Perşembe, 05 Temmuz 2007 |

Burada, The Cool Hunter sitesinde tasarımın en özgün ve en etkileyici örneklerini sunmaktayız. Evlerden otellere, duvarlardan şarap kavlarına kadar kapsamadığımız pek bir şey kalmadı. Her zaman şu varsayımdan hareket ediyoruz: Eğer biz bir şeyi beğenmişsek, belki siz de beğenirsiniz.
Ama, bazen öyle anlar olur ki, çok emin değilizdir. Ve eğer sevmediğimiz bir şeyse, niçin onu sizlere sunuyor olalım? Antonino Cardillo ’nun tasarladığı bu yeni evi beğendik ve etkilendik. Bu yapı daha çok müzeye benzeyen o bomboş mekanları mı düşündürüyor? Veya, yanyana getirildiklerinde formların ve şekillerin nasıl birbirlerini etkilediklerini gösteren o sivri örneklerden biri mi?
İtalya’nın bir yerinde, bir yamaç üzerinde inşa ettiği bu ev ile Cardillo, doğu ve batıya doğru adeta akarak uzanan ve öylece somutlaşmış bir elips yaratmış. Aynı zamanda bir yamaca yayılarak yapışmış gri bir oluşuma benziyor. İçeri girdiğinizde sizi ortadaki salonu boydan boya geçen devasa bir kavis karşılıyor; bu konum evin diğer kısımlarını öncelikle keskin ana hatları ile algılamanıza sebep oluyor. Yumuşak hatlarla belirlenen dış görünüm ise, iç mekandaki insanın hayalgücünü zorlayan ortamı ustaca saklamakta.

Diğer odaların açılımları ortadaki geniş ve etkileyici alana bağlanıyor. Bir uçta mutfak, öbür uçta konuk odası var. Loş ve helezoni merdivenlerle üst kata ulaştığınızda tam ortaya konumlandırılmış yatak odasının yapısal olarak iç mekanın genel ortamına uyumlu ve minimal varlık izi gösterir şekilde yerleşmiş olduğunu görüyorsunuz. Herşey hayranlık uyandırıcı bir bütünlük sergilemekte. Aynı zamanda, peki, ama, insanlar nerede, diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ortam, özgün ve kendinden emin tarzıyla buranın yaşamak için değil, içinde bulunmak için varedilmiş bir mekan olduğunu söylüyor.
Fakat, böyle bir yerde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Dış duvardaki derin oyuklar dış dünyayı gelişigüzel bir armoni ile içselleştiren mekanlar olmuş. Dışarıda orman ve dağlar. İçeride geometrik biçimler almış beton bloklar. Ancak pencerelerin ne kadar akıllıca konumlandırıldığı hemen farkediliyor; öyle kritik noktalarda bulunuyorlar ki, günün değişik zamanlarına özgü farklı ışık oluşumlarının evin değişik yerlerine ulaşmasını veya yansımasını sağlıyorlar. Güneşin hüzmeleri doğrudan ana salona ulaşırken, dışarıdaki ağaçlardan kırılarak geçen ışık, yan pencerelerden içeri süzülüyor. Böylelikle dışarıdaki hava koşullarına göre içeride sürekli ve anlık değişimler gösteren ambiyans yaratılmış oluyor.
Bütün bunlar olurken, yapı kendi özduruşunu korumakta: renksiz veya hafif griye çalan bir renk. Heyecan veren bir ev; özgünlüğünden dolayı insanı kendine aşık eden, öte yandan mesafeli duruşuyla nefret duyguları yaratan bir yapı. Ya biri, ya öbürü; biz karar veremedik. Matt Hussey
( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız “cool” bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresinden ulaşin )

|