik Festivali'nin ilki geçen yıl gerçekleşmiş bulunuyor. Bu bölgede uzun zamandan beri konserler düzenlenmekteydi, ancak, bir takım yapılanmalar ve mimari ilaveler sözkonusu kırsal ortamı önemli ölçüde değişime uğratmış.
Daha geçen yıl, çevresini saran ağaçların seviyesini aşarak, adeta mucizevi bir şekilde gökyüzüne doğru yükselen çatısıyla açık hava Wolekenturm’un – veya Bulut Kulesi’nin – açılışına tanık olduk. Mimarlar, sahne ve oturma sıralarını, arazi üzerinde açtıkları doğal bir çukura yerleştirmeyi başarmışlar. Seyirciler ile doğa arasında kurulan derin ve güçlü bağ açıkça hissedilmekte; ama bu duygu sahnenin arkasındaki bir pencereden görülen vadinin duruşu ile uzaklardaki gökyüzünün değişen renklerini izlerken en yoğun haliyle yaşanıyor.
İkinci Grafenegg Uluslararası Müzik Festivali 21 Ağustos – 7 Eylül, 2008 tarihleri arasında gerçekleşecek. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )

|
AWDIO - Dünyayı Dinleyebilirsiniz |
Salı, 15 Ocak 2008 |

Hepimiz müziğe her yerde kolaylıkla ulaşmanın olağan olduğunu biliriz, ama, iyi müziğe ulaşmak - yani, tekrar tekrar dinlemek isteyeceğimiz müziğe ulaşmak - biraz çaba ister. Tabi ki, Buddha Bar ve Café del Mar'ın çıkardığı yıllık listelerin kişisel listelerimizin güncelleşmesine katkısı oluyor - kokteyl partilerimizin canlı geçmelerini sağlamaktalar - partinin sonlarına doğru, tam zorlanmaya başlarken bir dans daha düşünmemiz için bizleri ikna etmeyi başarıyorlar.
AWDIO isimli şirket, sağladığı yeni bir hizmet sayesinde, en cool klüplerde, butik otellerde, barlarda, lounge'larda, restoranlarda, festival ve stüdyolarda çalınan canlı müziği derliyor. AWDIO, mecra ve müzik kanallarıyla yaptığı kapsamlı anlaşmalar çerçevesinde, ses sistemleri vasıtasıyla gerçekleştirilen canlı müziği, gerçek zamanlı olarak ve Techcrunch yöntemi sayesinde sağladıkları yüksek kalitede, kendi sitelerinde yayınlamaktalar.
Güzel müziğe ulaşmak hiç bir zaman kolay olmamıştır. Londra'daki Favela'dan, Paris'deki şık ve moda Colette Mağazası'na kadar, San Francisco'daki Endup'dan Hong Kong'da en son deneysel lounge uygulamasının gerçekleştirildiği Dragon'a kadar, AWDIO bütün dünyada en ünlü 50 noktaya ulaşarak en çılgın house, hip hop, caz, alternatif, lounge deneyimleri ve underground uygulamalarını ve daha fazlasını derliyor ve müziğin bilgisayarınızın mikrofonlarından özgürce yayılmasını sağlıyor. Andrew J Wiener
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
| |