Advertisement
09:48 24 07 2008
ana sayfa arrow kitap arrow 100 büyük kuruluş ve arkalarındaki büyük beyinler
100 büyük kuruluş ve arkalarındaki büyük beyinler
E-posta Cuma, 10 Şubat 2006


Image
İş dünyasındaki başarılarla igili tipik bir başarı öyküsü her zaman şöyle başlar: Mr X bir sabah banyosunu alırken aklına parlak bir fikir geldi. Bir arkadaşını arayarak düşüncesini onunla paylaştı ve ikisi birlikte çalışarak bu yeni buluşu bir garajda hayata geçirdiler. Sonra sokaklara çıkıp, Mr. X in arabasının bagajına doldurdukları icatlarını satmaya başladılar; sonra, daha farkına varmadan her ikisi de milyoner olmuştu. Bizler bu tür hikayeleri severiz çünkü onları duyunca aynı şeyi kendimiz de yapabilirmişiz gibi gelir. Herşey tamamdır da, ihtiyacımız olan tek şey sadece parlak bir fikirdir sanki.  Mucizeler olur... Nike Şirketinden Phil Knight arabasının arkasına doldurduğu koşucu ayakkabılarını satarak hayata başlamıştı. Pierre Omidyar bir internet sitesini ziyareti esnasında parlak bir fikir geliştirdi ve trilyoner oldu. James Dyson İngiltere’nin en zenginlerinden biri olmasını kendi küçük kulübesinde tasarladığı elektrik süpürgesine borçludur.

Ancak, bu hikayeler detayları atlama eğilimindeler. Örneğin, düzgün çalışabilen en son ulaştığı elektrik süpürgesi modelini bulana kadar Dyson’un tam 5,127 model üzerinde çalıştığı gibi bir detay. Veya, Fedex’i yaratan Fred Smith’in ilk yıllarda defalarca iflasın eşiğinden dönmesi gibi bir detay. Veya, Mrs. Field’ın Kurabiyeleri markasının yaratıcısı Debbi Fields’in artık o kurabiyeleri üreten şirketle hemen hemen hiç bir bağı kalmadığı gibi bir detay. Parlak bir fikir sahibi olmak meselenin en kolay yanıdır. Kitapta konu edilen ve üzerinde çalışılan yüz şirket ile ilgili olarak, asıl mesele daha sonra ne yapılacağı noktasına odaklanıyor: nasıl finanse edilecek ve ürün geliştirilecek; ne zaman ve nasıl pazarlanacak;  ve en önemlisi nasıl ısrarcı olunacak ve güç zamanlardan geçerken ihtiyaç duyulan azim ve inanç nasıl sağlanacak. Super Soaker ismini verdiği su tabancasını icat eden bilim adamı Lonie Johnson gibi; birilerinin ona inanıp, projesini uygulamaya koyarak ürünü imal edene kadar sekiz yıl süreyle nasıl kapı kapı dolaştığını anlayabilmek önemli. Kitapta birbirinden farklı birçok şirket konu ediliyor. Henüz yeni kurulanlardan tutun da, yüz yaşında olanlara kadar, hepsi. Mısır gevreğinin tasarımından uydu radyonun doğuşuna kadar geniş bir yelpaze içinde anılan şirket ve ürünler arasında MTV den Red Bull enerji içeceğine kadar değişen yelpaze içinde Walkman’dan Nike spor ayakkabılarına kadar her ürünün öyküsünü izleyebiliyoruz. Hepsinin ortak noktası ise, hepsinin birer yenilik olarak doğmuş olmaları. Bunun gerçekleşmesi için takip edilen yollar ve uygulanan yöntemler farklı olabiliyor: Yepyeni bir ürün yaratılabildiği gibi birilerinin düşüncesinden hareketle elde edilen sonuçlar geliştirilebiliyor. Veya aynı ürünü başkalarından daha ucuza satabilme yolları bulunuyor. Samuel Walton’a buradan selam ediyoruz.  
 

Kitaptaki başarı öykülerinden biri Sıvı Kağıt hakkında ve bu ürünün, nasıl, ev ortamında deneye deneye bulunan bir reçeteden yola çıkarak sonunda global bir şirkete dönüştüğünün hikayesi. Veya Marilyn Monroe’nun çıplak resmini basmayı başararak bir derginin nasıl da dünyada en çok satan dergiler listesine girdiği,  gibi hikayeler. Kitap Barbie bebeğin arkasındaki büyük beyinleri tanımamıza yardımcı olduğu gibi, Weight Watchers (Kilo Kontrolü Yapanlar) konseptinin yaratıcısı kadının öyküsünü, onun nasıl günün birinde küçük köpeğinin bile fazla kilolu olduğunu farkederek artık birşeyler yapılması gerektiğini düşünmesinin öyküsü. Veya Juicy Couture spor giysilerini tasarlayan akıllı kızların deneyimleri ve sirkleri yeniden yaratarak triyoner olan adamın hikayesi. Hepsi bu kitapta.
 

Kitapta, Pierre OmidyaraseBay gibi kendi müşteri portföyünü, grubunu yaratan şirketlerle karşılaşıyoruz ki, müşteri portföyündeki müşterilerinin toplam sayısı İngiltere’nin nüfusundan fazla. Craigslist ise dünyanın çeşitli yerlerindeki birkaç arkadaşına yolladığı e-posta haber bültenleriyle başlamış ve bugün dünyanın en büyük iletişim şirketlerinden birinin sahibi olmuş. Bu kitapta anlatılan başarı öykülerini okumanın insana hiç bir katkısı olmasa bile, insan en azından girişimci olmanın tek bir yolu veya formülü olmadığını ve tek bir başarı öyküsü olamayacağını anlıyor. Bir işin başarıya doğru yol almasını sağlayan tanımlanabilmiş bir yöntem de mevcut değil.

Her girişimci kendi şartlarını yaşamakta; kendi kişisel özellikleri ve hayatta kalma yöntemleri farklı oluyor. İçinde bulundukları şartlara göre kendi liderlik tarzlarını oluşturuyorlar ve başarmayı öğreniyorlar. Fırsat kapıyı çaldığında, kulak veriyorlar. Bütün bunların altındaki en basit gerçek şu ki, dünyada ne kadar büyük kuruluş varsa, o kadar da başarı öyküsü ve başarı yöntemi vardır. Bu kitap 100 tanesini kapsıyor. Yazarları
Emily Ross & Angus Holland olan kitabı Amazon’dan sağlayabilirsiniz.


( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )






  source 

Etiket:
 
< Önceki   Sonraki >
Advertise With Us
Advertisement