Advertisement
06:11 04 07 2009
ana sayfa arrow mimarlık
Art Gallery of Ontario
E-posta Salı, 16 Haziran 2009



Art Gallery of Ontario
(AGO) olarak anılan Ontario Sanat Galerisi binasını 70 yaşındaki Frank Gehry’nin doğup büyüdüğü şehir Toronto için yeniden elden geçiriyor olması çok uygun. Gehry çocukluk ve ilkgençliğinde AGO’ya sık sık giderdi ve bu ziyaretlerin sanatçının kendisi ve gelecekteki kariyeri üzerinde yarattığı etkiler önemlidir. Gehry yaşamının büyük bir bölümünü ABD’de geçirmiştir, ancak AGO’nun yeniden yapılanması, herşey için çok geç olmadan, Toronto’nun sanatçının üstün yeteneğinden yararlanmasına imkan tanımış.


Kariyerini oluştururken Gehry’nin esinlendiği kaynakların başında İskandinavya modernizminin babası kabul edilen Finlandiyalı mimar Alvar Aalto (1898-1976) gelir. Aalto’nun yumuşak eğimli açık renk ahşaba olan tutkusu ile sanatçının net ve hafif mimari çizgileri, yeniden yapılandırılan AGO’da hissedilebiliyor. Ana giriş salonunda yer alan kontrplak kaplı merdivenleri tasarlarken Gehry’nin Aalto’yu anımsayıp anımsamadığını bilemeyiz ama, mekanın bütününe hakim olan duygu kesinlikle Aalto tarzı. Her iki mimarın işlerini beğenenler için yeniden yaratılan AGO tek kelimeyle olağanüstü olmuş. Tuija Seipell


Etiket:
 
Yazlık kabinler
E-posta Salı, 26 Mayıs 2009



Stockholm konumlu Sommarnöjen (Yaz Keyfi – veya Eğlencesi anlamına geliyor) yeni tasarımları olağanüstü güzellikteki 15 metrekarelik evleri sunmuş bulunuyor. Sommarnöjen evlerini İsveç’in üst düzey mimarlık ofislerinden Kjellander + Sjöberg Arkitektkontor, Sandellsandberg Arkitekter  and Tham & Videgård Hansson Arkitekter tasarlamış.
 


Sommarnöjen
 evleri konumlarına hazır olarak teslim ediyor. Bazıları tüm yıl boyunca kullanıma uygun. Mini evler daha büyük bir konuta ek olarak da rahatlıkla kullanılabilmekte – konuk evleri, stüdyolar, çalışma yerleri, ayrı yatak odaları ve tabi sauna olarak. İskandinav kökenli olanlar için bu kulübeler ev sayılıyor. İskandinavya’nın küçük adalarını, kayalık kıyılarını ve göl kenarlarını süsleyen binlerce minik kulübenin arasına katılmak için son derece elverişli görünüyorlar; Temmuz ayında tatil yapan ve Nisan’dan Eylül’e (veya daha da sonrasına) kadar, hava şartları ne olursa olsun, her hafta sonunu kulübesinde geçiren bu toplumla uyum içindeler. Sommaren har kommit! Tuija Seipell




Etiket:
 
Mineral House-Tokyo
E-posta Pazartesi, 04 Mayıs 2009



Tokyo’nun merkezindeki Nakano mahallesinde yer alan Reflection of Mineral binası 45 metre kare üzerine kurulmuş. Mimar Yasuhiro Yamashita tasarımı Reflection of Mineral, mimarlık ve tasarımın medya dünyasında geniş yankılar yapmış ve birçok uluslararası ödül kazanmış.


Bakış açısına göre ev, hemen yola çıkmaya hazırlanan, yüklenmiş bir kamp aracını andırıyor. Veya bir devin çaresizce, küp biçimindeki bir kutuyu bir eve dönüştürme çabalarını... Sanki dev, evi için seçtiği arsanın çok küçük olması ve biçiminin aykırılığı nedeniyle, yapıyı adeta zorlayarak alana sığdırmaya çalışmış. Bu olağanüstü güzellikteki konutu sevimli kılan en önemli özelliği de aykırılığı zaten... Ev, aynı zamanda modern Japon minimalizminin de çok hoş bir ifadesi; Tokyo şehir merkezindeki yer sıkışıklığı düşünülürse, boş alanların akıllıca kullanılması gerekliliğine de parlak bir örnek sunmuş oluyor.
   
 


Ayrıca iç mekanlar da çok güzel tanımlanmış – banyo küvetinin hatları, çöp kutularının kavisleri, kullanım amaçlı rafların dalgalanarak uzanması – binanın kendi hatlarıyla uyum sağlamış. Böylece iç mekan, olduğundan daha büyük göründüğü gibi, dışarıdan gözüktüğü kadar bir kutuya da benzemiyor.


Yasuhiro Ymashita 1960 yılında Kagoshima’da doğmuş. Tokyo konumlu
Atelier Tekuto’yu  1991’de kurmuş. Tuija Seipell


Etiket:
 
Panama House, Sao Paulo, Brezilya
E-posta Salı, 21 Nisan 2009



Marcio Kogan?İn Panama House isimli konutu bir sanat eseri olarak tasarlanmİß. S‹o Paulo, Brezilya konumlu evin, alak, aİk ve uzun yapİsal zerafetiyle tanİmlanan gŸlŸ ama gšsterißsiz anlatİmİ onu Kogan mimarisine šzgŸ bir yapİ olarak belirliyor.



Son yİllarda, Brezilya doÛumlu, šdŸllŸ mimarİn stŸdyosu, Studio MK27 bir dizi alak, kutuya benzer ißler İkarmİßtİ ? hepsi de sšzde samimiyet ve sİcaklİk saÛlamak amacİyla tİkİß tİkİß bir yapİsallİkla sarmalanmak yerine, gerekten gšsterißsiz bir itenlik taßİmaktaydİ..


Panama House binasİnda sİcak kšßeler, yumußak donanİmlar, evcil dokunußlar yok. Ama, bu sanat galerisine benzeyen evde šyle bir rahatlİk ve yaßamsallİk duygusu var ki, insanda hemen yarİn buraya taßİnma isteÛi uyandİrİyor.


† katlİ evin tŸm katlarİnda ? yatak odalarİ, alİßma odasİ, baheler ve teras dahil - sahibinin oÛunluÛu modern Brezilya sanatİndan šrnekler taßİyan zengin sanat ve heykel koleksiyonu sergilenmekte.


Ü ve dİß mekanlara geiß veren kesintisiz baÛlantİ ortamİ tŸm alanİn adeta sİnİrsİz, ßeffaf, duvarlar yokmuß gibi gšrŸnmesini saÛlİyor; halbuki yapİ esas olarak, C biimli beton dilimlerle bir duvarİn iine yerleßtirilen ahßap bir kutu olarak dŸßŸnŸlmŸß.


Her odanİn šnŸndeki gŸneßlikleri olußturan, dikey, sŸrgŸlŸ ahßap panjurlar ortama hakim olan aİklİk duygusunu vurgulayan šnemli unsurlar olarak beliriyor. GŸneßlikler aynİ zamanda rahatlİk ve šzelliÛin korunmasİnİ da saÛladİÛİ gibi, sanat eserlerinin gŸneß İßİÛİnİ doÛrudan almasİnİ da engellemekte.


Daha da gŸzeli, yapİnİn tŸmŸnde var olan izgisel biimler - pencereler, zemindeki dšßeme tahtalarİ, uzun sedirler Ÿzerinde sİralİ minder dizileri, dİßarİdaki taß unsurlar ? usul usul İßİk oyunlarİ gerekleßtirerek adeta tŸm yapİya uzunlamasİna yayİlan ifadeyi devam ettiriyor.


S‹o Paulo doÛumlu mimar Marcio Kogan, 1976?da Mackenzie †niversitesi?nden mezun olmuß ve 30 yaßİna kadar film yapmİß. Sanatİnİn drama yaratmadaki ŸstŸn yeteneÛi, set kurma anlayİßİ ve bakİßlarİ yšnlendirme yetisi, kesinlikle, šdŸllŸ Panama House binasİnda belirleyici rol oynamİß. Tuija Seipell




Etiket:
 
Emlak satanlar/ emlak işiyle uğraşanlar için bir duyuru
E-posta Perşembe, 16 Nisan 2009


Gelecek ay TCH’ın emlak portalını açmaya hazırlanıyoruz – The Cool Hunter Living sitesinde über lüks emlaklar yer alacak olup, satanların pazarın seçici, ulaşılması güç, yüksek gelir düzeyindeki  mimarlık ve tasarım meraklıları ile buluşması gerçekleşecek.

Bu ulaşılması güç pazara erişim imkanını ilk kez The Cool Hunter Living sunmakta. Site aynı zamanda satanlara eşi bulunmaz bir imkan daha sunarak, emlaklarının dünyanın en iyi ve en lüks emlakları arasında konumlanmasını da sağlayacak; bu, tasarım üzerine artık dünya çapında bir otorite olan The Cool Hunter’ın çok itibarlı ve güvenilir sesi sayesinde gerçekleşecek.


The Cool Hunter Living, teknolojiye değer veren emlakçı ve satıcılara yepyeni bir yol açarak, emlaklarını “tasarım” nitelikli online ortamda pazarlama imkanı sunuyor; orta halli kesime yönelik ve mekan tasarımı anlamında estetik unsurlara az önem veren diğer ‘emlak’ sitelerinden ayrılıyor.

TCH Living emlakları sunarken dünyanın en büyük mimarlık ve tasarım ortamlarının on-line olarak benzeri görülmemiş tasarım özellikleriyle donanımlı bilgi bültenleri çerçevesinde faaliyet gösterecek. Fiyatlar ve daha fazla bilgi için Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresine başvurunuz.


Ayrıca kiralık ve ticari emlak da işlerimiz arasında yer alacağından, bir daha yeni bir şehirde işyeri ve konut ararken, sizi içinde yaşayacağınız heyecan verici tasarımlara ulaştıracak olan TCH Living’den başkasına yönelmenize gerek kalmayacak.


Etiket:
 
Truva Evi – Melbourne
E-posta Çarşamba, 25 Mart 2009





Kral Edward dönemi tarzındaki bu ev, sokaktan bakıldığında iddiasız ve ikinci kez bakılmayı haketmezmiş gibi duruyor. Ancak arka cepheden bakınca, geniş bir yaşama alanının üzerine çıkmalarla yapılandırılan üç çocuk odasıyla Jackson Clements Burrows tasarımı Truva Evi’nin hiç de sıradan bir ev olmadığını görüyoruz.


Tüm ekler, olması gereken açıklıkları da saklayacak şekilde, kesintisiz ahşap bir yüzeyle sarmalanmış. Cephe yüzeyinin devamı gibi yapılandırılan panjurların örttüğü pencereler iç mekana dair hiçbir ipucu vermiyor.


İç mekana gelirsek, içerisi de dışı kadar olağanüstü. Odalar karşılıklı hava akımına imkan verecek şekilde konumlandığından, termal baca ve hava akımına geçiş veren koridor sayesinde sıcak aylarda pasif serinleme sağlanıyor. Ayrıca, bir yağmur siperliği sıcak yaz güneşine karşı gölgelik oluştururken, aynı zamanda kışın sıcak havanın içeride kalması için gerekli yalıtım ortamını gerçekleştirmekte. Andrew J Wiener


 




 


Etiket:
 
Casa no Gerês
E-posta Pazartesi, 23 Mart 2009



Porto konumlu Correia/Ragazzi Aquitectos şirketi tarafndan tasarlanan Casa no Gerês isimli ev hakettiği uluslararası ödüllere ve üne kavuşmuş bulunuyor, ancak onu bir kez de bizler konu etmekten kendimizi alamıyoruz. Bu proje Graça Correia ve yeni İtalyan ortağı Roberto Ragazzi’nin birlikte yaptıkları ilk proje. Hiç bir şeyi saklamayan cesur bir mimari ifade...



Bu öyle bir ev ki, belli perspektiflerden bakıldığında onu hemen beğeniyorsunuz; diğer açılardan bakıldığında ise çevresiyle oldukça uyumsuz gibi duruyor. Bazı açılardan bakıldığında ise, ev adeta bir kaza sonucu oluşmuş izlenimi veriyor; sanki konteyner ve inşaat malzemesi nakliyesi sırasında oluşan bir aksilik sonucunda oluşmuş gibi görünüyor. Binanın bir bölümü, üzerinde konumlandığı tepeye gömülürken, diğer bölümü nehre doğru uzanmakta. Her an o tepeden kopacakmış da, asıl yeri olan nehrin içine yerleşecekmiş gibi geliyor.



Evin sahipleri Micé and Eduardo Pinto Ferreira, on yıldan fazla bir süreden beri Correia’nın müşterisi olduklarından, Cávado nehrinin kıyısındaki 5,000 metre karelik alanda kendi rüya evlerini yaratması için sanatçıya istediğini yapma hakkı vermişler – tek şartları, hiç bir ağacın kesilmemesi ve 60 metre karelik evin (inşaat izni verilen maksimum alan) betondan yapılması olmuş. Evin Kuzey Portekiz’in İspanya sınırı boyunca uzanan Peneda-Gerês Ulusal parkının içinde yer alıyor olması, çevrenin hassasiyeti nedeniyle kurallara kesinlikle uyulmasını gerekli kılmış..



Ama, iç mekandan dışarıya bakıldığında, evin olağanüstü güzelliği gözler önüne seriliyor. Yapının sadeliği, manzaranın genişliği ve malzemenin sakin birlikteliği ile sağlanan denge ortamı aynı sadelikteki çevreyle örtüşüyor. Aslında güzel olmadığı durumlarda bile doğa güzel olmayı bilir, ve bu ev de bu sırrı çözmüş.
 



Geceleyin aydınlatılmış olan evi seyrettiğinizde yapının sıcaklığı ve gerçek boyutları daha net algılanıyor. Adeta başka bir planetten gelmiş gibi görünebilir, ama artık yerine yerleşmiş görünüyor. Tuija Seipell


Etiket:
 
YTL Rezidans, Kuala Lumpur
E-posta Çarşamba, 04 Mart 2009
 

Paris konumlu Ajans Jouin Manku  ilk büyük ölçekli entegre mimarlık ve iç mekan tasarım işini 2003 yılında aldı; Kuala Lumpur, Malezya’daki YTL TasarımGrubu, kendilerini Malezyanın güçlü ailelerinden birinin rezidansını tasarlamak üzere davet etmişti.
  
 


2008 Yılının sonlarına doğru tamamlanan rezidans, Kuala Lumpur’un silüetini oluşturan yatırımları gerçekleştiren güçlü ve etkin ailenin zevkli, etkileyici ve endüstriyel anlamda olanaklarını bütünlediği bir ifadeye dönüştü.



Ailenin üç kuşağının yaşadığı 3,000 metre karelik rezidans, içinde hem özel hem de sosyal etkinliklerin gerçekleşmesini sağlayacak şekilde tasarlanmış.


Binada, dokuz yatak odası, aileye yönelik kullanım için bir mutfak ve özel yemek alanıyla, aileye ayrılmış bir kitaplık, oyun odası, çalışma odası, konuk ağırlama alanı, resmi yemekler için ayrılmış yemek salonu, bir balo salonu, ibadet odası, 21 adet banyo, bir yüzme havuzu, iki konuk süiti ile özel kullanım için kapalı garaj ve konuk garajı yer alıyor.


Konut mimarlığında, konut sahiplerinin kullanım alanlarıyla ilgili istekleri gözönüne alınarak hazırlanan ön plan çalışmaları kutulara benzer bir takım sevimsiz ünitelerin birbiri üzerine yığılmasıyla oluşturulur. Bina tamamlandığında ise “kutu yığınları” sendromunun izleri varlığını sürdürmeye devam eder; burası ise Jetsons değil ve burada ne EPCOT’u, Tomorrowland’ı ne de 1954 New York Dünya Fuarı’nı görüyoruz.


Kuala Lumpur’un zengin bitki ortamı içinde kurulu yerleşim bölgesindeyiz ve yapının kutu düşüncesini çağrıştıran görünümüne rağmen, zarif yuvarlak hatlar, keskinlikleri ve binanın dikkati çeken detaylarını yumuşatarak yapının konumlandığı çevreye uyumla yerleşmesini sağlamış.


Aynı yuvarlak hatlı zerafet içeride devam ederek, bir deniz minaresinin içinin yukarıdan bakıldığı zamanki görünümünü anımsatan görkemli merdivenlerde ifade bulurken, sözkonusu merdivenler balo salonunun 13,000 adet özel tasarım mat porselenden dökülmüş, bisküiye benzer yapraktan oluşan avizesinin etrafını dolanıyor.
 


Hem iç, hem de dış mekanlarda yer alan duvarların özel hayatın korunmasını sağlamak gibi işlevsel bir amacı var, dolayısıyla duvarlar, alanlarıı çevreleyerek zarifçe kapanıyor. İç mekanlarda insanı adeta sarmalayan duyumsama kişiyi içeri davet ederek yumuşak ve geniş açılı manzaralar sunuyor.


Üç katmandan oluşan konsept şöyle: giriş katı sosyal etkinliklere ayrılmış, dairesel bölüm konuklar için ve özel konut ise ailenin.


Görkemli rezidansın iç mekanı da yüksek duvarlar, büyük pencereler ve bol ışıkla olağanüstü güzellikler sunuyor. Renk olarak beyaza ve doğal ahşap malzemeye ağırlık verilmiş, ancak bu unsurlar geniş ve büyük, ve çoğu yerinden çıkarılabilen pencerelerden görülen manzaranın dikkat merkezi olarak kalmasına izin vermekte.


Rezidans, aynı zamanda, iç ve dış mekanlar, özel ve sosyal alanlar, geleneksel ile ultra modern, insan eliyle yapılan ile doğal olan arasındaki karşıtlıklar üzerine kurulu olağanüstü bir çalışma olarak da dikkatleri çekiyor.


Kuala Lumpur, Malezya konumlu YTL Design Group isimli tasarım şirketi birçok önemli işte imzası bulunuyor. Ajans Jouin Manu tasarım ekibi ise Patrick Jouin, Sanjit Manku, Yann Brossier (mimar), Richard Perron’dan oluşuyor (tasarım sanatçısı). Lugano, İsviçre konumlu Officina del Paesaggio şirketi peysaj tasarımının sorumluluğunu üstlenirken L’Observatoire, New York, ABD ışıklandırma. Tuija Seipell işerini yapmış





Etiket:
 
Posta kutusu ev, Melbourne
E-posta Pazar, 25 Ocak 2009




Melbourne’un hemen güneyindeki Mornington Burnunda, Avustralya kıyılarına özgü tipik sahil evlerinin bulunduğu muhitte sanki ahşap bir tekne kıyıya vurmuş gibi görünüyor. Cadde tarafından bakıldığında, evin düzgün olmayan şekli içinin neler sakladığına dair hiçbir ipucu vermiyor.



Daha yakından baktığımızda, ön cephenin sadece bir posta kutusundan ibaret olduğunu görüyoruz. McBride Charles Ryan şirketinin tasarım ekibine göre bir sahil beldesinde konumlu bir tatil evinin ön kapısı hemen açılmaya hazır olmalı. Hafta sonunu geçirmek için gelebilirsiniz – bir Pazar öğleden sonrası arkadaşlarınız bir içki için uğrayabilirler.

   Mimarlar,
Blairgowrie kasabası tarzı ev boyutlarına bağlı kalmış – yapı, kesinlikle içinde yer aldığı çevrede göze batacak şekilde inşa edilmemiş. Aksine, mütevazi anlamda düzgün olmayan şekli denize bakan dört yatak odalı, son derece etkileyici bir verandaya açılmakta. Evin boyunca uzanan eskitilmiş ahşap zemin döşemeden yukarıya doğru uzanan siyah ve beyaz renkler belirgin olarak dikkatleri çekiyor.

  

İçeride en dikkat çekici unsur olarak hemen farkedilen kırmızı renkli destek elemanı iç ve dış mekanları birbirinden ayırıyor. Mimarlara göre, burada destek görevi yapan raflar sahille ilgili anılara ayrılmış – bu evde ailenizle birlikte hayat devam ederken hergün gördüğünüz nesneler bu raflarda yer alacak. Andrew J Wiener




  

Etiket:
 
Tyhume Valley Tiyatrosu , Güney Afrika
E-posta Cuma, 23 Ocak 2009



Güney Afrika’nın Doğu ucunda Nelson Mandela’nın doğduğu ve halen yakınlarında yaşadığı Qunu köyü civarında yeni bir kültürel proje yaşam kazanıyor. Tam da bir milletin nefret ve ayrımcılık örtüsü altından çıkarılmasında öncülük eden güçlü ve kararlı insanların yaşadığı bölgede Ryder Architecture  isimli mimarlık şirketi, Dodgy Cluth tiyatrosu, lider konumlu yerel politikacılar ve Tyhume Vadisi sakinleri birlikte çalışarak yeni bir yerel tiyatronun inşasını planlamışlar.  

Tiyatro projesi yerel bir kültür rönesansının başlaması isteğinden doğmuş. Çoğu taşra bölgesinde olduğu gibi, iş olanaklarının azalması ve kentlerdeki yaşam standartlarının daha yüksek olması nedeniyle Tyhume Vadisi’nin nüfusu giderek azalmakta. Orada yaşayanlar bu projenin insanları etkileyerek vadide kalmalarını destekleyeceğini ve bir tiyatronun sağlayacağı olumlu kültürel ve sosyal katkılardan yararlanacaklarını düşünüyor.
 



Tiyatronun inşası “iki yönlü olarak karşılıklı işleyen gerçek bir alışveriş. Bölgeye özgü inşaat teknik ve malzemelerini öğrenen ekip, yerel halkla birlikte çalışarak gelecek yıllarda da ayakta kalacak olan yaşamsal bir imkandan bölgenin yararlanmasını sağlamakta,” diyor Ryder Mimarlık’tan Peter Buchan. “Bunun gibi kültür amaçlı yeniden doğuş projeleri çoğalırsa, benzeri yapıların sayısında büyük bir artış yaşanabilir ve bu proje bütün Güney Afrika’daki benzer yerleşimlerde neler yapılabileceğini gösteren bir örnek olma potansiyelini taşıyor.” Andrew J Wiener



Etiket:
 
Lac Superieur Rezidans, Mont-Tremblant, Kanada
E-posta Pazartesi, 19 Ocak 2009



Günümüzde rezidans olarak inşa edilen kutu ve konteynır benzeri yapıların yaygın olarak beğenilmesi ve ilgi çekmesi giderek sıkıcı yapılar inşa edilmesini başlatmış bulunuyor. Ancak, sadelik, netlik ve açıklık gibi nitelikler her zaman için geçerli olmaya devam etmekte.
 



Burada gördüğünüz de üst üste dizilmiş kutular gibi duran bir bina olmasına rağmen, Quebec, Kanada’daki Laurentian dağları konumlu tatil rezidansı dramatik bir duruş sergileyerek, eğimli tepenin ağaçları arasında adeta tutunmuş gibi durup hayranlığımızı kazanıyor.



Daha çok popüler kayak tatili ve dinlenme bölgesine özgü, bildiğimiz ski villalarına alışkın olan yerli halk bu binaya, hayal gücüne hiç bir şans tanımayan bir ifadeyle, küp, diyor. Montreal konumlu mimarlık firması
Saucier + Perrotte  2004 yılında bu projeyle Canadian Architect isimli derginin Mükemmelliyet Ödülünü kazandığı zaman, dergi projeye Lac Superieur’daki Lac Superieur Rezidans, Mont-Tremblant adını vermişti.



Ona ne derlerse desinler, zarif hatları, malzemelerin şık kullanımı ve dikkat dağıtıcı gereksiz unsurların bulunmaması özelikleriyle yapı insanı kendine hayran bırakıyor.



Beklendiği üzere binanın asıl çarpıcı özellikleri mekanın içnde yer alıyor. Zeminden tavana yükselen pencereleden görünen manzaralar ihtiyacınız olan tüm görsel doyumu sunmakta ve aynı zamanda iç mekanda yer alan tüm unsurlarda da aynı yaklaşım korunmuş.



Kutumsu-küpsü tema iç mekanda da devam etmekte; aynen renk düzeni ve dikkat dağıtıcı unsurların olmayışı gibi... Rezidans fonksiyonel anlamda üç alana bölünmüş – yatak odaları en üst katta yer alırken, orta kat ve giriş katı günlük yaşam alanı ve en alt kat ise oyun alanı olarak düşünülmüş.

 

Yapı ilk bakışta şık bir konteynır yığınının dağınık bir köşesi gibi görünüyor olsa da, dağlara özgü en belirgin özellik ve ilgi odağı olan yalnız ve sessiz zerafeti dört mevsimde de sunuyor.



Bölgede yürürlükte olan tatil ve dinlenme mekanları gelişim kuralları çerçevesinde tanımlanan kütük ev kriterlerine uymakla birlikte yapı, ne iyi ki, Trol dağları tarzı minik bir kaleye benzemiyor. Tuija Seipell






Etiket:
 
Casa Monte na Comporta, Portekiz
E-posta Perşembe, 15 Ocak 2009




Grândola, Portekiz’deki Casa Monte na Comporta içinde konumlandığı çevrede sanki eskiden beri hep varmış gibi duruyor, aynı zamanda taptaze, cool, yeni ve gözalıcı olmayı da başarmakta.
 Evin inişli çıkışlı şekli, etrafında yeralan hafif yükseltileri ve tepecikleri çağrıştırıyor ve keskin açılı yüzeyler ise binayı çevreleyen ağaçların yuvarlak görünümleriyle olağanüstü güzelikte bir zıtlık yaratıyor.



Adeta sığınak benzeri bir izlenim yaratmakta, ama aslında bombalı hücumlar için inşa edilmiş bir  sığınağa da benzemiyor, çünkü yapının dış cephesi farklı malzemeler kullanılarak küçük ünitelere bölünmüş. Buradaki bütün renkler gökyüzü, ağaçlar ve havuzdaki sudan ibaret... Sağlam malzeme dokusu içeride ve dışarıda, heryerde hissediliyor. Işık ve gölge ise başrolde... Konutun tümü organik bir dinginlik sunuyor.   



Öyle görünmesine rağmen bu ev mevcut yükseltilerin içine inşa edilmemiş. Hatta, tam aksi olmuş. Lizbon konumlu
Pereira Miguel  şirketinden Luis Pereira Miguel ve çalışma arkadaşları evi yükseltilerin altına konumlandırabilmek için onları kendileri yapmış.



 
Pereira Miguel  birçok alanda faaliyet gösteren bir şirket – mimarlık ve iç mekan çalışmaları, ticari işler, rezidanslar – hem Portekiz’de, hem de dünyanın birçok yerindeki şirketlerle birlikte çalışıyor. Şirketin gerçekleştirdiği birçok projede doğa ile ev, çevre ile bina arasında durmaksızın süren iletişim teması öne çıkıyor, ancak hiç biri burada konu ettiğimiz Yükseltilerdeki Ev kadar belirgin değil...



Mimarlar, çöllerin rüzgar nedeniyle yer değiştirebilen hilal şeklideki kum tepelerine benzeyen yükseltiler yaratarak evi bir yolun altına saklamış. Bu görünüm zamanla kuma benzeyecek; ev ve rüzgar burada sonsuz zamanlardan beri birlikteler. Yüz yıl sonra bir takım kötü işler çeviren birilerinin gizli saklanma yeri veya iyi kalpli birlerinin yaşam noktasıymış gibi duracak.
Ev, daha şimdiden eski bir mağarayı çağıştıran muhteşem belirtiler sergilemekte ve bu nitelik yıllar boyu esen rüzgar ve hava koşulları sayesinde giderek daha da belirginleşecek.



Evin izdüşümünü gökyüzünden görme imkanınız olsaydı (böyle birşey mümkün değil, çünkü kısmen kumların altında bulunuyor) binanın belli belirsiz dört “kolu” olduğunu farkederdiniz; okunması tuhaf olan X harfine benzeyen bu kolların her biri evin farklı fonksiyon alanlarını tanımlamakta. 




Her bölümün manzarası ve ortamı diğerlerinden farklı. Doğa koşullarının sürekli devinimi sonucu manzara yıldan yıla, mevsimden mevsime değişerek huzur ve uyum sunmayı sürdürecek.



2008 Yılının sonlarına doğru tamamlanan Casa Monte na Comporta in Grândola’nın dikkatleri çekiyor olması hiç de şaşırtıcı değil. Bu ay Portekiz televizyonunda konu edileceği gibi, büyük bir olasılıkla önümüzdeki aylarda birçok tasarım ve mimarlık dergisinde de yer alacak. Birinin (ben değil) bu evde yaşama şansı olmasına dayanmak çok güç. Tuija Seipel





Etiket:
 
Merus Şarapevi, Napa Vadisi
E-posta Pazartesi, 24 Kasım 2008



Şaraba bayılırız, özellikle de burada gördüğünüz gibi çevreyle uyumlu bir ortamda içilebiliyorsa... 
Merus’a hoşgeldiniz, burası “tasarımcı elinden çıkmış” başka benzeri olmayan bir şarapevi... Kaliforniya’nın Napa Vadisi’nde yer alan Merus, bildiğimiz, satışların mahzenden alınıp tüketicinin yerine gönderilerek yapıldığı bir mekan olmaktan çok, Michelin yıldızlı bir restorana benziyor. Geçmişe bir selam niteliğinde açıkta bırakılan ahşap kirişler dışında, iç mekan tasarım stratejisi Kaliforniya’nın sıcağını hafifçe hissettiren tamamen modern bir ortam olarak düşünülmüş. 

Şarapevini Amsterdam konumlu Uxus Design isimli mimarlık ve tasarım şirketi yaratmış. Halen birçok ses getirecek proje üzerinde çalışmakta olan Uxus, Hollanda’nın en üst düzey tasarım stüdyolarından biri olarak tanımlanmakta – ayrıca ofisleri de bu tanıma uyuyor – bütün bunları geçen hafta Amsterdam’a yaptığımız seyahatimizde yerinde gördük.



Bu yıl Uxus için dopdolu geçti; aralarında, dünyanın her yerindeki hava limanlarında açılacak olan yeni Heineken ‘konsept’ barlarını ve Amsterdam konumlu, Avrupa’nın en cool McDonald oyun alanını da sayabileceğimiz başka büyük perakende satış noktalarındaki tasarım projelerini hayata geçirdiler. Daha önce dikkatimizi çekmiş olan
Buccella Şarapları’nın  şişe tasarımı da onların eseri. Bill Tikos





Etiket:
 
EV - En iyinin en iyisi
E-posta Cuma, 31 Ekim 2008

 




Mimarlar – projelerinizi bekliyoruz

  



 

Etiket:
 
Dupli Casa geçmişini hatırlıyor
E-posta Salı, 14 Ekim 2008

GüneyBatı Almanya’da uzun bir geçmişi olan Marbach isimli kasabanın yakınlarındakiNectar nehri kıyısında özel konut olarak yer alan Dupli Casa, yapısalbağlantılar ve mimari akıcılık anlamında muhteşem bir örnek olarak dikkatleriçekiyor. İç mekan ile dışarıyı, üst katlarla alt katları, hava boşluğu ilezemini – ve de çok akıllıca bir şekilde – geçmişle bugünü ve hatta geleceğibirbirine bağlıyor. 

Üçkatlı betonarme villa dış görünümüyle fiberglas malzemeden yapılmaya çalışılantuhaf bir tür deniz motorunu akla getiriyor ama, aynı zamanda olağanüstüetkileyici ve heyecan verici olmayı da başarıyor. Bazı açılardan bakıldığındaise, yapı sanki baş aşağı konumlanmış gibi gözüküyor – dış cephenin alt kenarıçimlere doğru yayıldığından, sanki bina öbür türlü konumlanmış olsaydı, bubölüm, çatısının saçak bölümü oluşturacakmış gibi duruyor. Onu oraya rüzgargetirmiş olabilir; Yıldız Savaşları filminde yer alan aygıtlardan biri araziüzerinde sabitlenmiş olabilir; uzay ötesine hareket etmek üzere hazırlanmış daolabilir...

Açıkhavada yer alan yüzme havuzuyla birlikte binayı çevreleyen beyaz yüzey, evinbire bir yansıması gibi durmakta; sanki ev yüzüstu yere düşmüş de, yerdenkaldırıldığında, tam düştüğü noktada bir yüzme havuzu oluşurken, binanınkendisinde de kocaman bir pencere boşluğu açılmış izlenimi veriyor.

Özelliklezemin kattaki, geniş ve büyük açıklıklar içeriden olağanüstü manzarayı sunarkenuçma, havada varoluş ve adeta ağırlığın tümden yitirildiği hafiflikduyumsamaları yaratıyor. Herşey sıvılaşmış, sessiz ve sakin akmakta.

Bütünbunlar evin tümünde ifade bulan esinlenmeyle bütünlük sağlıyor. Yeni konut,daha önce aynı yerde bulunan ana konut ile ona bağlı birçok yan üniteyikapsamayı amaçlamış. Burada hakim olan düşünce “aile arkeolojisini” yeni binadadevam ettirmek olmuş. 1984 yılında ilk varolduğu günleri hatırlayan ve aynızamanda cesaretle geleceğe yönelmeyi başaran bir ev...     

DupliCasa Jürgen Mayer H. Eseri olup, kendisi Berlin konumlu J. Mayer H. Architekten isimli disiplinler arasıçalışmalar yapan mimarlık stüdyosunun kurucusu ve yöneticisi. GeorgSchmidthals, Thorsten Blatter ve Simon Takasak’ın yanı sıra Uli Wiesler’ın Stuttgart konumlu mimarlıkstüdyosu ise ekibin diğer üyelerini oluşturmakta. Tuija Seipell



Etiket:
 
Yarının Rıhtımları
E-posta Salı, 14 Ekim 2008


Rıhtımlar okyanus kenarında konumlanmış birçok metropolün zamanın yıpratıcı etkisinin dışında kalan önemli noktalarıdır çünkü onlar uygarlığın tam kenarında cenneti sunarlar. 1900’lü yılların başında dünyanın her yerindeki deniz kenarı konumlu şehirlerde Coney Island’ın küçültülmüş ölçekteki benzerlerini anımsatan limanlar inşa edildi. Buralar her yaştaki insan için sanatlarını icra edebilecekleri bir çekim alanı haline geldi; kızartma ağırlıklı mutfaklardan yükselen kokular kadar, buralardan geçen arabaların sesleri ve hemen kıyıdan itibaren uzanan okyanus yeterince parlak ve çekici bir ortam sunmaktaydı. Ne yazık ki, modern temalı parkların gelişimi rıhtımları geçmişin anılarını barındıran ve nostaljiyle yadedilen yerler haline getirdi.



Herşeye rağmen, o mütevazi rıhtımlar artık bütün dünyada yeniden yapılandırılıyor; hem de akla hayale gelmeyecek yaratıcılıkla... The Cool Hunter’ın bunların en iyilerinden haberdar olabilmesi için okuyucularımızdan rica ediyoruz, bildikleri böyle rıhtım yenileme çalışmaları varsa bize bildirsinler. Harold C 






Etiket:
 
Bubbletecture H Japonya
E-posta Çarşamba, 17 Eylül 2008
 

Shuhei Endo’nun çelik, ahşap ve camdan yapılmış binası, Bubbletecture H, Japonya kırlarının içinden adeta balon gibi şişerek belirginleşiyor. Osaka ile Hiroşima arasındaki vadide yer alan ziyaretçi merkezi, içinde bir gösterim/ konferans salonu, kitapevi/ galeri ve bir seminer odası bulunacak şekilde, üç bölüm olarak planlanmış.

Kariyeri boyunca Endo’nun benimsediği tasarım estetiği çerçevesinde, çelikle yapılan sayısız deney ve bu materyalle gerçekleştirilebilen neredeyse sonsuz sayıdaki seçeneğin sunduğu olanaklar, burada yapılandırılan ortamda kullanılmış. Sanatçı sürekli olarak bir yandan mimarlığın çeşitlilik sunabileceğini ispatlamak için çalışırken, aynı zamanda geometri kurallarına da bağlı kalmayı da sürdürüyor ve Bubbletecture H binası da kesinlikle bu uygulamaya istisna teşkil etmemekte... 
  
 



Kuşkusuz, Endo’nun tasarladığı herşeyi doğaya konumlama konusunda olağanüstü bir yeteneği var. Ziyaretçi merkezi, uzaktan bakıldığında yapısal anlamda geometrik bir düzen içinde konumlanmış balonlardan oluşuyor. Ama, yaklaştığınızda görüyorsunuz ki, yüzey, işlenerek fasat verilmiş bir pırlantanın tıpatıp aynısını yansıtmakta. Minimal ölçüde uygulanan bir tür cila işlemi sayesinde binanın içinde konumlandığı vadide pırıl pırıl parlaması önlenmiş. Aksine, Endo yapının daha da az belirginleşmesi düşüncesiyle, tasarımında paslı çelik ile yer yer yosun kaplı yüzeyler kullanarak yapının çevresindeki ormanın içinde erimesini sağlamış – ayrıca, müşterisinin isteği doğrultusunda, Hyogo bölgesinde yaşayanları olduğu kadar, buraya gelen ziyaretçileri de global çevre sorunları hakkında eğitmiş oluyor.

Yapının esasını meydana getiren iskelet, aynen geleneksel Japon mimarisindeki konseptlerde olduğu gibi, yerel Japon sedir ağacı malzemeyle prefabrik olarak hazırlanmış. Prefabrik çalışma hem ekonomik anlamda, hem de çevresel kaygılar açısından sorunları en aza indirgiyor - daha az malzemenin daha kısa mesafelere taşınması projenin en başından itibaren atmosfere geçen carbon salınımını azaltıyor.

Ve adeta kayalıkların üzerinde konumlanmış bir mabedi anımsatan taşıyıcı yapı sadece gereken noktalarda toprağa bağlanmış – yaklaşık 1000 metre kare olan bina, dikkatle seçilmiş sadece onaltı noktada 1.5 metre enindeki desteklerle derinlemesine toprağa gömülmüş – ve toprağın içine giren herşey sadece bundan ibaret.
     

Bubbletecture H tasarım konsepti doğanın birbirini biteviye takip eden sistemlerini tüm yönleriyle ele alıyor. Arazi üzerindeki duruşuna bakıldığında, binanın üç işlevsel bölümünün birbirleriyle olan bağlantıları ve aralarındaki geçişler burada yapılandırılan akılcı formlar sayesinde açıkça algılanabilmekte. Yapısal anlamdaki başka bir sistem sayesinde binanın yüzeyindeki yağmur suları toplanıp, sulama amaçlı olarak tekrar kullanılıyor. Ve yapının tümüne hakim olan hayatın döngüsü belki de en dikkate değer sistemik işlem olarak olarak öne çıkıyor ve bu bağlamda kelimenin tam anlamıyla her yüzeyden yeşil teknoloji akıyor. Endo’nun çevresel duyarlılığa ve çevre araştırmalarına adanan eseri, insanlarda çevre bilincini geliştirmeyi amaçlıyor – ve böyle bir bilinç geliştikçe, sözkonusu vadi ve çevresinin daha iyi korunması da gerçekleşmiş oluyor. Andrew J Wiener

 
 

 

Etiket:
 
Munetsugu Binası
E-posta Salı, 22 Temmuz 2008




Norihiko Dan
–  1956 yılında Japonya’nın Kanagawa Eyaletinde doğmuş – Naka Ward, Nagoya, Japonya’da 2007 yılında inşası tamamlanan muhteşem güzellikteki Munetsugu Binası’nın  tasarımcısı. Burası özel bir bütçe ile yapılmış bir konser salonu olup, sanatı himaye eden zengin iş sahiplerinin yeni sanat mekanlarının yapılmasını desteklemeleri ve finanse etmeleri gibi yüzyıllardan beri süregelen ve artık neredeyse yokolmaya yüz tutmuş olan bir geleneğin uzantısı olarak varolmayı başarmış bir yapı olarak tanımlanabilir. Munetsugu Binası’nın asıl gösterim alanını meydana getiren ve adeta akıyor gibi duran beyaz duvarlar yapının belirleyici özelliği olarak öne çıkmakta. Duvarlara baktığımız zaman üzerlerindeki sanatsal izleri hissedebiliyoruz; adeta devasa bir inşaatçının bir eline kocaman malasını, öbür eline harç tepsisini alıp, uzun uzun çalışarak duvarları oluşturduğunu düşünüyoruz. 

Norihiko Dan hem Japonya, hem de Tayvan’da aralarında Japon Mimarlık Enstitüsü Özel Mimarlık Ödülü ve 2007
ARCADIA  Altın Madalya Ödülü’nün de bulunduğu, mimarlık konulu birçok ödül kazanmış bulunuyor. Eserleri Japonya, Tayvan, ABD, Kanada, Almanya, Avusturya, İtalya ve İngiltere’de gerçekleşen birçok sergi ve fuarda yer almış. Saygın bir mimar ve eğitimci olan Norihiko Dan, aynı zamanda bir mimarlık tarihçisi ve öte yandan roman ve senaryo yazmayı da sürdürüyor. 

Munetsugu Bina’sının cömert hamisi Tokuji Munetsugu, eşi Naomi ile birlikte restoran işinde servet yapmış biri olarak tanınmakta. Şirketleri Ichibanya Co. (Aichi, Japonya konumlu) Curry House CoCo Ichibanya ve Pasta de CoCo isimleriyle faaliyet göstermekte olup, 1000’den fazla köri ve hamur işi restoranını bünyesinde barındırmakta. Munetsugu, 310 koltuklu konser salonunun inşası için iki trilyon yen harcamış. Ayrıca, sağlıklı yaşam, spor ve sanatsal etkinlikler için de kar amacı taşımayan bir organizasyon kurmuş. Tuija Seipell  

   
         

Etiket:
 
Dünyanın En Cool Evleri - Kitap No.2
E-posta Pazartesi, 14 Temmuz 2008
 

Yeni çıkacak kitabımız için, deniz kenarı konumlu veya şehir dışında, kırsal alanda yer alan evlerle, şehir içi konutlarını, ya da tatil evleri ile kayak bölgelerindeki yaşam mekanlarını kapsayan, olabildiğince cool projelerin peşine düşmüş bulunmaktayız. Sao Paulo’dan Sydney’e en özgün evleri arıyoruz. Biraz cool, standart lüks unsurlar taşıyan mekanlar ilgi alanımıza girmiyor.  


Bulmak istediğimiz evlerin, Zaha Hadid’in “Mimarinin ilkellik, hayatiyet, ve bu dünyaya ait, gerçekçi nitelikler taşıyor olanını seviyorum.” sözleriyle ifade bulan tasarımlar olduğunu belirtmeliyiz. Dolayısıyla, böyle bir evin mimarıysanız, lütfen projenizi, değerlendirilmek üzere, tarafımıza yollayınız; veya böyle bir evin resmini çekmiş olan bir fotoğraf sanatçısı iseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz - adresimiz Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  
 
 






Etiket:
 
Golf & Country Club, Sempachersee
E-posta Çarşamba, 09 Temmuz 2008
 


Golf ve sıkıcılık eşanlamlı gibi, değil mi? Ve Golf and Country Club dendiğini duymak bile kaçmanıza neden olmakta. Uzağa. Hızlı hızlı. Gerçekten de, golf, biraz imaj sorunu yaşıyor olabilir, ama, bu durum Zürih konumlu Smolenicky & Partner Architektur  isimli mimarlık şirketini engellememiş ve İsviçre’de, Lüzern yakınlarında yer alan yılların Sempachersee Golf Klübü’nün genişletilme çalışmalarına devam etmişler.
 
   


Her ikisi de Smolenicky tasarımı olan yeni klüp-restoran binası ve yeni bakım ve altyapısal işler binasına ilaveten, genişletme çalışmaları kapsamına 18-çukurlu ikinci bir golf alanı dahil edilmiş. Bunların tümü sayesinde Golf Club Sempachersee, İsvçre’nin en büyük golf klübü olmakta ve büyük bir ihtimalle de, en cool klüp evine sahip olmayı da başarıyor.
 


Klüp evine yaklaşımlarında
Smolenicky iki şey üzerinde durmuş: kendi ifadeleriyle “Sempachersee alanına özgü, golf kültürünün taşıdığı kırsal karakter” ile alanın dünya geneline özgü incelmiş şıklık ve zerafetini sergilemek... Tasarım için yol haritalarını oluştururken “bir kütük eve özgü kırsal içtenlik ve sıcaklık ile bir Maserati spor arabanın net ve belirgin çizgileri” onlara rehberlik etmiş. Sonuçta ortaya çıkan yapı, şık, zarif ve minimalist iç mekan ile Sempachersee gölünü ve Alpleri içine alan 180-derecelik muhteşem panoramik manzara, golfe yeni bir şans tanımak için yeterli neden olabilir. Ya da, en azından, golf ortamının nasıl olması, neye benzemesi hakkında yeniden düşünmemizi sağlayabilir. Tuija Seipell 




Etiket:
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Advertise With Us
Advertisement