Ilüstrasyon sanatçısı - Justin Lee Williams |
Perşembe, 01 Mayıs 2008 |

Melbourne konumlu, serbest çalışan illüstrasyon sanatçısı/tasarımcı Justin Lee Williams, giderek bir hayli fazla aranan bir sanatçı olmaya başladı; aralarında Empty Magazine, Vice Magazine, moda markası Ksubi, Design is Kinky, gibi isimlerin bulunduğu müşteriler için hazırladığı işlerin yer aldığı son derece etkileyici folyosu ve Avusturalyalı moda markası Mooks mağazaları için yaptığı büyük ve görkemli duvar resimleriyle bunu başarmakta.
Melbourne şehrinden taşınarak bir ormana yeleşen Justin, oradaki yeni evinde yaşayan hayvanlardan esinleniyor. Ancak, sözkonusu esinlenmeler sonucu yarattığı son derece güzel parçalardan edindikleri etkileşimlerle insanların kendi yorumlarını yaratmalarını tercih ediyor ve dahası, kasdi yazım hataları yaparak bunu desteklemekte.

“Hayatımız boyunca bize herşeyin nasıl yapılacağının öğretiliyor olması gerçeğine bayılıyorum... bazı sanat eserlerinin oluşumu sırasında bu gerçeğe dair ipuçları bırakmak hoşuma gidiyor; üzeri çizilerek yapılmış düzeltmeler ve benzeri şeyler gibi... sonra sadece insanların bunlara gösterdikleri tepkileri gözlemliyorum.” Biraz alternatif olmaktan korkmayan bu genç ve olağanüstü yetenekli sanatçıdan beklentilerimiz kesinlikle çok daha fazla. Anna Byrne
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Fashionation moda websitesi |
Bon Iver - For Emma, Forever Ago |
Pazartesi, 28 Nisan 2008 |

İçerik herşeydir.
'For Emma, Forever Ago', isimli albümü hazırlarken, Bon Hiver – asıl ismiyle Justin Vernon – Wisconsin’in en ücra köşesine çekilmiş ve orada üç soğuk kış ayı boyunca yalnız kalarak kayıtları tamamlamış.
O yalnızlık duygusu, herşey paramparça olurken yaşanan o sıkıcı, bunaltıcı ızdırap, hepsi, bu albümde, tellerin adeta yüreğinden yükselen akustik tınılarda ve yumuşak fısıltılarla dile gelen vokallerde ifade bulmuş.
Bon Iver ismi, anlam olarak Fransızca ‘iyi kış’ kelimeleriyle oynanarak elde edilmiş. Ve, bu, burada önemli, çünkü Vernon için çok kötü bir kış olabilecekken, burada sunduğumuz olağanüstü albüm sayesinde tamamen aksi gerçekleşmiş bulunuyor.
Ses dünyasının yelpazesinde Iron and Wine ile Jose Gonzalez arasında bir noktada konumlanmış olan 'For Emma, Forever Ago' akustik gitar ve Vernon’un insanı iyileştiren falsetto tınılarıyla dönüşümlü olarak katman katman işlenmiş dokuz olağanüstü parçadan oluşmakta.
Sevgiliniz tarafından terkedildiğinizde dinleyebileceğiniz bir albumden söz ediyoruz. Bu bağlamda, Bon Iver mutsuzluğunuzu hafifletmeyi başarıyor. İçerik herşeydir ve 'For Emma, Forever Ago' muhteşem bir eser. ‘Skinny Love’ parçasını şu adresten dinleyebilirsiniz:
myspace.com/boniver
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
|
Beğenilen bir single: Santogold - Les Artistes |
Pazar, 27 Nisan 2008 |

Santogold’un 'L.E.S. Artistes' isimli single’ı çok güzel olmuş. Single ve ona eşlik eden sadece-görüntü nitelikli videonun dönmeye başlamasıyla, adeta M.I.A.’nın terasında ard arda geçirilen birçok gecenin ilerleyen saatlerine uzanarak bir araya getirilmiş izlenimi yaşanıyor; ayrıca, bütün bunlar olurken, sanki davetli konuklardan Tegan ve Sarah içki ikramı yapmış ve öte yanda Nick Zinner 80’li yılların sonlarına doğru ortaya çıkan, adını bile bilmediğiniz tuhaf ve gürültücü grupların seslerini yansıtan stereoyu kontrol etmekteymiş gibi geliyor; ve, hemen ötede, efsanevi İngiliz beat ustası Switch, bir oradaki, bir şuradaki düğmeyi döndürerek efekt yaratmakta.Bu arada Philadelphia’lı Santogold, herşeyi arka planda bırakarak, coşkulu ve gerilimli bir yoğunluk yaratmayı başarıyor.
CSS’nin Lovefox’u da oradaydı; klibin estetik ortamına uyan yeşil sosislere göz kulak oluyordu; ama, kızcağız klip bitmeden banyo küvetinin içinde bayılıverdi. Oldukça müthiş, sizce de öyle değil mi? Bence, öyle. Dave Ruby Howe
myspace.com/santogold
|
MiShare - Müziğinizi Paylaşabilirsiniz |
Salı, 22 Nisan 2008 |
|

Burada, The Cool Hunter’da bulunan bizler her zaman yaratıcı ve yenilikçi özellikler taşıyan araç-gereçleri araştırırız; ancak, dikkatimizi çeken araç-gereç, hem estetik anlamda hoş, hem de işlevsel ve kolay kullanımlı olmalı ve gerçek hayatta gerektiğince işe yarayabilmeli. miShare böyle bir ürün.
İnsanların iPod kullanırken karşılaştıkları en önemli sorunlardan biri, eğer bir hacking uzmanı değilseniz, özellikle de bir bilgisayarı devreye sokmadan, ezgilerinizi başkaları ile paylaşmada ciddi güçlüklerle karşılaşmalarıdır. Yani, şimdiye kadar böyleydi. Arkadaşınızın iPod’undan en son çıkan albümü mü dinlemek istiyorsunuz? Her iki iPod’u miShare ünitesine bağlayarak, düğmeye basmanız yeterli, işte bu kadar. Adeta sahada futbol kartlarını karşılıklı değiştirir gibi, ancak buradaki çok daha cool.
Dosyalarınız DRM korumalı değilse (ki, bu, dijital haklarınızın yönetim ve korunması anlamına gelir, teknomeraklılar, bilgilerinize) filmlerden fotoğraflara, şarkılara kadar herşey aktarılabilmekte. Hatta tüm parçaların yer aldığı listeler bile. Hoş. Ancak, bir eksiği var – ünite şimdilik, iPhone veya iPod dokunmatikle çalışmıyor; ancak, bize söylenenlere göre, şirket bu sorunu aşmak için yeni bir ilave parça geliştirmeye çalışıyormuş.
Brooklyn’de geliştirilen ve halen $100 fiyatla dünyanın her yerine gönderilen ünite sayesinde paylaşma salgını başlayabilir. Brendan McKnight
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşın. )
|
Casey Brown Mimarl1k – James-Robertson Evi |
Cumartesi, 19 Nisan 2008 |

James-Robertson Evi, tasarım anlamında Great Mackerel Kıyısı’na uzanan dik yamaçta koya hakim bir noktada konumlanmış olup, sahiplerine sürekli yaşadıkları bir mekan sunmakta; yaşama, uyuma ve konuk ağırlama bölümleri olarak üç ayrı birim şeklinde düşünülen yapı, cam, çelik ve bakır kullanılarak inşa edilmiş.
Sydney konumlu Casey Brown Mimarlık şirketi, yapıları doğal çevrenin üzerine yerleştirme prensiplerine göre inşa ediyor ve bu evin de, koyun mavi sularının üzerinde yükseliyor olması, burada da aynı kuralın geçerli olduğunu göstermekte. Kendileri de aynı yamaçta yaşayan mimarlar, James-Robertson Evi’ni yapılandırırken doğal ile sonradan yapılan arasındaki ilgi ve dengeyi sağlamak amacıyla bölgenin iklim ve topografik koşullarını göz önüne almışlar.

Konuklar ve bölgede yaşayan çok az sayıda kişi, arabalı vapurla koyun bir ucundan diğerine geçtikten sonra, kıyıdan denize doğru uzanan rıhtımı da geçerek Great Mackerel Kıyısı’na ulaşabilmekteler. Yamaçta konumlanmış olan evler Ku-ring-gai Milli Park’ının – Sydney’in hemen kuzeyinde yer alan geniş ve korunmuş alan – kenar sınırından başlıyor – ve burada yol olmamaması, kesinlikle araba olmaması anlamına geliyor – ki bu, bütün dünya şehirlerinde yaşayanların en güzel rüyası olmalı.
Ev, yapısal anlamda, üç adet çift katlı bölümden oluşmuş olup, sözkonusu birimler kayaların arasından aşağıya doğru sanki dik yamaştan aşağı sarkıtılıyormuş gibi durmaktalar. İklime uyumlu olması düşünülerek oluşturulan tasarım, Koyun ötesine uzanan Güney Pasifik Okyanus’undan gelen meltemleri kucaklayabilecek geniş boşluklar ve boş alanlara yer vermiş. Güneş ışığı, açılır kapanır paravanlar, mekanik çalışan güneşlikler ile saçak ve panjurları rahatça aşarak içeriye süzülüyor; böylece ev, bir anlamda, kendi doğal ortamına karışmış oluyor. Mimarlar, yapısal malzeme anlamında yerel olarak sağladıkları ahşap malzeme ve taşın yanı sıra, çatı örtüsü olarak da bakır kullanmışlar.

Alt katta yer alan iki bölümde birer konuk odası ile banyo bulunmakta; bir alt kattaki merkezi mutfak ile yemek ve yaşam alanlarına ise, binanın dışından geçen taş basamaklarla ulaşılıyor. Alt katın 51 metre yukarısında konumlanan üst bölüme sadece çok dik bir ev tarzı asansörle ulaşım sağlanmakta. Çamaşır ve temizlik odası alt katta yer alırken, asıl yatak odası ve banyo, arazinin çevreyi kuşatan geniş manzarayı tamamamen alan en yüksek noktasına konumlandırılmış. Andrew J Wiener

|
|
Çok beenilen bir albüm: Jamie Lidell – Jim |
Cumartesi, 19 Nisan 2008 |

Jamie Lidell - Akıllı Dans Müziği’nin yıldızı, beyazırktansüperbirtuhafolangençadam geri döndü. 2005 yılında çıkardığı, hayret ve hayranlıktan ağzımızı açık bırakan ‘Multiply’ isimli parçası dans pistlerinden, kulaklıklardan, kafelerden hayranlarına ulaşırken, aynı zamanda, Grey’in Anatomy ve Target reklamlarında da kendine yer edinmeyi başarmış bulunuyor.
Berlin’de yaşayan Lidell, her zaman her yerde rastlayabileceğimiz biri olarak, insanı havalara uçururken, aynı zamanda düşündüren, daima coşkulu ruh halini yansıttığı ‘Jim’ isimli albümünde müthiş bir patlama yapıyor.
İlk parça ‘Another Day’ hoparlörlerden kuş seslerine benzer tınılarla yayılırken, bir yaz sabahının ümit ve sevincini de beraberinde getirmekte. Burada, onu her çalışınızda komşularınızın partiye katılmak için kapınıza dayanmalarına neden olabilecek nitelikte bir parçadan söz ediyoruz.
Arka planda dinsel ezgiler söyleyen koro ve giderek tizleşen sesler duyulurken, Lidell’in tınılarını dinlediğinizde, Michael Buble’ın sesi bu denli iyi olsaydı, ne kadar müthiş olurdu, diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Albümdeki ilk single 'Little Bit Of Feel Good' ise, ‘Jim’ kadar olağanüstü ve hoş.
|
Gün Batımını Seyreden Kulübe, Simcoe Gölü, Ontario |
Cuma, 18 Nisan 2008 |
|
 Kanada’daki Simcoe Gölü’nün kıyısında konumlanmış bulunan burada gördüğünüz prefabrik küçük evin sahibi olan çift, aslında çeyrek asırdan beri geniş bir arazi üzerine kurulu tatil ve dinlenme yerine gelmekteydiler. Ancak, geniş tatil ve dinlenme alanında yer alan büyük yapı, gece yatısına gelen konuklar ve mekanın sahiplerinin özel yaşamlarının hemen hemen tamamen yok olması anlamına geliyordu.
Dört mevsimin yaşandığı ortamın getirdiği huzur ve dinginliği yakalayabildikleri, mevcut ağaç ve yapılara dokunmadan yapılandırılmış, kendilerine ait bir “kaçış noktasına” ihtiyaç duyduklarını düşünürler. Simcoe bölgesine özgü küçük-ev tarzını yaşatan konut tipini tercih ederler.
Toronto konumlu Taylor Smyth Mimarlık tarafından geliştirilen parlak ve ödüllü çözüm, tek odalı Gün Batımını Seyreden Kulübe olarak sunulur; burası tamamen çağdaş özellikleri taşıyan gerçek bir kulübedir. Bu olağanüstü kulübe birçok mimarlık ve tasarım ödülü kazanmış bulunuyor ve sahiplerinin tüm gereksinimlerini karşılamayı başarmış.
Tek odalı, derli toplu (60 metre kare kadar) bir bütün olarak düşünülen yapıyı inşa eden mobilya ustaları, evi Toronto’daki bir araba parkında dört haftada tamamlayarak, kendi yerine 10 günde konumlandırmışlar.
Zeminden tavana yükselen üç adet dış duvar cam olup, bunların ikisi, özelliğin korunması ve iç mekanda gölge ve ışık efektlerinin yaratılması amacıyla yatay olarak konumlandırılan sedir ağacı ahşap panjurlarla örtülmüş. Sedir panjurlardan birinde yer alan büyük açıklık sayesinde, içerideki sabit yataktan gün batımı izlenebilmekte. Panjurların kalan bölümünde ise, gelişigüzel noktalarda, daha küçük açıklıklar bırakılarak, çevreyi saran doğanın çeşitli görünümlerinin iç mekana uzanabilmesi ve olağanüstü ışık desenlerinin yaratılması sağlanmış. Panjur tahtaları öyle konumlanmışlar ki, dışarıdan içerinin görünmesi mümkün değil, ama içerideyken adeta duvarsız bir mekan izlenimi yaratıyor.
 Yapının dışında kullanılan işlenmemiş sedir malzeme, zamanla gümüşi gri renge dönüşecek ve böylece kulübenin doğal çevresi içinde adeta erimesini sağlayacak. Ayrıca, mevcut büyük binadan görülebilen çatı örtüsü ise yeşil olup, buraya, bölgeye özgü yerel bitkiler dikilmiş; dahası, yapının, konumlandığı arazide öne çıkarak belirginleşmesi yerine, araziyle kaynaşması sağlanmış oluyor.
Tüm iç mekanda huş ağacı kaplama boyasız kontrplak kullanılmış olup, bina inşa edilirken yapılandırılan dolaplar da aynı şekilde oluşturulmuş bulunuyor. İç mekan zemini dışarıya devam ederek bir teras oluşturuyor ve burada kırsal ortam yaşatılarak, panjurlarla çevrili bir açık hava duş ünitesi yer alıyor.
Mekanın sahipleri burada, bugüne kadar olduğundan çok daha fazla zaman geçiriyor olmalılar. Ya sobada yaktıkları odun ateşiyle, ya da gerektiğinde elektrikli ısınma ünitelerini kullanarak, yıl boyunca kulübenin keyfini çıkarıyorlar. Büyük olasılıkla da, evlerini paylaşmak anlamında konuk ağırlamıyorlar; dolayısıyla bizler sadece görüntülerin güzelliğini seyretmekle yetiniyoruz. Tuija Seipell
|
13TH STREET. Aksiyon ve Gerilim Kanal1 – Hamburg |
Cumartesi, 19 Nisan 2008 |
|
 Sadece 13th Street isimli kanalda yayınlanan gerilim ve korku filmlerinin tanıtımını yapmak amacıyla, Hamburg’daki bir gece klübünün tuvaleti özel olarak hazırlanmış bulunuyor. Mekana girer girmez, ışıklar sönüyor ve her taraf Siyah bir ışığa bürünüyor. Ve o dakika zemin ve duvarlara kanlar içinde bir korku filmi sahnesi yansıyor:”Başkalarının seyredemediklerini siz seyredebilirsiniz. 13TH STREET. Aksiyon ve Gelirim Kanalı."
Ad Reklam Ajansı Kreatif Direktör: Bernd Krämer
|
|