Advertisement
09:43 24 07 2008
ana sayfa arrow mimarlık
Munetsugu Binası
E-posta Salı, 22 Temmuz 2008




Norihiko Dan
–  1956 yılında Japonya’nın Kanagawa Eyaletinde doğmuş – Naka Ward, Nagoya, Japonya’da 2007 yılında inşası tamamlanan muhteşem güzellikteki Munetsugu Binası’nın  tasarımcısı. Burası özel bir bütçe ile yapılmış bir konser salonu olup, sanatı himaye eden zengin iş sahiplerinin yeni sanat mekanlarının yapılmasını desteklemeleri ve finanse etmeleri gibi yüzyıllardan beri süregelen ve artık neredeyse yokolmaya yüz tutmuş olan bir geleneğin uzantısı olarak varolmayı başarmış bir yapı olarak tanımlanabilir. Munetsugu Binası’nın asıl gösterim alanını meydana getiren ve adeta akıyor gibi duran beyaz duvarlar yapının belirleyici özelliği olarak öne çıkmakta. Duvarlara baktığımız zaman üzerlerindeki sanatsal izleri hissedebiliyoruz; adeta devasa bir inşaatçının bir eline kocaman malasını, öbür eline harç tepsisini alıp, uzun uzun çalışarak duvarları oluşturduğunu düşünüyoruz. 

Norihiko Dan hem Japonya, hem de Tayvan’da aralarında Japon Mimarlık Enstitüsü Özel Mimarlık Ödülü ve 2007
ARCADIA  Altın Madalya Ödülü’nün de bulunduğu, mimarlık konulu birçok ödül kazanmış bulunuyor. Eserleri Japonya, Tayvan, ABD, Kanada, Almanya, Avusturya, İtalya ve İngiltere’de gerçekleşen birçok sergi ve fuarda yer almış. Saygın bir mimar ve eğitimci olan Norihiko Dan, aynı zamanda bir mimarlık tarihçisi ve öte yandan roman ve senaryo yazmayı da sürdürüyor. 

Munetsugu Bina’sının cömert hamisi Tokuji Munetsugu, eşi Naomi ile birlikte restoran işinde servet yapmış biri olarak tanınmakta. Şirketleri Ichibanya Co. (Aichi, Japonya konumlu) Curry House CoCo Ichibanya ve Pasta de CoCo isimleriyle faaliyet göstermekte olup, 1000’den fazla köri ve hamur işi restoranını bünyesinde barındırmakta. Munetsugu, 310 koltuklu konser salonunun inşası için iki trilyon yen harcamış. Ayrıca, sağlıklı yaşam, spor ve sanatsal etkinlikler için de kar amacı taşımayan bir organizasyon kurmuş. Tuija Seipell  

   
         

Etiket:
 
Dünyanın En Cool Evleri - Kitap No.2
E-posta Pazartesi, 14 Temmuz 2008
 

Yeni çıkacak kitabımız için, deniz kenarı konumlu veya şehir dışında, kırsal alanda yer alan evlerle, şehir içi konutlarını, ya da tatil evleri ile kayak bölgelerindeki yaşam mekanlarını kapsayan, olabildiğince cool projelerin peşine düşmüş bulunmaktayız. Sao Paulo’dan Sydney’e en özgün evleri arıyoruz. Biraz cool, standart lüks unsurlar taşıyan mekanlar ilgi alanımıza girmiyor.  


Bulmak istediğimiz evlerin, Zaha Hadid’in “Mimarinin ilkellik, hayatiyet, ve bu dünyaya ait, gerçekçi nitelikler taşıyor olanını seviyorum.” sözleriyle ifade bulan tasarımlar olduğunu belirtmeliyiz. Dolayısıyla, böyle bir evin mimarıysanız, lütfen projenizi, değerlendirilmek üzere, tarafımıza yollayınız; veya böyle bir evin resmini çekmiş olan bir fotoğraf sanatçısı iseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz - adresimiz Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  
 
 






Etiket:
 
Golf & Country Club, Sempachersee
E-posta Çarşamba, 09 Temmuz 2008
 


Golf ve sıkıcılık eşanlamlı gibi, değil mi? Ve Golf and Country Club dendiğini duymak bile kaçmanıza neden olmakta. Uzağa. Hızlı hızlı. Gerçekten de, golf, biraz imaj sorunu yaşıyor olabilir, ama, bu durum Zürih konumlu Smolenicky & Partner Architektur  isimli mimarlık şirketini engellememiş ve İsviçre’de, Lüzern yakınlarında yer alan yılların Sempachersee Golf Klübü’nün genişletilme çalışmalarına devam etmişler.
 
   


Her ikisi de Smolenicky tasarımı olan yeni klüp-restoran binası ve yeni bakım ve altyapısal işler binasına ilaveten, genişletme çalışmaları kapsamına 18-çukurlu ikinci bir golf alanı dahil edilmiş. Bunların tümü sayesinde Golf Club Sempachersee, İsvçre’nin en büyük golf klübü olmakta ve büyük bir ihtimalle de, en cool klüp evine sahip olmayı da başarıyor.
 


Klüp evine yaklaşımlarında
Smolenicky iki şey üzerinde durmuş: kendi ifadeleriyle “Sempachersee alanına özgü, golf kültürünün taşıdığı kırsal karakter” ile alanın dünya geneline özgü incelmiş şıklık ve zerafetini sergilemek... Tasarım için yol haritalarını oluştururken “bir kütük eve özgü kırsal içtenlik ve sıcaklık ile bir Maserati spor arabanın net ve belirgin çizgileri” onlara rehberlik etmiş. Sonuçta ortaya çıkan yapı, şık, zarif ve minimalist iç mekan ile Sempachersee gölünü ve Alpleri içine alan 180-derecelik muhteşem panoramik manzara, golfe yeni bir şans tanımak için yeterli neden olabilir. Ya da, en azından, golf ortamının nasıl olması, neye benzemesi hakkında yeniden düşünmemizi sağlayabilir. Tuija Seipell 




Etiket:
 
Dalgalı Cephe Örtüsü
E-posta Cuma, 04 Temmuz 2008


Kinetik enerjiyle yüklü bir perdenin ne olduğunu ve ne yaptığını merak ediyorsanız, şimdi size burada  gösteriyoruz. Eğer biliyorsanız, bir adım ileridesiniz demektir. Buradaki videoyu oynatarak,
Flare façade isimli dalgalı cephe örtüsünün, binayı aynen onun teniymiş gibi sardığını gözlemleyeceksiniz; bilgisayar kaynaklı örtü sistemi, yapısında yer alan çok sayıdaki metal yaprağın hareketlerini kontrol etmekte.  

Modüler sistemin her yaprağı güneşten tarafa veya uzağına eğim yapacak şekilde programlanabiliyor – böylece yüzeye çarpan ışık farklı yönlere yansıtılırken, sonsuz sayıda desen oluşuyor ve yapının yüzeyi, çevresi ile interaktif iletişime geçmiş oluyor. Acaba, diyoruz, bu uygulama fotovoltaik paneller devrinin başlangıcı olabilir mi? Andrew J. Wiener

Etiket:
 
Humlegard Evi - Doğal malzemelere bir selam
E-posta Cumartesi, 14 Haziran 2008
 


Finlandiyalı emekli bir gazetecinin yıl boyu yaşadığı evi Humlegård, yalın ve sade görünümüyle dikkatleri çekmekte. Kendisi Helsinki’de, şehrin merkezinde, kente özgü tipik bir apartman dairesinde yaşamaktayken, kentin 78 kilometre batısındaki Fiskars kasabasında yer alan bu eve taşınmış. Humlegård, birçok açıdan, özellikle de tabiat şartlarına uyumlu ve uygun konumu açısından, sahibinin çocukluğunun geçtiği, Finlandiya’nın orta bölgesindeki kırsal alanda yer alan büyük konutla benzerlikler taşımakta.
 
 


Helsinki konumlu Friman Laaksonen Architects   isimli mimarlık şirketinden Kimmo Friman’ın tasarladığı Humlegård Evi, küçük ve düz bir tepenin üzerine öyle konumlandırılmış ki, kuzey-güney çizgisi binayı çaprazlama kesiyor. Aslında, Finlandiya’nın sert iklim şartları düşünülerek, eskiden beri süregelen bu uygulama sayesinde, evlerin enerji anlamında olabildiğince işlevsel ve rahat ortamlar olması sağlanmış oluyor. Rüzgardan korunmak ve güneş ışığından azami yararlanmak en önde gelen amaçlar olmakta ve odaların konumları hesaplanırken, buralarda yaşayanların ev alanını nasıl kullandıklarıyla bağlantılı olarak, her bir odanın ısı ve ışık gereksinimi düşünülmüş.  
  
 


Yerleşim planı ise, kırsal kesim insanının geleneksel çiftlik evi planına benziyor; uzunlamasına ikiye bölünmüş.  Ev, çok fonksiyonlu üç alandan oluşmakta: iki büyük oturma odası, ikinci bir kata bağlanıyor ve aşağıdaki banyo ile aynı hizadaki yatak odası bütünleşiyor.  
   
  


Tipik Fin tarzının bir yansıması olarak bina, basit, sade, yalın ve kullanışlı bir yapı olarak tanımlanabilir ve aynı zamanda bütünsel olarak sergilediği uyumun yanısıra, form olarak, hoş bir tarz ve işlevselliğe de örnek teşkil ediyor. Evin sahibi ve mimarı birlikte çalışarak, yapıda kullanılan her malzemeyi dikkatle seçmişler ve bunu yaparken malzemelerin geleneksel ve doğal olmalarına özen göstermişler. Evin sahibi şöyle diyor:”Uzun yılların tecrübesinden gelmeyen malzemeleri kullanmak istemedim.” Yatay olarak kullanılan ladin tahtalar ise – yapısal olarak azami derecede hava alabilmeleri için işlenmeden kullanılmışlar – iç mekanda ağırlıklı olarak kullanılan malzeme olarak göze çarpıyor.
 


Ladin ahşap malzemeyle örtülü dış cephe, zamanla, hava şartlarının da etkisiyle olağanüstü güzellikte gri renge dönüşerek, yalın ve sade çevreyle bütünleşmiş. Doğuya bakan cephede ise, duvarı yağmur suyu ve güneşin etkilerinden korumak amacıyla galvenize edilerek işlenen çelik malzeme kullanılmış ve bu uygulama aynı zamanda yaz güneşinin aşırı güçlü ışınlarını geriye yansıtma işlevini de gerçekleştiriyor. İç mekan alanlarının kullanım gereklilikleri ve öncelikleri, pencerelerin konumlarını belirleyen başlıca unsur olarak düşünülmüş. Daha sonra inşa edilen ve yine Friman tasarımı olan  minik ahşap sauna ise, ana binanın doğu tarafına eklenmiş.
Tuija Seipell
 



Etiket:
 
Vitrinde yaşamak
E-posta Cuma, 30 Mayıs 2008


  
Antwerp, Belçika konumlu, henüz bir yaşındaki sculp(IT) şirketini Pieter Peerlings ve Silvia Mertens isimli iki mimar ortak kurmuş. Bir zamanlar Antwerp’in kırmızı fenerler semti olarak anılan muhitte, kendileri için akıllıca tasarlanmış bir ofis, yaşama alanı ve stüdyodan oluşan ve kendi ifadeleriyle “Antwerp’in en dar evini” henüz tamamlamış bulunuyorlar. İki bina arasındaki 2.4 metrelik alan üzerine inşa ettikleri çelik iskeleti kullanarak oluşturdukları dört ahşap katın birini çalışma yeri, diğerini yemek alanı, öbür ikisini de dinlenme ve uyuma bölümleri olarak değerlendirirken, çatıya da bir banyo küveti yerleştirmeyi başarmışlar. 
 

 
Dört kat birbirine yekpare bir merdivenle bağlanıyor. Tamamen cam olan duvarlar, ışığın içeri girmesine olanak sağladığı gibi, daha geniş bir mekan algısı yaratmakta. Semtin “sergileyici” geçmişine atıfla, caddeye bakan her “pencere” siyahla çerçevelenmiş; böylece mekanın vitrin ya da sergileme yönü de vurgulanmış oluyor. Çok renkli ışıklandırma sistemi ise, zengin konsepti tamamlıyor. Tuija Seipell  

( Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. )




 
 

Etiket:
 
Çok özel konut ve malikaneler, Abu Dhabi
E-posta Cuma, 23 Mayıs 2008


 
Güneş sisteminde Lüks adını taşıyan yeni bir gezegen yer almakta. Aslında, tam da güneş sisteminde sayılmaz; burada dünyamızda, Abu Dhabi şehrinin kuzey-doğusunda yer alan Nurai isimli bir adada konumlanmış.  

130,000 metre kare büyüklüğündeki ada, hızla göz kamaştırıcı ve lüks bir tatil ve dinlenme konutları topluluğununa dönüşüyor; aralarında 60 odalı lüks bir butik hotel tesisi de bulunan özel konutlar topluluğu, 31 deniz kenarı malikanesi ve 36 havuzlu villadan oluşmuş.  
 
 


Dev proje, konutları tasarlayan Dror Benshetrit yönetimindeki New York konumlu
Studio Dror  ile otelin tasarımından sorumlu olan Parisli AW2 şirketinin birlikte çalışmasıyla gerçekleşmiş. 

Projenin sadece genel ölçüleri bile şaşırtıcı boyutlarda düşünülmüş; inanılmaz güzellikteki çok katlı havuzlu villaların her biri 515 metre kare; bu konutlar üç yatak odası, dört banyo, özel spa havuzlu çatı bahçesi, ufuk çizgisiyle birleşen özel havuz, birçok güneşlenme alanı, açık hava barbekü alanı, gurme tipi mutfak ve gözlerden uzak olacak şekilde konumlanmış servis ve hizmet noktalarından oluşmuş. Tom ve Katie’nin neden hemen rezervasyon yaptırdıkları anlaşılıyor.

 
Özel Deniz Kenarı konutları (ki, bunları kesinlikle Suudi Prensler ve petrol şeyhleri alırlar, çünkü büyük bir ihtimalle sadece onlar, bu kadar yüksek fiyatları karşılayabilirler) beş yatak odalı ve altı banyolu malikaneler olup, boyutları 3,000 – 6,050 metre kare arasında değişmekte. 

Her Deniz Kenarı malikanesinin özel plajı ve bahçesi, spa havuzlu çatı bahçesi, ufuk çizgisiyle birleşen yüzme havuzu, aydınlatmalı iç mekan havuzları, gözlerden uzak hizmet ve servis noktaları, konuk ağırlama alanları, açık hava yemek ortamları, şeflerin gösterim yaparak yiyecekleri hazırladıkları mutfaklar ve açık hava duşları bulunmakta.
 

2010 Yılında tamamlanacak olan tatil ve dinlenme konutlarının satış fiyatları
€20 milyondan başlıyor. Lisa Evans  





Etiket:
 
Baumraum ağaç evleri
E-posta Salı, 20 Mayıs 2008



Bazılarımız, çok çok eskilerde atalarımızın ağaçlarda yaşadığına inanır – ve... düşünce ve hafızalarımızın en duru olduğu çocukluk çağımızda bahçelerimizde, parklarımızda, şehirlerimizdeki ağaçlara tırmanmaya bayılırız. Büyüdükçe ağaçlara tırmanma hevesimiz giderek azalır ve onun yerini asansörlerle yüksek binalardaki iş yerlerimize çıkarak, içinde yaşadığımız şehire yükseklerden bakma isteği alır. Yine de, yapay olarak klimatize edilmiş mekanlarda otururken, zaman zaman temiz havaya gereksinim duyarız. 
 

 
Bir Alman şirketi olan baumraum’da, mimar, peysaj mimarı, bitki uzmanı ile zanaatkar ve ustalar, modern, doğal ve sağlam ağaç evler tasarlamaktalar. Burada her ağaç ev, proje bazında, tek tek ele alınıyor. Ekip, ağacın içinde yaşamakta olduğu çevre koşullarının yanı sıra, müşterinin istediği boyut ve özellikleri de dikkate alıyor.
    
  



B
aumraum, hem kullanılacak ahşap malzeme, hem de duvar yalıtımları konusunda seçenekler sunuyor. Ağaçlardaki mekanlarda, oturma ve uyuma noktaları, erzak saklama yerleri, bir mini mutfak, ısınma sistemi, cam pencereler, ışıklandırma ve mültimedya kullanımına uygun ses sistemi yer almakta. Bir atölyede pre-fabrik olarak üretilen her parça, ait olduğu yerde bir araya getiriliyor. 
  
  


Sanki uzun zamandır istediğiniz bir şey gibi, değil mi? baumraum ekibi, ücretsiz olarak sundukları danışma görüşmesinde size tüm seçenekleri sunarak, hayallerinizdeki ağaç evi gerçekleştirmenize yardımcı oluyorlar. Ağaç evler birkaç kat olabildikleri gibi, birkaç ağaç üzerine de konumlanabiliyor. Ağaç evler çoğu zaman halatlarla destekleniyor; böylece evin üzerine konumlandığı ağaç veya ağaçlar üzerindeki baskı ve ağırlık en aza indirgenmiş oluyor. Ve... özellikle zayıf bir ağaç sözkonusu ise, ya da uygun bir ağacın olmadığı durumlarda, direkler kullanılarak, herkesin bir kez daha tırmanabileceği bir eve kavuşması sağlabilmekte. Andrew J Wiener 
  
 
(Bu veya benzeri bir konu için - şirketinize,markanıza veya kendinize ait... ya da tanık olduğunuz - Türkiye’den dünyaya ulaştıracağımız cool bir haberiniz ve görüntünüz varsa lütfen bize 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  adresinden ulaşın. ) 




 
   

Etiket:
 
Tenerif’deki Ev, Kanarya Adaları
E-posta Çarşamba, 07 Mayıs 2008


Dünyanın her yerindeki olağanüstü tasarımları bulmak için çabalıyoruz ve Afrika’nın kuzey- batı kıyıları yakınında yer alan Kanarya Adaları’nın en büyüğü Tenerif’de ahşap, cam ve çimento kullanılarak inşa edilmiş, olağanüstü bir
mimarlık örneği yapı  bulduk. Tenerif’deki Ev, siyah kum örtülü sahilin 300 m yukarısında yükselen kayalıkların üzerine konumlanmış bulunuyor.  

Evin girişini takiben devam eden üst kat, aslında iki katlı günlük yaşam alanını oluşturmakta. Ve beton basamaklardan inerken karşılaştığımız minimalist tarzda yapılandırılmış iç mekan, adeta binanın içinde konumlandığı doğal ortamın devamını oluşturuyor – gökyüzü ve denizin mavi renklerinin dikey yönde birbirini tamamladığı bir ortam. Derken, doğal dünyanın duyumsal etkileşimleri, insan eliyle yapılmış olan formu sarmalıyor ve ev, çevresi ve ortamı içinden şekil alarak belirginleşiyor.       




Evin günlük yaşam alanları L-şeklindeki planın kısa kolu üzerine yerleştirilmiş; öte yandan, iki yatak odası ve iki banyo ise, uzun kolda yer alıyor. Hem günlük yaşam, hem uyuma alanları, adeta akarak doğaya karışan bir ahşap teras ile havuza açılmakta. 
 

Beton malzeme kullanılarak yapılandırılan iki-katlı günlük yaşam alanının ağırlığı sayesinde kolayca ve rahatlıkla terasta cam paneller kullanılabilmiş. Mobilya olarak odada sadece bir le Corbuiser koltuk ile Mies’ Barcelona iskemle yer alıyor; onlar da, iki katlı raf düzeninin duvarıyla, küçük şöminenin buluştuğu noktadan hayli uzaktalar.      
 



Uyuma alanlarının her ikisi de teras ve havuza açılıyor. Her odanın özel banyosu var – ve esas yatak odasında kalanlar ise, yataklarından ve banyodan aynı manzarayı seyredebilmekteler, çünkü lavabo ve küvet yatağın ayak ucu hizasında konumlanmış bulunuyor.
  


Evin bir bodrumu bile var ki, burada yer alan ev tipi spor salonu, cam duvarı sayesinde havuzun bir kenarını görebilmekte. Bir İspanyol adasında yer alan bu evde aklımıza gelip de bulamadığımız hiç bir şey olmadı – büyük bir şarap mahzeni hariç; o zaman burada sık sık konuklar ağırlanabilirdi.
Andrew J Wiener 



 
 

Etiket:
 
Casey Brown Mimarl1k – James-Robertson Evi
E-posta Cumartesi, 19 Nisan 2008



James-Robertson Evi, tasarım anlamında Great Mackerel Kıyısı’na uzanan dik yamaçta koya hakim bir noktada konumlanmış olup, sahiplerine sürekli yaşadıkları bir mekan sunmakta; yaşama, uyuma ve konuk ağırlama bölümleri olarak üç ayrı birim şeklinde düşünülen yapı, cam, çelik ve bakır kullanılarak inşa edilmiş. 

Sydney konumlu
Casey Brown Mimarlık şirketi, yapıları doğal çevrenin üzerine yerleştirme prensiplerine göre inşa ediyor ve bu evin de, koyun mavi sularının üzerinde yükseliyor olması, burada da aynı kuralın geçerli olduğunu göstermekte. Kendileri de aynı yamaçta yaşayan mimarlar, James-Robertson Evi’ni yapılandırırken doğal ile sonradan yapılan arasındaki ilgi ve dengeyi sağlamak amacıyla bölgenin iklim ve topografik koşullarını göz önüne almışlar.   



Konuklar ve bölgede yaşayan çok az sayıda kişi, arabalı vapurla koyun bir ucundan diğerine geçtikten sonra, kıyıdan denize doğru uzanan rıhtımı da geçerek Great Mackerel Kıyısı’na ulaşabilmekteler. Yamaçta konumlanmış olan evler Ku-ring-gai Milli Park’ının – Sydney’in hemen kuzeyinde yer alan geniş ve korunmuş alan – kenar sınırından başlıyor – ve burada yol olmamaması, kesinlikle araba olmaması anlamına geliyor – ki bu, bütün dünya şehirlerinde yaşayanların en güzel rüyası olmalı.  

Ev, yapısal anlamda, üç adet çift katlı bölümden oluşmuş olup, sözkonusu birimler kayaların arasından aşağıya doğru sanki dik yamaştan aşağı sarkıtılıyormuş gibi durmaktalar. İklime uyumlu olması düşünülerek oluşturulan tasarım, Koyun ötesine uzanan Güney Pasifik Okyanus’undan gelen meltemleri kucaklayabilecek geniş boşluklar ve boş alanlara yer vermiş. Güneş ışığı, açılır kapanır paravanlar, mekanik çalışan güneşlikler ile saçak ve panjurları rahatça aşarak içeriye süzülüyor; böylece ev, bir anlamda,  kendi doğal ortamına karışmış oluyor. Mimarlar, yapısal malzeme anlamında yerel olarak sağladıkları ahşap malzeme ve taşın yanı sıra, çatı örtüsü olarak da bakır kullanmışlar.  



Alt katta yer alan iki bölümde birer konuk odası ile banyo bulunmakta; bir alt kattaki merkezi mutfak ile yemek ve yaşam alanlarına ise, binanın dışından geçen taş basamaklarla ulaşılıyor. Alt katın 51 metre yukarısında konumlanan üst bölüme sadece çok dik bir ev tarzı asansörle ulaşım sağlanmakta. Çamaşır ve temizlik odası alt katta yer alırken, asıl yatak odası ve banyo, arazinin çevreyi kuşatan geniş manzarayı tamamamen alan en yüksek noktasına konumlandırılmış.
Andrew J Wiener 







Etiket:
 
Gün Batımını Seyreden Kulübe, Simcoe Gölü, Ontario
E-posta Cuma, 18 Nisan 2008
   

Kanada’daki Simcoe Gölü’nün kıyısında konumlanmış bulunan burada gördüğünüz prefabrik küçük evin sahibi olan çift, aslında çeyrek asırdan beri geniş bir arazi üzerine kurulu tatil ve dinlenme yerine gelmekteydiler. Ancak, geniş tatil ve dinlenme alanında yer alan büyük yapı, gece yatısına gelen konuklar ve mekanın sahiplerinin özel yaşamlarının hemen hemen tamamen yok olması anlamına geliyordu. 

Dört mevsimin yaşandığı ortamın getirdiği huzur ve dinginliği yakalayabildikleri, mevcut ağaç ve yapılara dokunmadan yapılandırılmış, kendilerine ait bir “kaçış noktasına” ihtiyaç duyduklarını düşünürler. Simcoe bölgesine özgü küçük-ev tarzını yaşatan konut tipini tercih ederler.  
 

Toronto konumlu
Taylor Smyth Mimarlık tarafından geliştirilen parlak ve ödüllü çözüm, tek odalı Gün Batımını Seyreden Kulübe olarak sunulur; burası tamamen  çağdaş özellikleri taşıyan gerçek bir kulübedir. Bu olağanüstü kulübe birçok mimarlık ve tasarım ödülü kazanmış bulunuyor ve sahiplerinin tüm gereksinimlerini karşılamayı başarmış. 

Tek odalı, derli toplu (60 metre kare kadar) bir bütün olarak düşünülen yapıyı inşa eden mobilya ustaları, evi Toronto’daki bir araba parkında dört haftada tamamlayarak, kendi yerine 10 günde konumlandırmışlar.     
 

Zeminden tavana yükselen üç adet dış duvar cam olup, bunların ikisi, özelliğin korunması ve iç mekanda gölge ve ışık efektlerinin yaratılması amacıyla yatay olarak konumlandırılan sedir ağacı ahşap panjurlarla örtülmüş. Sedir panjurlardan birinde yer alan büyük açıklık sayesinde, içerideki sabit yataktan gün batımı izlenebilmekte. Panjurların kalan bölümünde ise, gelişigüzel noktalarda, daha küçük açıklıklar bırakılarak, çevreyi saran doğanın çeşitli görünümlerinin iç mekana uzanabilmesi ve olağanüstü ışık desenlerinin yaratılması sağlanmış. Panjur tahtaları öyle konumlanmışlar ki, dışarıdan içerinin görünmesi mümkün değil, ama içerideyken adeta duvarsız bir mekan izlenimi yaratıyor.
  


Yapının dışında kullanılan işlenmemiş sedir malzeme, zamanla gümüşi gri renge dönüşecek ve böylece kulübenin doğal çevresi içinde adeta erimesini sağlayacak. Ayrıca, mevcut büyük binadan görülebilen çatı örtüsü ise yeşil olup, buraya, bölgeye özgü yerel bitkiler dikilmiş; dahası, yapının, konumlandığı arazide öne çıkarak belirginleşmesi yerine, araziyle kaynaşması sağlanmış oluyor. 

Tüm iç mekanda huş ağacı kaplama boyasız kontrplak kullanılmış olup, bina inşa edilirken yapılandırılan dolaplar da aynı şekilde oluşturulmuş bulunuyor. İç mekan zemini dışarıya devam ederek bir teras oluşturuyor ve burada kırsal ortam yaşatılarak, panjurlarla çevrili bir açık hava duş ünitesi yer alıyor.
 

Mekanın sahipleri burada, bugüne kadar olduğundan çok daha fazla zaman geçiriyor olmalılar. Ya sobada yaktıkları odun ateşiyle, ya da gerektiğinde elektrikli ısınma ünitelerini kullanarak, yıl boyunca kulübenin keyfini çıkarıyorlar. Büyük olasılıkla da, evlerini paylaşmak anlamında konuk ağırlamıyorlar; dolayısıyla bizler sadece görüntülerin güzelliğini seyretmekle yetiniyoruz. Tuija Seipell




Etiket:
 
Zaha Hadid, Guggenheim Hermitage Müzesi için açılan tasarım yarışmasını kazandı
E-posta Pazar, 13 Nisan 2008



Zaha Hadid ' ın tasarladığı, suya yarı gömülmüş bir gemiyi veya bir uzay gemisini andıran gümüş renkli binası, Guggenheim Hermitage Müzesi’nin tasarımı için açılmış olan yarışmada birincilik ödülüne layık görüldü. Sözkonusu müze, Litvanya Cumhuriyeti’nin hem en büyük şehri, hem de başkenti olan ve uzun bir tarihi bulunan Vilnius’da konumlanmış bulunuyor.  Avrupa’nın en küçük başkentlerinden biri olmasına karşın Vilnius, uzun, yoğun ve kültürel anlamda zengin bir tarihe sahip ve tüm bu özellikler kentin Eski Şehir denen iyi korunmş bölgesinde yer alan ve yapım tarihleri 12.yüzyıla kadar inen katedrallerde çok hoş ve güzel bir şekilde yansımakta. Pritzker ödülü sahibi Hadid’in fütürist tarzdaki binası, sanat merkezi ve müze olarak faaliyet gösterecek olup, hem New York’daki Solomon R. Guggenheim Vakfı’na  ait, hem de  St.Petersburg’da bulunan Devlet Hermitage Müzesi’nde  bulunan seçkin koleksiyonlara ev sahipliği yapacak. 



Jüri, Hadid’in (Zaha Hadid Mimarlık) tasarımını seçerken, onunla aynı derecede ünlü  mimarlar Daniel Libeskind (Stüdyo Daniel Libeskind) ve Massimiliano Fuksas (Studio Fuksas) arasında bir seçim yapmış oluyordu.

Vilnius’da kısa bir süre önce kurulan Jonas Mekas Sanat Merkezi’nin yürüttüğü fizibilite çalışmasının 2008 yılının Haziran ayı ortalarında tamamlanması bekleniyor. Sonuca göre, müze en erken 2011 yılında açılabilir.
Tuija Seipell  




 

Etiket:
 
Dünyanın en cool evleri - Mimarlar / Fotoğraf sanatçıları, tasarımlarınızı bekliyoruz
E-posta Perşembe, 27 Mart 2008



Bir arayış içine girerek, deniz kenarı konumlu veya şehir dışında, kırsal alanda yer alan evlerle, şehir içi konutlarını, ya da tatil evleri ile kayak bölgelerindeki yaşam mekanlarını kapsayan, olabildiğince cool projelerin peşine düşmüş bulunmaktayız; yakında yayınlanacak olan kitabımıza almak için en cool evleri bulmak istiyoruz. Sao Paulo’dan Sydney’e en özgün evleri arıyoruz. Biraz cool, standart lüks unsurlar taşıyan mekanlar ilgi alanımıza girmiyor. Bulmak istediğimiz evlerin, Zaha Hadid’in “Mimarinin ilkellik, hayatiyet, ve bu dünyaya ait, gerçekçi nitelikler taşıyor olanını seviyorum.” sözleriyle ifade bulan tasarımlar olduğunu belirtmeliyiz. Dolayısıyla, böyle bir evin mimarıysanız, lütfen projenizi, değerlendirilmek üzere, tarafımıza yollayınız; veya böyle bir evin resmini çekmiş olan bir fotoğraf sanatçısı iseniz, lütfen bizimle iletişim kurunuz - adresimiz Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır